Bendeniz, 1951 yılında Konya İmam-Hatip Okuluna kaydoldum ve 1957-58 ders yılı döneminde mezun oldum. Üzerinden altmış yıl geçmiş. Az bir zaman değil. Yarım asır geride kalmış. Talebeliğim dışında kalan elli yılımı, İmam-Hatip Okulu mezunu olarak yaşadığım için bizi ilgilendiren olaylarla, bazen içinde, bazen dışında kalarak beraber yaşlandık. İmam-Hatip Okullarının çevresindeki olaylar, bazen bizi üzdü, bazen sevindirdi ve bazen de düşündürdü. Lâkin hiçbir zaman İmam-Hatip Okulu mezunu olmaktan pişmanlık ve eziklik duymadık
Geriye dönüp baktığımız zaman görülen manzara o ki; şimdiye kadar İmam-Hatip Liseleri resmi makamlardan samimi bir destek görmedi. Her nedense bize hep üvey evlât muamelesi yaptılar. Halbuki biz, bu vatanın üvey çocukları değiliz. Öz vatanında üvey evlât muamelesi görmek, mesleğin itibariyle dışlanmak veya yadırganmak, ne kadar zordur bir bilseniz. Onu ancak yaşayanlar bilirler. Her şeye rağmen halimizden şikâyetçi değiliz. Çünkü biz ve temsil ettiğimiz zihniyet bu ülkeye lâzım.
Konya İmam-Hatip Okulunu bitirdikten sonra karşılaştığım ilk çaplı sosyal olay; askerlik oldu. Askerlik bana, bulunduğum, alıştığım ve anlaştığım çevrenin dışına çıkma kapısını açmıştı. Kırk dokuzuncu dönemde yedek subay olarak askerlik yaptım. Okul döneminde ve kıta hizmetinde okul ve silâh arkadaşlarımdan, koca koca komutanlardan İmam-Hatip Okulu mezunu bir asker olarak çok büyük ilgi ve saygı gördüm. Demek ki ordunun bizim gibi dini alanda yetişmiş müspet düşünceli elemanlara da ihtiyacı varmış.
İmam-Hatip Okulundan mezuniyet yaşım elli. Aynı durumda olan arkadaşlarımızla bir araya geldiğimiz zaman, aynı şeyleri birbirimize zevkle, övgü ve özlemle hiç yılgınlık duymadan anlatırız. Aynı şartlarda bizi tekrar askere alsalar, o hayatı yeniden yaşamak için koşa koşa sevinçle gideriz.
Elli sene önceki sınıf arkadaşlarımızın sağ olanlarıyla -Kaybettiğimiz arkadaşlarımıza Allah rahmet eylesin!- bir araya geldiğimiz zaman İmam-Hatip Okulunda yaşadığımız günler, aynı heyecanla adetâ tekrar yaşanır. O günkü okul içi ve okul dışı hayatımızın acı ve tatlı tarafları o zamanki tazelikte anlatılır. Okula girebilmek için yaşını küçültenler, hafız olduktan sonra gelenler, askerliğini tecil ettirenler, evli olduğunu saklayanlar ve köyünden getirdiği kıl şalvarıyla derslere devam etmek isteyenler takdir ve sevgi ile hatırlanır. Okulu terk etmemek için her türlü sıkıntıya ve yokluğa göğüs gerenler, üç beş kişi bir odalı evlerde kalarak sırf pilâva kaşık sallayanlar, ah o günler ne tatlı günlerdi diyerek o günkü samimi havayı tekrar yaşamak istediklerini ifade ederler.
Elli yıl öncesinin okul hayatı, ilk mezunların geriye dönük hasret ve hatıralarıyla dile getirilir. O günkü ruh ve heyecan, feyiz ve bereket bu güne ışık tutar, gönüllerimizde hizmet aşkının yeniden alevlenmesine vesile olur ve kendimizi işe yeni başlamışız gibi hissederiz.
Arkadaşlarımız sevgi ile hatırlanırken hocalarımız da takdir ve saygı ile hatırlanır. Daha çok onlar konuşulur. En başta Konya İmam-Hatip Okulunun açılmasında büyük desteği, emeği, duası ve ümidi olan muhterem hocamız Hacı Veyiszade Mustafa Kurucu rahmetle yâdedilir. Aşağı yukarı her arkadaşımızın yetişmesinde himmeti ve hizmeti olan o büyük insan, Okul Müdürümüz Bekir Elam da okula kazandırdığı şahsiyet ve üstünlük sebebiyle her zaman dualarla anılır. Konya Müftüsü Abdullah Ulubay, Tahir Elliki, Tahir Mıhçı, Hakkı Özçimi, Abdülmecit Ünlükul, Arif Etik, Fatih Göktay, Mehmet Ulucan… en çok konuşulan ve unutulmayan hocalarımız arasında yer alırlar. Meslek dersleri hocalarımızın yanında fen derslerine giren hocalarımız da her zaman saygı ile konuşulur. Onların sayısı çok fazla olduğu için isimlerini burada zikretmem çok yer alır.
Elli yıl önce mezun olan arkadaşlarımızla bir araya gelince çoğu rahmetli olmuş hocalarımızı ayırım yapmadan teker teker hatırlar ve rahmetle anarız. Bazı hocalarımızın halen bizimle beraber olduklarını ve bizi koruduklarını hissederiz. Hatta zaman zamanda başka konuşacak meselemiz yok mu, hep aynı şeyleri konuşup duruyoruz diye halimizden şikâyetçi dahi oluruz. Şikâyetçi olduğumuza bakmayın aynı şeyleri konuşup durmaktan da büyük feyiz ve zevk alırız.
Bizim hocalarımızı minnet, takdir ve şükranla yadettiğimiz gibi onlar da bizi çok yerde meslektaşlarına övgü ile anlatmışlardır. Birçok hocamızın, özellikle fen dersleri hocalarımızın; sizin gibi talebeyi biz nerede bulacağız dediklerini yakinen biliyoruz. Bize hocalık yapmakta bir şans ve bir nimettir. İşin bu tarafını da görmek ve bilmek gerekir.
Konya İmam-Hatip Okulunun 1. 2. 3. ve 4. mezunları, her ayın ilk Cumartesi günü Türk Anadolu Vakfında vakıf başkanı Dr. Ahmet Baltacı’nın ev sahipliğinde bir araya geliriz. Yukarda özetlemeye çalıştığım minval üzere grup sohbetleri ve toplu sohbetler olur. Sonunda arkadaşlarımız tarafından okunan hatimlerin duaları yapılır. Başta Peygamber Efendimiz olmak üzere Tük ve İslâm büyüklerinin, şehit ve gazilerimizin, hocalarımızdan ve arkadaşlarımızdan, İmam-Hatip Okuluna hizmeti geçenlerden ahirete irtikal edenlerin ruhlarına şükranla bağışlanır. İşte bize hocalık yapanların şanslı oluşları buradan ileri geliyor. Size göne bu bir şans değil mi? Hem de büyük bir şans. İmam-Hatip nesli hocalarına, hizmeti geçenlere mahcup oymayacak sadelikte ve samimiyette hizmetine devam ediyor ve edecek de.
Geriye dönüp baktığımız zaman görülen manzara o ki; şimdiye kadar İmam-Hatip Liseleri resmi makamlardan samimi bir destek görmedi. Her nedense bize hep üvey evlât muamelesi yaptılar. Halbuki biz, bu vatanın üvey çocukları değiliz. Öz vatanında üvey evlât muamelesi görmek, mesleğin itibariyle dışlanmak veya yadırganmak, ne kadar zordur bir bilseniz. Onu ancak yaşayanlar bilirler. Her şeye rağmen halimizden şikâyetçi değiliz. Çünkü biz ve temsil ettiğimiz zihniyet bu ülkeye lâzım.
Konya İmam-Hatip Okulunu bitirdikten sonra karşılaştığım ilk çaplı sosyal olay; askerlik oldu. Askerlik bana, bulunduğum, alıştığım ve anlaştığım çevrenin dışına çıkma kapısını açmıştı. Kırk dokuzuncu dönemde yedek subay olarak askerlik yaptım. Okul döneminde ve kıta hizmetinde okul ve silâh arkadaşlarımdan, koca koca komutanlardan İmam-Hatip Okulu mezunu bir asker olarak çok büyük ilgi ve saygı gördüm. Demek ki ordunun bizim gibi dini alanda yetişmiş müspet düşünceli elemanlara da ihtiyacı varmış.
İmam-Hatip Okulundan mezuniyet yaşım elli. Aynı durumda olan arkadaşlarımızla bir araya geldiğimiz zaman, aynı şeyleri birbirimize zevkle, övgü ve özlemle hiç yılgınlık duymadan anlatırız. Aynı şartlarda bizi tekrar askere alsalar, o hayatı yeniden yaşamak için koşa koşa sevinçle gideriz.
Elli sene önceki sınıf arkadaşlarımızın sağ olanlarıyla -Kaybettiğimiz arkadaşlarımıza Allah rahmet eylesin!- bir araya geldiğimiz zaman İmam-Hatip Okulunda yaşadığımız günler, aynı heyecanla adetâ tekrar yaşanır. O günkü okul içi ve okul dışı hayatımızın acı ve tatlı tarafları o zamanki tazelikte anlatılır. Okula girebilmek için yaşını küçültenler, hafız olduktan sonra gelenler, askerliğini tecil ettirenler, evli olduğunu saklayanlar ve köyünden getirdiği kıl şalvarıyla derslere devam etmek isteyenler takdir ve sevgi ile hatırlanır. Okulu terk etmemek için her türlü sıkıntıya ve yokluğa göğüs gerenler, üç beş kişi bir odalı evlerde kalarak sırf pilâva kaşık sallayanlar, ah o günler ne tatlı günlerdi diyerek o günkü samimi havayı tekrar yaşamak istediklerini ifade ederler.
Elli yıl öncesinin okul hayatı, ilk mezunların geriye dönük hasret ve hatıralarıyla dile getirilir. O günkü ruh ve heyecan, feyiz ve bereket bu güne ışık tutar, gönüllerimizde hizmet aşkının yeniden alevlenmesine vesile olur ve kendimizi işe yeni başlamışız gibi hissederiz.
Arkadaşlarımız sevgi ile hatırlanırken hocalarımız da takdir ve saygı ile hatırlanır. Daha çok onlar konuşulur. En başta Konya İmam-Hatip Okulunun açılmasında büyük desteği, emeği, duası ve ümidi olan muhterem hocamız Hacı Veyiszade Mustafa Kurucu rahmetle yâdedilir. Aşağı yukarı her arkadaşımızın yetişmesinde himmeti ve hizmeti olan o büyük insan, Okul Müdürümüz Bekir Elam da okula kazandırdığı şahsiyet ve üstünlük sebebiyle her zaman dualarla anılır. Konya Müftüsü Abdullah Ulubay, Tahir Elliki, Tahir Mıhçı, Hakkı Özçimi, Abdülmecit Ünlükul, Arif Etik, Fatih Göktay, Mehmet Ulucan… en çok konuşulan ve unutulmayan hocalarımız arasında yer alırlar. Meslek dersleri hocalarımızın yanında fen derslerine giren hocalarımız da her zaman saygı ile konuşulur. Onların sayısı çok fazla olduğu için isimlerini burada zikretmem çok yer alır.
Elli yıl önce mezun olan arkadaşlarımızla bir araya gelince çoğu rahmetli olmuş hocalarımızı ayırım yapmadan teker teker hatırlar ve rahmetle anarız. Bazı hocalarımızın halen bizimle beraber olduklarını ve bizi koruduklarını hissederiz. Hatta zaman zamanda başka konuşacak meselemiz yok mu, hep aynı şeyleri konuşup duruyoruz diye halimizden şikâyetçi dahi oluruz. Şikâyetçi olduğumuza bakmayın aynı şeyleri konuşup durmaktan da büyük feyiz ve zevk alırız.
Bizim hocalarımızı minnet, takdir ve şükranla yadettiğimiz gibi onlar da bizi çok yerde meslektaşlarına övgü ile anlatmışlardır. Birçok hocamızın, özellikle fen dersleri hocalarımızın; sizin gibi talebeyi biz nerede bulacağız dediklerini yakinen biliyoruz. Bize hocalık yapmakta bir şans ve bir nimettir. İşin bu tarafını da görmek ve bilmek gerekir.
Konya İmam-Hatip Okulunun 1. 2. 3. ve 4. mezunları, her ayın ilk Cumartesi günü Türk Anadolu Vakfında vakıf başkanı Dr. Ahmet Baltacı’nın ev sahipliğinde bir araya geliriz. Yukarda özetlemeye çalıştığım minval üzere grup sohbetleri ve toplu sohbetler olur. Sonunda arkadaşlarımız tarafından okunan hatimlerin duaları yapılır. Başta Peygamber Efendimiz olmak üzere Tük ve İslâm büyüklerinin, şehit ve gazilerimizin, hocalarımızdan ve arkadaşlarımızdan, İmam-Hatip Okuluna hizmeti geçenlerden ahirete irtikal edenlerin ruhlarına şükranla bağışlanır. İşte bize hocalık yapanların şanslı oluşları buradan ileri geliyor. Size göne bu bir şans değil mi? Hem de büyük bir şans. İmam-Hatip nesli hocalarına, hizmeti geçenlere mahcup oymayacak sadelikte ve samimiyette hizmetine devam ediyor ve edecek de.