Mimarlık mesleğinin kıymeti bilinmiyor

Konya Mimarlar Odası tarafından düzenlenen söyleşi programına katılan Yüksek Mimar Acar Avunduk, mimarlık mesleği ile ilgili yaşadıkları sorunları dile getirirken, çalışmalarını da değerlendirdi

Konya Mimarlar Odası tarafından düzenlenen söyleşi programına katılan Yüksek Mimar Acar Avunduk, mimarlık mesleği ile ilgili yaşadıkları sorunları dile getirirken, çalışmalarını da değerlendirdi. Önceki akşam oda binasında düzenlenen program katılan ve Restorasyon Dalı Ulusal Mimarlık Ödülü sahibi olan Yüksek Mimar Acar Avunduk, mimarlık mesleğinin ne yazık ki hakkı ile yerine getirilemediğini söyledi. S.Ü. Mühendislik-Mimarlık Fakültesi’nde eğitim gören çok sayıda öğrenci ile mimarların katıldığı söyleşi programında meslek hayatındaki deneyimlerini genç mimarlar ve öğrenciler ile paylaşan Avunduk, 1960’lı yıllarda mimarlığın erişilmez meslek dalı olduğunu, mimarların ise herkesten fazla ilgi ve itibar gören bir kişi olduğunu söyledi. O tarihte bir inşaatın yapımı sırasında düzenlenen törene katılacak olan mimarı saatlerce beklediklerini ve  o bölgenin en yüksek idarecilerinden bile fazla rağbet gördüğünü ifade eden Avunduk, “Yıllar sonra bende okulu bitirip mimar olduğumda aynı şekilde karşılanacağımı bekliyordum. Ama ne yazık ki bırakın o kadar itibar görmeyi 8 ay iş aradım. Bu gün bile bu mesleğe gönül veren kişiler çok zor şartlar altında okuyup çok zor şartlar altında mesleklerini icra etme gayreti içindeler” dedi.

 

Mimarlık mesleğinin en önemli özelliğinin eski eserleri, tarihi konakları en iyi şekilde restore etmek ve özelliklerini bozmadan restorasyonunu yapmak olduğunu da belirten Avunduk, “Bu gün Türkiye’nin neresinde olursanız olun tarihi konakların yanına nasıl bir bina yapılması gerektiği konusunda ne yazık ki yeterince becerikli değiliz. Tarihi özelliği olan binaların yanına mutlaka o binanın tarzına uygun bir mimari yapı yapılması gerekir. Ama kesinlikle böyle bir uygulama yok. Bırakın tarihi binanın yanına yapılacak olan binanın aynı mimari şekilde olmasını mevcut tarihi binaları bile yeterince koruyamıyoruz” dedi.

 

Bu mesleğe gönül veren öğrenciler ile genç mimarları bu şekilde yönlendirmeyi bir görev bildiğini de belirten Avunduk, “Arkadaşlarıma en büyük tavsiyem bu yönde olmuştur. Restorasyonunu yapacağınız tarihi binalarda kesinlikle o eserin bir fotoğrafına ulaşmayı başarın. Ancak o şekilde aslına uygun bir çalışma yaparsınız. Aksi halde varsayımlar ile yola çıkarsanız o binanın bırakın aslına uygun bir şekilde geri kazandırılmasını tamamen kullanılmaz bir hale bile getirebilirsiniz. Ve şunu hiçbir zaman unutmayın: Yeni bir binanın yapımını üstlendiyseniz, tüm mimari sorumluluklarını aldıysanız, yapacağınız binanın yanında yer alan tarihi binaların, çeşmelerin, konakların özelliklerini mutlaka koruyun. Ve Yapacağınız binanın mimari yapısına ona göre şekillendirin. Böylelikle hem eski eserleri korumuş olacaksınız hem yeni kazandırdığınız binalara ona göre şekil vermiş olacaksınız” diye konuştu.

 

Kendisinin tarihi eserlerin korunmasına büyük önem verdiğini ifade eden ve mimarlık ödülünü de bu dalda aldığını hatırlatan Avunduk konuşmasını şöyle sürdürdü, “1980’li yıllara kadar eski eserlerin farkında bile değildik. Ancak Kültür Bakanlığı’nın bu konudaki girişimleri sonucu yaptığımız restorasyon çalışmaları beni bu konuda geliştirdi. İstanbul’da Sait Halim Paşa Yalısı’nın yanı sıra çok sayıda eski binayı, tarihi konakları, çeşmeleri, köprüleri ve benzeri eserleri ekip arkadaşlarımı ile birlikte yaptığımız çalışmalarda aslına uygun haline getirmenin gururunu yaşadık. Osmanlı Devlet Arşivleri Binası’nın (Hazine-i Evrak)  restorasyon çalışmalarını başarı ile tamamladığımız için bu ödüle layık görüldük. Bu benim için ayrı bir gurur kaynağı oldu” şeklinde konuştu.

 

Konuşmasının sonunda şehrin idarecilerine tarihi konakları ve eserleri korumak için önemli görev düştüğünü de yer veren Avunduk, koruma altına alınması ve kesinlikle restorasyonu yapılarak yeniden kazandırılması gereken binaların ne yazık ki bir gece içerisinde kül olup gittiğine üzülerek tanıklık ettiğini belirterek, bunun en acı örneklerini İstanbul’da Sait Halim Paşa Yalısı’nda gördüklerini söyledi.

 

 

ALİ SAİT ÖGE

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Gündem Haberleri