Mevlevilikte sofra adabı

Ayşe Boztaş

Medeniyetler beşiği olan güzel Anadolu, bünyesinde barındırdığı pek çok medeniyetin kültürü ile yoğurulmuş ve günümüz şeklini almıştır. Bu kültürel yoğurulmada bir kısım gelenek ve görenekler unutulmaya yüz tutmuşken bir kısmı da zamanla gelişerek günümüze kadar taşınmıştır. Asırlardan bu yana günümüze kadar taşınan en önemli şeylerden biri de elbette ki Anadolu Mutfak kültürümüzdür. Anadolu mutfak kültürünün temelleri çok eskilere dayanmaktadır ancak biz en azından şimdilik bu kültürün gelişmesinde büyük rol oynayan 13. yy da hayat bulmuş olan Mevlevi yemek kültürüne hatta bu kültürün ayrılmaz bir parçası olan Mevlevilikte ki sofra adabına bir göz atalım.

Mevlevilikte mutfak hem sanat hem de Mevlevi anlayışının öğretildiği yer olmakla birlikte çok önemli bir yere sahipti. Mutfağa verilen bu önem, mutfağın adını yüceltmiş ve “ değerli “ , “ şerefli” anlamlarına gelen “ şerif “ sıfatını almış ve tekkede ki adı “ Matbah-ı Şerif” olarak anılmıştır. Mevlevilikte mutfak yalnızca yemeğin piştiği yer değildi aynı zamanda Allah aşkına erişmek isteyen müritlerin tasavvuf eğitimi ile eğitilerek olgunlaştıkları bir çilehaneydi. Bu çilehanede yemekte kullanılan malzemelerden yemeğin pişirilme aşamasına kadar her şeye tasavvufi bir anlamlar yüklenirdi. Örneğin, şu sözden de anlaşılacağı gibi “ Aşkın olgunluğu, sevenle sevilinin birleşmesindendir, beri gelin; yağla unun bir daha ayrılmayacak kadar karılmasından meydana gelen bulamaç gibi karılın katışın birbirinize .”

Mevlevilikte yemek, dualar ve gülbanklar okunarak bir düzen içinde üçayaklı bir iskemlenin üzerinde bulunan yuvarlak tahtada yenilirdi. Sofranın etrafına peçete görevini görebilmesi için uzun bir peşkir dolanırdı. Sofra hazırlama işlemi bittikten sonra müritlerden biri ,” Huuu Somata salaa “ diyerek seslenir ve herkesi yemeğe çağırırdı. Mevlevilikte herkes yemeğe tuz ile başlar ve yine tuz ile son verirdi bu yüzden sofrada herkesin önünde biraz tuz bulunurdu. Yemek yeme esnasında sofraya konulan kaşığa bile dikkat edilir ve bir anlam yüklenirdi. Kaşıklar, sofraya sapları sağa ve yüzleri aşağı gelecek şekilde konulurdu. Kaşığın, sofrada ki bu duruşuna “ kaşık niyazda” ya da “ kaşık şükürde” denilirdi. Mevlevilikte, sofrada yemek yiyenlere hizmet etmekle yükümlü bir hizmetkâr bulunurdu. Olurda yemek yiyenlerden biri susarsa böldüğü bir parça ekmeği sol omzuna götürürdü. Bu susadım manasına gelirdi. Bunu gören hizmetkâr durumu anlar ve su isteyene bir bardak su uzatırdı. Sofrada su isteyen suyunu içinceye kadar herkes kaşıklarını sofraya koyar kimse yemeğe elini sürmezdi. Ayrıca sofrada kaşık kullanmanın da bir adabı vardı örneğin kaşığın ağza giren tarafı yemeğin içine girmezdi. Yemekler bir kaptan yenilirdi ve saygı gereği kimse birbirinin önünden yemediği gibi kimse birbirinden fazla da yemezdi. Yemeğini bitiren kimse kaşığını ters çevirerek sofraya bırakır ve beklerdi. Herkes yemeğini bitirdikten sonra tekrar dualar ve gülbanklar edilip yemek yeme faslına son verilirdi.

Mevlevilikte ki sofra adabının incelikleri anlatmakla bitmez. Hz. Mevlana ‘nın öğretilerini temel alan Mevleviliğin mutfak kültürümüze azımsanamayacak kadar fazla katkıları vardır. Mevlevi dergâhı ve öğretileri kültür mirasımızın değerli bir parçasıdır. Asırlardan emanet olarak aldığımız bu değerleri gelecek asırlara taşıyalım. Hz.Mevlana ‘nın öğretilerinin dilden dile, gönülden gönüle aktarılması dileğiyle. Sevgiyle kalın…

 

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.