Meşguliyete Ayıracak Vakit Yok

.

Azaldıkça çoğaldığını zanneden yığınlar haline geldik. Çok meşgul oldukça çok bir şeymiş gibi tanımladık kendimizi.

Çok meşguliyet; adı yok, rengi yok, anlamı yok. Gürültüsüyle modern dünyayı tatmin eden cazibesi var. Ayak uydurmaca oyunuyla oynuyoruz kendimizle. Ayıp olmasın işte, ayıp denmesin. Herkes nereye gidiyorsa bizde oraya gidelim. Bir şeyler aramaya gerek yok, bulmuş/buldurulmuş bir şeyler. İsme gerek yok. Hoşumuza gidiyor işte, tamam.

Unutmak için. Dertlerimizi bir kenara koymak için… Hüzünlerimizi kahkahayla azaltalım. Kahkaha atarak ağlanacak halimizi unutmak istiyoruz.

Bizde bir sinema kültürü var. Sinemanın amacı gerçekte nedir bilmiyorum. Ama sinema bir sanat olsa gerek. Sanatında sunulduğu topluma bir değer katması gerek.

Küfür kültürü, argo kültürü bizimkisi. Güldüğümüz ifadeler, güldüğümüz görüntüler bizi çürüten, dünsüz ve yarınsız eyleyen aymazlıklardan ibaret. Öyle bir hal ki ne bugünümüzün sahibini hatırlayacak şuur bırakıyor, ne de yarınımıza bir hedef koyuyor.

Sinemalar ful dolu. Ful boşluk. Sosyal hayat, asosyal ruh. Bu sosyal hayat yalnızlaştırıyor bizi. Işıklar söndüğünde yapayalnız kalıyoruz. Sığınacak bir yar arıyoruz, bir Sevgili Dost… Ruhumuzun huzursuzluğunu hissediyoruz, kalbimizin daraldığını fark ediyoruz. Görünenle görünmeyen arasında bir şeyler fark ediyoruz.

Fark ediyoruz. Görünmeyeni huzurlu kılan görünen eylemlerimizmiş meğer. Görüneni özenle hazırlanmış bir tabakla görünmeyene sunmakmış aslolan.

Görünmeyen, ama onunla var edildiğimiz sonsuzluk.

‘Kısacık’lığa hevesliyiz biz. Şimdinin keyfini seviyoruz. Keyif olsun, gülme olsun. Olsun da çamurdan olsun misali.

Sonsuzluğu eksik idrak ediyoruz da bu yüzden böyleyiz. Bakışlarımızda bir körlük var, düşüncelerimizde çok darlık var. İlacımızı ihmal ediyoruz. Bakışlarımızı doğru rotaya koyacak, düşüncelerimizi doğru menzile oturtacak tavsiye edilmiş ilaçlardan almıyoruz. İlaç yoruyor bizi. Bide tedaviye ihtiyacımız yok bizim. Böyle güzel işte…

Çok şeyimiz çok basit, çok ucuz, çok kalitesiz. Güle güle ağlamaya gidiyoruz. Severadım gidiyoruz; bilerek veya bilmeyerek. Kolayca güldüğümüz gibi kolayca da ağlıyoruz. Kısa kısa, hızlıca, farklı duygularla tükeniyoruz. Çoğu çok ucuz ya da hiç değeri yok.

Oysa Allah var. Her şeyi bizim tahmin edemeyeceğimiz ölçüde fark eden bilen Âlim. İstediği her şeyi istediği gibi evirip-çeviren Kerim, Kadir. En Sevgili Dost. En Sevgili Yar.

Allah var. Mutlak görücü. Mutlak adalet sahibi. Nazarımıza nazar eden Allah. Adımlarımıza düşüncelerimize çoğu kez üzülen Merhamet Sahibi. Bizi insan eden. Güzellik bahşeden, sağlık veren.

Ve yeryüzü bin bir rahatsızlıkla, çirkeflikle doluyken kahkaha atmamıza şaşıran Allah. Yok, şaşırmayan pardon, üzülen. Çünkü yüzyıllardır insan böyle. Ve O(c.c.) çoğu kez uyardı mutluluk reçetesinde: “Ne kadar az düşünüyorsunuz” ayetiyle. Niye düşünmüyorsunuz? Neyiniz eksik? Düşünmek için ben size akıl vermedim mi? Bulmak için bilinç, şuur vermedim mi? Göresiniz tat alasınız diye size akıl almaz nimetler sunmadım mı? Ve ibret alasınız diye ölümü göstermedim mi? Tekrar dirilişi göremediniz mi? İşte bakın ağaçlara. Sonbaharda döküldüler, ilkbaharda yeniden dirildiler. Ne kadar erken; tomurcuktular, çiçek oldular, olgunlaştılar, sarardılar ve döküldüler. Çok kısa ama eller boş, anlatmaya değer bir şey yok. Neye güldük ki. Sosyal olalım diye nelere aldandık. Sitemlik halimiz. Şükürsüz, fikirsiz, halimize, inadımıza sabreden Allah. İnadımıza hep bizi bekleyen. Kendimizi kendimize davet etmeyi bekleyen Allah.

Allah var Sevgili Dost! Bil ki O(c.c.), En Sevgili Dost.

Sevgili dost,

Sevgili Dost’a sığın! Meşguliyet kadar ömrün yok!

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri