1989 yerel seçimlerinin üzerinden 20 yıl geçti. Doç. Dr. Halil Ürün’ü aday gösteren Fazilet Partisi, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek Büyükşehir Belediye başkanlığını kazanmıştı. Seçimden 20 gün önce Anavatan Partisi Genel Başkan başyardımcısı hemşehrimiz Mehmet Keçeciler, beraberinde İl Başkanı Abdullah Üzülmez olduğu hâlde İnce Minare’nin sırasındaki Saray Pastanesi’nin altında bulunan Türkiye’de Yarın Gazetesi’ni ziyarete gelmişti. Yazı İşleri Müdürümüz Cengiz Dönmez ile birlikte havadan sudan konuşurken, söz dönüp dolaşıp Keçeciler’in sorumlu olduğu petrol konusuna geldi. Parti yetkililerinin 4 tane genel müdürü “Bizden değil” gerekçesiyle değiştirmesi isteklerine, “İşlerinin ehli” oldukları gerekçesiyle karşı çıktığını Mehmet Keçeciler, yıllar önce petrolümüzün üzerinde oynanan oyunlarla ilgili olarak şunları söylemişti:
“Daha önce anlaşma imzalanmış olan yabancı şirketler, anlaşma gereğince yaptıkları aramada petrol buldukları hâlde yeterli rezerv olmadığı gerekçesiyle kuyuları beton dökerek kapatmış. Ben göreve başladıktan sonra onların kapattıkları kuyuları yeniden açtık ve hem kaliteli, hem bol miktarda petrol çıkardık. Türkiye’den petrol çıkmasını arzu etmeyip, kendi petrollerini satmak isteyen yabancılar bizim petrol çıkarmamızdan memnun olmadı ve benim bakanlıktan ayrılmamda bunun büyük rolü oldu.”
Demek ki, petrolde dönen entrikalar bakımından geçmiş ile günümüz arasında fark yokmuş. Zengin petrol denizi üzerinde olduğumuzu iyi bilen yabancı güçlerin taktiğinin hiç değişmediği, bunun için ne oyunlar oynanarak, kaleyi fethetmek için suyun başına masonların yerleştirildiği anlaşılıyor. Peki, gelip geçen iktidarların anlaşmalara nasıl imza attıklarına, oyunlara bilerek, ya da bilmeyerek seyirci kalışlarına ne demeli? Bu vesile ile bugün bile ne gibi dolaplar çevrildiğini ortaya koyan uzmanların söylediklerine göz atalım:
Dünya Enerji Konseyi Türk Millî Komitesi üyesi Necdet Pamir: Türkiye’de yeteri kadar petrol ve doğalgaz araması yapılmıyor. Dış politikalardaki yanlışlık nedeniyle petrol arama faaliyetlerimiz geri bırakıldı. 1954’te TPAO iki entegre yapı hâlinde kurulmuştu. Ama daha sonra bünyedeki POAŞ ve TÜPRAŞ gibi kurumlar ana yapıdan kopartıldı. Türkiye Petrollerinin entegre yapısı dağıtılarak hem maddi açıdan, hem olanaklar yönünden zayıf bırakıldı. Türkiye’de petrol yok denemez. IMF ve Dünya Bankası tarafından dayatılan politikalarla petrol kaynaklarımızı işletmemiz mümkün olmaz.
İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Satman: Türkiye’de petrol vardır. Türkiye’de petrol aramacılığı ve sondaj faaliyetlerine ayrılan bütçe yetersiz. Arama için TPAO motor güç olmalıdır.
Jeoloji Mühendisi Reyhan İşeri: Jeolojik açıdan baktığımızda Türkiye’nin petrol yatakları üzerinde olmadığını söylemek imkânsız. Dünya rezervinin yüzde 60’ına sahip bir coğrafyada bulunmamızın yanı sıra komşu ülkelere baktığımızda Suriye, İran, Irak, Azerbaycan, Gürcistan ve Bulgaristan’ın hem kendi ihtiyaçlarını karşılayıp, hem de ihracat yapmaları Türkiye’nin zengin petrol yataklarına sahip olduğu ihtimalini güçlendiriyor. Türkiye’nin Güneydoğu’da 1990’lı yıllarda petrol araması bölücü terör örgütü aracılığıyla engellendi. Bölücü terör örgütünün arkasındaki gizli ellere bakılınca İsrail ile ABD’nin var olduğunu gördüğümüze göre bu küresel güç engellemiştir. Diğer taraftan, Türkiye’de önemli görevlerde bulunmuş mason localarına üye kişileri araştırdığımızda bu şahısların petrol arama çalışmalarında bazı engeller çıkardıkları gerçeği göz ardı edilemez.
8. Dönem Jeofizik Mühendisleri Odası Genel Başkanı ve İran Enerji Bakanlığı danışmanı Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan: Karadeniz ve Güneydoğu bölgeleri başta olmak üzere ülkemizde zengin petrol var. Kıbrıs’ta petrol yataklarının yerini ben biliyorum. Kıbrıs’la Türkiye arasındaki bölgeye Türkiye’nin araştırma gemilerini sokmuyorlar, orada Yunan araştırma gemileri çalışıyor. İsrail, ABD ve İngiltere, ‘Türkiye’nin petrollerini eğer biz işletmeyeceksek, Türklere de işlettirmeyiz’ planı ile hareket ediyorlar. İsrail mayınlı arazilerimizi temizleyerek oradaki petrol kaynaklarını işletecek. Amaç bu. Yıllardır başımıza bela edilen PKK terörünün arkasında da İsrail ve ABD’nin petrol kaynaklarımızla ilgili politikaları yatıyor. O bölgeyi sorunlu hale getirerek petrol kaynaklarımızı kullanmamızı engelliyorlar. Kurduracakları bağımsız bir Kürt devletine Güneydoğu bölgemizi de katarak, oradaki muazzam büyüklükteki petrol rezervlerini kullanmak istiyorlar.
1. Dünya savaşının petrol yataklarının yüzde 57’sini elinde bulunduran Osmanlı İmparatorluğu’nun petrolünü paylaşmak için İngiltere ve Amerika tarafından çıkartıldığını ileri süren Prof. Dr. Ercan, “Sevr Anlaşması”nda petrol ve maden yataklarımız paylaşmak için dayatıldı. Bunun sonucu olarak elimizdeki petrol yatakları yüzde 1’e düştü. Bu paylaşım savaştan önce yapıldı. Kars Anlaşmasıyla petrol yatağı Batum’u Ruslara, Ege Adalarını Yunanlılar’a verdik. Ege’de çok ciddi petrol yatakları var. AB’ye giriş pazarlığında bunlar da masaya geliyor” dedi.
Görülüyor ki, çözümü zor olan sorunlar nedeniyle petrol Türkiye’nin gündeminden hiç düşmeyecek.
“Daha önce anlaşma imzalanmış olan yabancı şirketler, anlaşma gereğince yaptıkları aramada petrol buldukları hâlde yeterli rezerv olmadığı gerekçesiyle kuyuları beton dökerek kapatmış. Ben göreve başladıktan sonra onların kapattıkları kuyuları yeniden açtık ve hem kaliteli, hem bol miktarda petrol çıkardık. Türkiye’den petrol çıkmasını arzu etmeyip, kendi petrollerini satmak isteyen yabancılar bizim petrol çıkarmamızdan memnun olmadı ve benim bakanlıktan ayrılmamda bunun büyük rolü oldu.”
Demek ki, petrolde dönen entrikalar bakımından geçmiş ile günümüz arasında fark yokmuş. Zengin petrol denizi üzerinde olduğumuzu iyi bilen yabancı güçlerin taktiğinin hiç değişmediği, bunun için ne oyunlar oynanarak, kaleyi fethetmek için suyun başına masonların yerleştirildiği anlaşılıyor. Peki, gelip geçen iktidarların anlaşmalara nasıl imza attıklarına, oyunlara bilerek, ya da bilmeyerek seyirci kalışlarına ne demeli? Bu vesile ile bugün bile ne gibi dolaplar çevrildiğini ortaya koyan uzmanların söylediklerine göz atalım:
Dünya Enerji Konseyi Türk Millî Komitesi üyesi Necdet Pamir: Türkiye’de yeteri kadar petrol ve doğalgaz araması yapılmıyor. Dış politikalardaki yanlışlık nedeniyle petrol arama faaliyetlerimiz geri bırakıldı. 1954’te TPAO iki entegre yapı hâlinde kurulmuştu. Ama daha sonra bünyedeki POAŞ ve TÜPRAŞ gibi kurumlar ana yapıdan kopartıldı. Türkiye Petrollerinin entegre yapısı dağıtılarak hem maddi açıdan, hem olanaklar yönünden zayıf bırakıldı. Türkiye’de petrol yok denemez. IMF ve Dünya Bankası tarafından dayatılan politikalarla petrol kaynaklarımızı işletmemiz mümkün olmaz.
İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Satman: Türkiye’de petrol vardır. Türkiye’de petrol aramacılığı ve sondaj faaliyetlerine ayrılan bütçe yetersiz. Arama için TPAO motor güç olmalıdır.
Jeoloji Mühendisi Reyhan İşeri: Jeolojik açıdan baktığımızda Türkiye’nin petrol yatakları üzerinde olmadığını söylemek imkânsız. Dünya rezervinin yüzde 60’ına sahip bir coğrafyada bulunmamızın yanı sıra komşu ülkelere baktığımızda Suriye, İran, Irak, Azerbaycan, Gürcistan ve Bulgaristan’ın hem kendi ihtiyaçlarını karşılayıp, hem de ihracat yapmaları Türkiye’nin zengin petrol yataklarına sahip olduğu ihtimalini güçlendiriyor. Türkiye’nin Güneydoğu’da 1990’lı yıllarda petrol araması bölücü terör örgütü aracılığıyla engellendi. Bölücü terör örgütünün arkasındaki gizli ellere bakılınca İsrail ile ABD’nin var olduğunu gördüğümüze göre bu küresel güç engellemiştir. Diğer taraftan, Türkiye’de önemli görevlerde bulunmuş mason localarına üye kişileri araştırdığımızda bu şahısların petrol arama çalışmalarında bazı engeller çıkardıkları gerçeği göz ardı edilemez.
8. Dönem Jeofizik Mühendisleri Odası Genel Başkanı ve İran Enerji Bakanlığı danışmanı Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan: Karadeniz ve Güneydoğu bölgeleri başta olmak üzere ülkemizde zengin petrol var. Kıbrıs’ta petrol yataklarının yerini ben biliyorum. Kıbrıs’la Türkiye arasındaki bölgeye Türkiye’nin araştırma gemilerini sokmuyorlar, orada Yunan araştırma gemileri çalışıyor. İsrail, ABD ve İngiltere, ‘Türkiye’nin petrollerini eğer biz işletmeyeceksek, Türklere de işlettirmeyiz’ planı ile hareket ediyorlar. İsrail mayınlı arazilerimizi temizleyerek oradaki petrol kaynaklarını işletecek. Amaç bu. Yıllardır başımıza bela edilen PKK terörünün arkasında da İsrail ve ABD’nin petrol kaynaklarımızla ilgili politikaları yatıyor. O bölgeyi sorunlu hale getirerek petrol kaynaklarımızı kullanmamızı engelliyorlar. Kurduracakları bağımsız bir Kürt devletine Güneydoğu bölgemizi de katarak, oradaki muazzam büyüklükteki petrol rezervlerini kullanmak istiyorlar.
1. Dünya savaşının petrol yataklarının yüzde 57’sini elinde bulunduran Osmanlı İmparatorluğu’nun petrolünü paylaşmak için İngiltere ve Amerika tarafından çıkartıldığını ileri süren Prof. Dr. Ercan, “Sevr Anlaşması”nda petrol ve maden yataklarımız paylaşmak için dayatıldı. Bunun sonucu olarak elimizdeki petrol yatakları yüzde 1’e düştü. Bu paylaşım savaştan önce yapıldı. Kars Anlaşmasıyla petrol yatağı Batum’u Ruslara, Ege Adalarını Yunanlılar’a verdik. Ege’de çok ciddi petrol yatakları var. AB’ye giriş pazarlığında bunlar da masaya geliyor” dedi.
Görülüyor ki, çözümü zor olan sorunlar nedeniyle petrol Türkiye’nin gündeminden hiç düşmeyecek.