Mevla Şâfii Kerim’dir

Nurten Selma Çevikoğlu

Hastalık varken tedâvi haktır, ilaç kullanmak meşrûdur ama tesirini gösteren şifâsının veren Rabbi Teâlâ’dır. Derdi de dermânı da şifâsını da veren yalnızca O (c.c)’dur. Bu hakikati teyit eden âyeti kerimeler çoktur. Şâfi olan şifâ veren sâdece Allâhü Teâlâ’dır. “Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.” (1) “Kur’an'dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zâlimlerin ise sâdece kaybını artırır.” (2) “… De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifâdır…” (3) “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifâ, müminler için bir hidâyet ve rahmet gelmiştir.” (4) Yüce Mevlâ her türlü hastalığa Şâfii Kerim’dir. O (c.c) her derde devâdır. Yeryüzünü aynen bir eczane gibi donatarak her derde şifa verecek şeyleri eşsiz kudretiyle yaratmıştır.

Hastalıkların tedâvisinin meşru olduğuna dâir Peygamber aleyhissalâtu vesselâm’ın pek çok hadisleri vardır; ‘Her derdin bir devâsı vardır. Onun için, derdin devâsı bulunduğu zaman o dert iyi olur.’ (5) ‘Ey Allâh’ın kulları! Tedâvi olun, çünkü Allah, yarattığı her hastalık için mutlaka bir şifâ veya devâ yaratmıştır. Ancak bir dert müstesnâ; o da ihtiyarlıktır.' (6) Aslında birçok hastalık israftan, aşırı yemekten, perhize dikkat etmemekten, sefahatten ileri gelmektedir. Oburluk derecesinde aşırı yemek günümüzde moda hâline geldi pek tabi bunun neticesinde birçok hastalıklar ortaya çıktı. Peygamber aleyhisselam her zaman az yemenin önemini vurgulardı; ‘Âdemoğlu, midesinden/karnından daha şerli/fena bir kap doldurmamıştır. Belini doğrultacak birkaç lokmacık ona yeter. Yok, birkaç lokma ile yetinmeyecekse (nefsinin galebesiyle) ille de midesini dolduracaksa hiç olmazsa onu üçe ayırsın: (karnının) üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğine/suya, üçte birini de nefesine (ayırsın, üçte birden fazlasına yemek koymasın).’ (7) İşinden anlayan doktor hastaya reçete yazar, ilaç verir, nasihat ve uyarılarda bulunur. Hasta hekimi dinlerse hastalığı hafifler, sıkıntısı ferahlığa çevrilir. Kâinâtın en büyük hekimi Peygamber aleyhisselâm’ın uyarılarına dikkat edilmediği için bugün birçok hastalığa âdeta insanlar bizzat kendileri dâvetiye çıkartıyorlar.

Hastaya bakan kişilerin durumu cidden çok mânidardır. Bu iş çok zahmetli, sıkıntılı ama bir o kadar da sevaplı bir hizmettir. Hastalık hasta kişiyi nasıl Rabb’ine yöneltirse hastaya bakanı da ayni duygularla hemhal kılar. Hasta nasıl melek gibi olursa hastaya bakan kişi de âdeta sevap kazanmak için çırpınan bir melek timsâli olur ya da olmalıdır. İsyan eden, hastaya hakâret eden hem günah kazanır hem de ahrette cezâya müstehak olur. Eğer kişinin baktığı hasta anne ve babası olursa durum daha bir önem arz eder. Peygamberimiz aleyhissalâtu vesselam bu konuda şöyle buyuruyorlar; “Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor; Allâh’ın Rasûlü aleyhissalâtu vesselam, bir gün: ‘Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün!’ dedi. ‘Kimin burnu sürtülsün ey Allâh’ın Rasûlü?’ diye sorulunca şu açıklamada bulundu: ‘Ebeveyninden her ikisinin veya sâdece birinin yaşlılığına ulaştığı halde cenneti kazanamayanın.’ (8) Demek ki ebeveyne yaşlandığında bakmak, onları memnun etmek cenneti kazandıran çok sevaplı bir hizmettir. O halde böyle durumlarda bulunan kişiler işin zorluğunu düşünmek yerine yaptığı hizmetin kendisini cennete taşıyan bilet durumunda olduğunu düşünerek tahammül göstermeli, hizmetleriyle büyüklerinin rızâsını ve duâsını kazanmalıdır.

Her hastalığın devâsı vardır. Hastalığı tedâvi için çâreler aramak çözüme katkıdır. Eğer hastalık çözümsüz ise o zaman tahammül gösterilir, sabredilir, tevekkül edilir başka yapılacak şey yoktur. Rabb’in takdirine râzı olunur. Hastalık ânında kötümser olmak, aceleci davranmak uygun değildir. Hastaya dâima moral aşılamak lâzımdır. Özellikle de ağır hastalıkları yenmek için yüksek moral gerekir. Bu durumda paniklemek, elem ve üzüntüye kapılmak hastayı ve hastalığı olumsuz etkiler. İnsanın moralini daha da bozar. Hasta ziyâretlerinde dâima hastaya moral verecek güzel şeyler söylemek gereklidir. Rasûlullah aleyhisselâm’ın bu husustaki tavsiyesine baktığımızda; ‘Hastayı sormaya gittiğiniz zaman onu yaşamağa teşvik edin; rahatlatıcı, teselli edici sözler söyleyin. Çünkü bu, kaderi değiştirmez ama hastanın moralini düzeltir.’ Buyuruyorlar. (9)

Kur’ân-ı Kerim’de kendisine isâbet eden hastalığa karşı eşsiz bir tahammül gösteren sabır kahramânı Eyyüb aleyhisselâm’ı hatırlamamak olmaz. Hazreti Eyyub aleyhisselâm sabrı, şükrü ve duâsıyla Rabb’ine iltica eden müttaki bir kuldu. Yüce kitâbımızda: “Eyyub'u da (an). Hani Rabbine: ‘Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin’ diye niyâz etmişti. Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duâsını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona aile efrâdını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik.” Buyuruluyor. Hazreti Eyyüb aleyhisselâm Rabbi tarafından kendisine isâbet eden o ağır hastalıktan dolayı hiç sızlanmamış, hiçbir taşkınlık göstermemiş, sabretmiş ve Rabb’ine duâya yönelmişti. “Gerçekten biz Eyyub'u sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O, ne iyi kuldu! Dâima Allâh'a yönelirdi.” (10) Yaratılmış kulların içinde güzel bir kul olan Eyyub aleyhisselâm gibi hastalıklara sabır, şükür ve duâyla göğüs germek, sızlanmamak Müslüman’a yaraşandır.

----------------------

1) Şuara, 80

2) İsra, 82

3) Fussilet, 44

4) Yunus, 57

5) Ebû Dâvud, Tıb 1

6) Tirmîzi Tıb 2

7) Tirmîzi, Zühd 47

8) Müslim, Birr 9

9) Tirmîzi, Tıb 35

10) Sad, 44

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.