MAHUT SÖZLEŞME VE VİRÜS

Süleyman Küçük

İstanbul Sözleşmesi ve bu sözleşmeye dayanak olan kanun ile ilgili tartışmaların daha bir süre daha gündemden düşmeyeceği belli oldu.

3 gün önce yapılan bakanlar kurulu toplantısına çok fazla önem verenlerin Cumhurbaşkanından bekledikleri tavrın ortaya çıkmaması mahut sözleşmenin yürürlükten kaldırılmasını bekleyenleri sükûtu hayale uğratmış gibi görünüyor.

Dahası iktidar partisinin kadın kolları başkanının çağrısıyla ülkenin 81 ilinde partili kadın milletvekillerinin de katılımıyla basın açıklamaları yapmaları ve suç duyurusunda bulunmaları sözleşme karşıtı olanların ellerini hayli zayıflattı da denebilir.

İslami hassasiyetleri yüksek olan ve iktidar destekçisi oldukları bilinen yazarçizer takımı ile tarikat ve cemaatlerin ise ne dedikleri belli değil.

Görünüşte mahut İstanbul Sözleşmesini tenkit etmek bir yana yerden yere vurup bir an önce sözleşmeden çekilmek lazım gelir diyenlerin söz sözleşmeyi hazırlayan, mecliste kabul eden ve onaylayan yetkililer hakkında bir iki kelam etmeye gelince dut yemiş bülbül misali sessizliğe bürünmeleri hayli ilginç bir vaka olsa gerek.

Hele bazı İslamcı geçinen politikacılar ve yazarların durumu ise ilginçten de öte bir vaka oldu bu sözleşme sayesinde.

Hakkın ve haklının yanında olmak bir yana haksızlıklardan yana olmayı vicdanlarına sindirmiş insanlara hakkı, haklı olanı ve gerçeği anlatmak ama olan birisine güneş ışığını anlatmak gibi imkânsız bir hale gelmiştir zamanımızda.

Çünkü hepimizin herkesten daha fazla bilgili ve yetkili olduğu siyaset, sağlık ve din konusu bir yana İŞİN İÇİNE BİRAZ ULUSLARARASI SİYASET GİRDİĞİ İÇİN iktidar mensuplarına kuyruk olmayı veya iktidardan gelen her söz veya davranışı doğru ya da yanlış olması bakımından araştırmadan üstüne birkaç yalan dolan daha ilave ederek yayınlamayı marifet zanneden medya belamlarının ise sayısı hayli artmış durumdadır.

Dün başka iktidar mensuplarını manşet yaparak nemalananlar olduğunu ileri sürenlerin bu gün kendilerinin iş başındaki tek parti iktidarının mensuplarının sözleşmenin lehinde olsa da aleyhinde olsa da aynı şekilde manşete çekmeleri oldukça manidardır.

Bir konu hakkında insanların kendilerine bir zarar gelmemesi veya bir menfaat beklentileri nedeniyle hem lehte hem de aleyhte olan sözleri desteklemesi yani normal bir vatandaşın deyimiyle “hem nal ına hem de mıh ına vurmak” tabirinin bu günkü duruma tam uyuyor olduğu gerçeği insana Prof Dr. Aziz Sancar’ın bir sözünü akla getiriyor.

1997 yılından beri Amerika Birleşik Devletleri'nde Kuzey Carolina Üniversitesinde biyokimyager ve moleküler biyolog olarak çalışmalar yapan Prof. Dr. Aziz Sancar şöyle diyor:

“Hamam böceği de bir böcektir, uğur böceği de.

İki böceği birbirinden ayıran sadece dış görünüşleridir. Bu farklı dış görünüşlerinden dolayı birini elimize alır ona şarkılar söyler, diğerini ise öldürmek için evimize düzenekler kurar, öldürücü ilaçlar sıkarız.

Yani dış görünüş bu çağda her şey dir. Yani dışı beğenilmeyenin içi hiç merak edilmez.”

Varlıkların yaratılışları açısından doğru bir söz olarak kabul edilse de aslında mahut İstanbul Sözleşmesi ile birlikte bu günlerin diğer bir musibeti olan virüs meselesinde de Prof. Dr. Aziz Sancar’dan bir iki söz beklerdik doğrusu.

Siyaset bilmeyenlerin politika konularında, ekonomi bilmeyenlerin uluslararası para piyasaları konusunda, tıp konusunda tahsili olmayanların ise virüs aşısı konusunda ahkâm kestikleri bu günlerde çalışma alanı biyokimya ve moleküler biyoloji olan Aziz Sancar’ın da Milletine söyleyecek bir şeyleri olmalıydı.

Bu nasıl oluyor diyenler için en vurucu örnek meşhurluğu tıp değil de bilgisayar olan Bill Gates’ten geldi.

Yerli ve milli olduğu şüpheli birçok haber ajansı, gazete ve televizyonlarca son dakika haberi olarak verilen ve CNET'te yer alan habere göre uluslararası Siyonist sermayenin sözcülüğüne soyunan Gates, yaptığı açıklamada küresel korona virüs salgınının zengin ve fakir ülkelerde aynı anda bitmeyeceğini, zengin ülkelerde daha erken biteceğini ve fakir ülkelerde ise daha geç sona ereceğini ve 2021'in sonuna kadar ise bulunacak aşı ile birlikte sorunun çözülebileceğini açıklayıvermiştir.

İnsan bu sözleri görünce sanki ne zaman başlatıldığını bildiği gibi ne zaman bitirilebileceğini de biliyor demekten kendini alamıyor.

Söz buraya gelmişken yani hem mahut İstanbul Sözleşmesi hem de virüs musibeti söz konusu olduğunda geçmişte ve bugünlerde yaşananlara bakınca milletini kandırmamış tek siyasi hareket lideri olan Merhum Prof. Dr. Necmeddin Erbakan’ın(Rha) sözünü hatırlamamak olmaz.

Biz her taşın altında Yahudi var demiyoruz, ama Yahudi hiçbir taşın altını boş bırakmaz”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.