Çok yönlü insanları oldum-olası severim. Onlar, Cenâb-ı Mevlâna’nın deyimiyle, pergel gibi, bir ayakları yerde sâbit, diğer ayakları ile çevreyi dolaşan, araştıran insanlardır. Sonuçta görüş, kanaat ve tetkiklerini kitap haline getirip yayınlayanlar daha bir güzelliktedirler; takdir eder, saygı duyarım. Velî-i nimetim rahmetli Ord. Prof. Dr A. Süheyl Ünver öyle derdi: “Çok yönlü insan olunuz evlâdım; tek taraflı kişilerin canı sıkılır, daralır ve donuklaşır. Halbuki, değişik konularla meşgul olanların sıkılmaya, daralmaya, donuklaşmaya vakitleri bile olmaz … Tarih okurken sıkıldım mı, resim yaparım; resim yaparken sıkıldım mı, edebiyat okurum. Böylece sıkılmaya kendimi bırakıvermem…”
Bir konuda derinleşmek, ihtisas yapmak muhakkak ki güzel bir şeydir.Ne var ki,bunu bazı yan konularla donatmak, süslemek de çok yerinde ve zevkli bir yaşam tarzı, hayat görüşüdür.Bir insanın, çalışma programı sırasında kendine zaman ayırması, bazı hobilerle; severek, zevk ile meşguliyet kadar insanı dinlendiren, eğlendiren, stresten arındıran, pek çok bedenî ve rûhî rahatsızlıkları önleyen veya gideren, enerjisini toplayarak yeniden çalışmaya hazırlayan bir güç kaynağı nâdir bulunur. Bir insanın yapacağı şeylerin olması, yarınlardan bir beklentisinin bulunması kadar hoş ve güzel bir duygu yoktur denilebilir.
Dünya çapında meşhur ruhiyatcımız rahmetli Porf. Dr. Ayhan Songar Beyefendi’nin bir sohbetimizde: “Bana gelen hastaların % 75’i zenginler veya çocukları. Neden? Çünkü, yarınlardan bir bekledikleri, istedikleri yok. Daha şimdiden her şey onların emrine âmâde, her şey ellerinin altında. Böyle olunca, geleceğin, hayatın anlamı, zevki kalmıyor onlar için. Sonuçta kendilerini akıntıya bırakıveriyorlar, buhrana sürükleniyorlar, rûhî dengelerini kaybedip, psikolojik rahatsızlılara düçar oluyorlar.. Bu tür hastalarımı tedavi için yaptığım ilk başvuru, bir program dahilinde onları bir şeylerle meşgul olmaya, çalışmaya, hobi, iş edinmeye, el sanatlarıyla meşgul olmaya, yarınlardan bir şeyler beklemeye, hayatı sevmeye yönlendirmek oluyor. Çoğu zaman da, faydalı ve başarılı sonuçlar alıyorum.” ifadesini unutamam.
İdealist insan, ömrünü en iyi şekilde değerlendirip, memur iken de, emekli olduktan sonra da vatan ve milletine olan vefa ve hizmet borcunu ödemeye devam edendir. Onlar için engelleyici zamanın da, mekânın da bir önemi yoktur. Her zaman ve her yerde çalışmaya, faydalı olmaya, eser vermeye, çevrelerini aydınlatmaya, iyileştirmeye devam ederler.
Şimdi bu duyguları belirtmemin sebebi ne mi?
Arzdeyim efendim: değerli dostum Adem Atalay bey…
Atalay beyle, birkaç yıl önce tanıştım. Sevgili kardeşim İhsan Kayseri’nin “İhtifalci Ziya Bey” tavrıyla ve güzel bir kararla başlattığı Konya Büyüklerini Anma Programları’na katılır ve andığımız büyüğümüzün kabri başında aşr-ı şerîf okur. Onun takdire şayan bir yönü de bu katılımlara, sırf bu programların güzel insanlarının arasında olmak için ,çoğu zaman bulunduğu ta Seydişehir’den kalkıp gelmesi ve birkaç saatlik anma merasiminin ardından memleketine dönmesi..
Vefanın, kadirşinaslığın, gönül dostluğunun eczanelerde bile zor bulunur hale geldiği şu günlerimizde bu, kolay karşılaşılan az bir olgunluk ve dolgunluk mudur ?
Âdem Atalay bey, 1939 tarihinde Gökhüyük / Seydişehir’de doğdu. Kıraat, usûl-i sarf, nahiv, akaid ve fıkıh derleri aldı. Hâfız-ı Kur’ân-ı Kerîm olma mazhariyetine nâil oldu. İstanbul hocalarından dersler alarak kıraatini geliştirdi. İmam-Hatip Lisesi’nden mezun oldu. İzmir’de, sonra da Seydişehir Seyyid Hârûn-ı Velî Camii Şerîfi’nde uzun yıllar imam ve hatiplik yaptı.
1990’da emekli oldu. Ama onun için hizmet bitmemişti. 2008’e kadar, Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki Türk Federasyon Teşkilâtı şubelerinde hizmete devam etti.
Yurda döndükten sonra da, alışkanlığını sürdürdü. Hemşehrisi büyük ilim, fikir ve devlet adamı “Seydişehirli Mahmut Es’at Efendi” (1855-1918) hakkında, gençlere yönelik bir eser hazırlamaya karar verdi. Bu büyük zâtı tanımasının ve tanıtma arzu ve idealinin nasıl başladığını kendi ağzından dinleyelim: “Yıl 1964. İzmir’in Urla kazasında imam-hatiplik yapmaktayım. Günlerden bir gün evimden çıkıp görev yerime gitmekte iken esnaf kahvesinin önünde beni beklemekte olan bir vatandaş, benimle görüşmek istediğini söyledi. Elimden tutarak, şehrin kenarındaki, çocukluğunu geçirdiği, Kurtuluş Savaşı’nda Yunanlılar’ın yakıp yıktığı bir eve götürdü. Evin yıkıntıları altında kalmış göze çarpan küçük bir sandığın içinde bulduğu bir iki adet kitabı gösterdi. Osmanlıca kitabın kapağında “Seydişehrî Mahmud Esad, İzmir Vilâyet Mahkemesi Reis-i Evveli ve Mekteb-i İdadî Umûm-ı Tabiiyye Muallimi” ismini görünce çok sevindim. Kitabın ismi. “İtikat Usûlünde Cennet bahçeleri” idi. Mahmut Esat Efendi,kelâm ilminden bahseden bu çok kıymetli eserini, İzmir’in yayla kasabası Birgi beldesinde istirahate çekildiğinde, Birgivî Hazretleri’nin Risâlesi’ne şerh olarak yazmıştır.”
Bu tevafuk neticesinde Atalay Hoca, eserden büyük zevk ve feyz alır. Mahmud Es’ad Efendi’nin hayatı, diğer eserleri, hizmetleri konularında araştırmalara girişir. Yurtdışına taşan iz ve etkilerini takip eder. Bilgi ve belgeler toplar. Yıllarca meşguliyetten sonra, elindeki bilgileri, bir kitap haline getirerek, halkımızın istifadesine sunmaya karar verir. Ve nihayet, emeline kavuşur; 2010 yılında Konya’da kitabını Tekin Kitabevi vasıtasıyla sunar. Eserinin adı, “Belgelerle Mahmud Es’ad Efendi,”dir.
Bu değerli eser, 162 sayfa. Gerçekten önemli ve bâkir belge ve bilgileri muhtevi. Mahmud Es’ad Efendi’nin hayatı, memuriyeti, hizmetleri, eserleri hakkında bâkir bilgiler verilmiş. Onun hakkında daha önce yayınlanılan seçme makaleler de dercedilmiş.. Faydalı diğer bir yönü de, belgelerin yeni yazısının, arka sayfalarında da, orijinallerinin fotokopilerinin verilmiş olması .
Eser, genel olarak hayli emek ve gayret mahsulüdür. Elde edilen imkânlarla en iyisi yapılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, bunca güzel niyet, azim ve gayretin yanı sıra eser, belgelerin okunmasında uzmanlara başvurulduğu gibi, bir yetkili ile istişare edilerek bir de bilimsel araştırma metodlarına uygun olarak hazırlanılmış olsaydı, kullanım kolaylığı, pratik faydalar sağlayacak, mevcut güzelliğine yeni güzellikler katacaktı. Meselâ, münderecat, kompozisyon sırasına göre müstakil bölümler halinde verilebilseydi; sayfalardaki belgeler ve bilgiler, dipnotlarıyla açıklanılarak, genişletilip zenginleştirilebilseydi; fihrist ve indeksi yapılabilseydi; değerlendirme ve sonuç bölümü yazılabilseydi; sonda verilen sözlük kısmı, harf sırasına göre dizilebilseydi eser, muhakkak ki çok daha pratik ve doyurucu görünüm kazanabilirdi. Mamafih, hiç yoktan iyidir. Emek, gayret mahsulüdür. Merhum Mahmud Es’ad Efendi’nin, tanınmasına, kadr u kıymetinin bilinmesine, sonuçta rahmet ve minnetle anılmasına vesile olmaktadır.
Bütün bu özellik ve güzelliklerini ifadeden sonra, böylesine güzel, faydalı bir eseri hazırladığı için değerli yazarını gönülden kutlarım. Daha faydalı olması için temenni ettiğimiz hususların kitabın yeni baskısında nazar-ı itibare alınmasını diler, kendisinden yeni eserler beklediğimizi de belirtmek isterim.
Bir konuda derinleşmek, ihtisas yapmak muhakkak ki güzel bir şeydir.Ne var ki,bunu bazı yan konularla donatmak, süslemek de çok yerinde ve zevkli bir yaşam tarzı, hayat görüşüdür.Bir insanın, çalışma programı sırasında kendine zaman ayırması, bazı hobilerle; severek, zevk ile meşguliyet kadar insanı dinlendiren, eğlendiren, stresten arındıran, pek çok bedenî ve rûhî rahatsızlıkları önleyen veya gideren, enerjisini toplayarak yeniden çalışmaya hazırlayan bir güç kaynağı nâdir bulunur. Bir insanın yapacağı şeylerin olması, yarınlardan bir beklentisinin bulunması kadar hoş ve güzel bir duygu yoktur denilebilir.
Dünya çapında meşhur ruhiyatcımız rahmetli Porf. Dr. Ayhan Songar Beyefendi’nin bir sohbetimizde: “Bana gelen hastaların % 75’i zenginler veya çocukları. Neden? Çünkü, yarınlardan bir bekledikleri, istedikleri yok. Daha şimdiden her şey onların emrine âmâde, her şey ellerinin altında. Böyle olunca, geleceğin, hayatın anlamı, zevki kalmıyor onlar için. Sonuçta kendilerini akıntıya bırakıveriyorlar, buhrana sürükleniyorlar, rûhî dengelerini kaybedip, psikolojik rahatsızlılara düçar oluyorlar.. Bu tür hastalarımı tedavi için yaptığım ilk başvuru, bir program dahilinde onları bir şeylerle meşgul olmaya, çalışmaya, hobi, iş edinmeye, el sanatlarıyla meşgul olmaya, yarınlardan bir şeyler beklemeye, hayatı sevmeye yönlendirmek oluyor. Çoğu zaman da, faydalı ve başarılı sonuçlar alıyorum.” ifadesini unutamam.
İdealist insan, ömrünü en iyi şekilde değerlendirip, memur iken de, emekli olduktan sonra da vatan ve milletine olan vefa ve hizmet borcunu ödemeye devam edendir. Onlar için engelleyici zamanın da, mekânın da bir önemi yoktur. Her zaman ve her yerde çalışmaya, faydalı olmaya, eser vermeye, çevrelerini aydınlatmaya, iyileştirmeye devam ederler.
Şimdi bu duyguları belirtmemin sebebi ne mi?
Arzdeyim efendim: değerli dostum Adem Atalay bey…
Atalay beyle, birkaç yıl önce tanıştım. Sevgili kardeşim İhsan Kayseri’nin “İhtifalci Ziya Bey” tavrıyla ve güzel bir kararla başlattığı Konya Büyüklerini Anma Programları’na katılır ve andığımız büyüğümüzün kabri başında aşr-ı şerîf okur. Onun takdire şayan bir yönü de bu katılımlara, sırf bu programların güzel insanlarının arasında olmak için ,çoğu zaman bulunduğu ta Seydişehir’den kalkıp gelmesi ve birkaç saatlik anma merasiminin ardından memleketine dönmesi..
Vefanın, kadirşinaslığın, gönül dostluğunun eczanelerde bile zor bulunur hale geldiği şu günlerimizde bu, kolay karşılaşılan az bir olgunluk ve dolgunluk mudur ?
Âdem Atalay bey, 1939 tarihinde Gökhüyük / Seydişehir’de doğdu. Kıraat, usûl-i sarf, nahiv, akaid ve fıkıh derleri aldı. Hâfız-ı Kur’ân-ı Kerîm olma mazhariyetine nâil oldu. İstanbul hocalarından dersler alarak kıraatini geliştirdi. İmam-Hatip Lisesi’nden mezun oldu. İzmir’de, sonra da Seydişehir Seyyid Hârûn-ı Velî Camii Şerîfi’nde uzun yıllar imam ve hatiplik yaptı.
1990’da emekli oldu. Ama onun için hizmet bitmemişti. 2008’e kadar, Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki Türk Federasyon Teşkilâtı şubelerinde hizmete devam etti.
Yurda döndükten sonra da, alışkanlığını sürdürdü. Hemşehrisi büyük ilim, fikir ve devlet adamı “Seydişehirli Mahmut Es’at Efendi” (1855-1918) hakkında, gençlere yönelik bir eser hazırlamaya karar verdi. Bu büyük zâtı tanımasının ve tanıtma arzu ve idealinin nasıl başladığını kendi ağzından dinleyelim: “Yıl 1964. İzmir’in Urla kazasında imam-hatiplik yapmaktayım. Günlerden bir gün evimden çıkıp görev yerime gitmekte iken esnaf kahvesinin önünde beni beklemekte olan bir vatandaş, benimle görüşmek istediğini söyledi. Elimden tutarak, şehrin kenarındaki, çocukluğunu geçirdiği, Kurtuluş Savaşı’nda Yunanlılar’ın yakıp yıktığı bir eve götürdü. Evin yıkıntıları altında kalmış göze çarpan küçük bir sandığın içinde bulduğu bir iki adet kitabı gösterdi. Osmanlıca kitabın kapağında “Seydişehrî Mahmud Esad, İzmir Vilâyet Mahkemesi Reis-i Evveli ve Mekteb-i İdadî Umûm-ı Tabiiyye Muallimi” ismini görünce çok sevindim. Kitabın ismi. “İtikat Usûlünde Cennet bahçeleri” idi. Mahmut Esat Efendi,kelâm ilminden bahseden bu çok kıymetli eserini, İzmir’in yayla kasabası Birgi beldesinde istirahate çekildiğinde, Birgivî Hazretleri’nin Risâlesi’ne şerh olarak yazmıştır.”
Bu tevafuk neticesinde Atalay Hoca, eserden büyük zevk ve feyz alır. Mahmud Es’ad Efendi’nin hayatı, diğer eserleri, hizmetleri konularında araştırmalara girişir. Yurtdışına taşan iz ve etkilerini takip eder. Bilgi ve belgeler toplar. Yıllarca meşguliyetten sonra, elindeki bilgileri, bir kitap haline getirerek, halkımızın istifadesine sunmaya karar verir. Ve nihayet, emeline kavuşur; 2010 yılında Konya’da kitabını Tekin Kitabevi vasıtasıyla sunar. Eserinin adı, “Belgelerle Mahmud Es’ad Efendi,”dir.
Bu değerli eser, 162 sayfa. Gerçekten önemli ve bâkir belge ve bilgileri muhtevi. Mahmud Es’ad Efendi’nin hayatı, memuriyeti, hizmetleri, eserleri hakkında bâkir bilgiler verilmiş. Onun hakkında daha önce yayınlanılan seçme makaleler de dercedilmiş.. Faydalı diğer bir yönü de, belgelerin yeni yazısının, arka sayfalarında da, orijinallerinin fotokopilerinin verilmiş olması .
Eser, genel olarak hayli emek ve gayret mahsulüdür. Elde edilen imkânlarla en iyisi yapılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, bunca güzel niyet, azim ve gayretin yanı sıra eser, belgelerin okunmasında uzmanlara başvurulduğu gibi, bir yetkili ile istişare edilerek bir de bilimsel araştırma metodlarına uygun olarak hazırlanılmış olsaydı, kullanım kolaylığı, pratik faydalar sağlayacak, mevcut güzelliğine yeni güzellikler katacaktı. Meselâ, münderecat, kompozisyon sırasına göre müstakil bölümler halinde verilebilseydi; sayfalardaki belgeler ve bilgiler, dipnotlarıyla açıklanılarak, genişletilip zenginleştirilebilseydi; fihrist ve indeksi yapılabilseydi; değerlendirme ve sonuç bölümü yazılabilseydi; sonda verilen sözlük kısmı, harf sırasına göre dizilebilseydi eser, muhakkak ki çok daha pratik ve doyurucu görünüm kazanabilirdi. Mamafih, hiç yoktan iyidir. Emek, gayret mahsulüdür. Merhum Mahmud Es’ad Efendi’nin, tanınmasına, kadr u kıymetinin bilinmesine, sonuçta rahmet ve minnetle anılmasına vesile olmaktadır.
Bütün bu özellik ve güzelliklerini ifadeden sonra, böylesine güzel, faydalı bir eseri hazırladığı için değerli yazarını gönülden kutlarım. Daha faydalı olması için temenni ettiğimiz hususların kitabın yeni baskısında nazar-ı itibare alınmasını diler, kendisinden yeni eserler beklediğimizi de belirtmek isterim.