Önceki 2 yazıda Behlül Dânâ’nın hikmetli sözlerini konu ederek, Belh padişahı İbrahim Edhem’in tacını, tahtını terk ederek büyük bir evliyâ oluşunu dile getiren menkıbeden bahisle, “Çünkü; bu dünya Sultan Süleyman’a bile kalmamıştır” diye bitirmiştim. Mahkemenin kadıya mülk olmadığı meşhur sözdür ve anlayana çok şeyler ifade eder. Bu nedenle, mevki ve makam sahibi olanlar için “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” deyimini kullanmak da yanlış olmaz. Söz açılmışken sâdece bu konumdakilerin değil, hepimizin ibret alarak hayatımıza çekidüzen vermemiz için İbrahim Edhem ve İmam-ı Azamın talebelerinin başta gelenlerinden, Hanefî mezhebinin büyük müctehidi olan İmam-ı Ebû Yusuf ile ilgili birkaç menkıbe ile devam ediyorum:
İbrahim Edhem, bir gün atını hazırlatarak ava çıktı. Bir müddet sonra bir hayvanla karşılaşınca, onu yakalamak için atını sürünce, gâibden; “Yâ İbrahim, sen bunun için yaratılmadın ve bununla emir olunmadın” diye bir ses işitti. Durup, sağına soluna baktı, fakat kimseyi göremeyince içinden “Allah lânet etsin! Bu İblis’tir” diye geçirerek, atını sürdü. Bu defa aynı sesi daha kuvvetli bir şekilde duyunca, tekrar etrafına baktı, ancak kimseyi göremeyince yine, “Allahü teâlâ lânet etsin! Bu İblis’tir” diyerek, atını sürdü ve aynı sözleri çok daha yakından işitince durup, “Âlemlerin Rabbinden bana ikaz geldi. Allahü teâlâya yemin ederim ki bu günden sonra Allah’a isyân etmeyeceğim. Rabbim, Sâlih insan olmamı istiyor” dedi. Bu hadise üzerine o kadar çok ağladı ki, elbiseleri gözyaşlarıyla ıslandı. Sonra geri dönerken bir çobana rastladı. Dikkatle bakınca bunun, babasının çobanlarından birisi olduğunu anladı. Onun abasını ile başlığını alıp, kendi elbiselerini ona verdi ve dünya nîmetine ait her şeyi bırakıp, Allahü teâlânın yoluna girdi.
Bir gün de sarayında ziyafet veriliyordu. Davetliler yerlerini almış, hizmetçiler ikrama başlamak için beklediği sırada gayet heybetli bir zât çıkıp geldi. Ne askerlerden, ne hizmetçilerden hiç kimse ona, “Sen kimsin” deme cesaretini bulamadı. İbrahim Edhem, “Ne istiyorsun?” diye sorunca, o zât “Bu handa konaklamak istiyorum” dedi. İbrahim Edhem, “Burası han değil, benim sarayımdır” cevabını verdi ve o zât “Bu saray bundan önce kime aitti?” diye sorunca “Pederimindi” diyerek cevapladı. O zât her defasında “Ondan önce kimindi?” diye tekrar edip, İbrahim Ethem “Filân oğlu filânın” karşılığını verdikçe o zât bu sefer “Bunlara ne oldu?” diye sordu, İbrahim Edhem de “Öldüler” dediğinde heybetli o kimse “Bu saraya biri gelip biri giderken bu saray nasıl senin olur? diyerek saraydan çıkıp gitti. İbrahim Edhem, hemen peşine düştüğü bu heybetli zâta yetişerek “Sen kimsin?” diye sorunca, “Ben Hızır’ım” cevabını aldı. Bu konuşma ve aldığı cevaptan sonra İbrahim Edhem hazretlerinin derdi çoğaldı, kalbindeki ilâhi aşk ateşi bir kat daha arttı.
Hanefî mezhebinin en büyük müctehidi İmam-ı Ebû Yusuf da, Abbasî halifesi Harun Reşid’e yazmış olduğu tavsiye ve nasihatlarından birisine “Allahü teâlâ müminlerin emîrine uzun ömür, haysiyet ve nimet ikram edip, şeref ve izzetini yükseltsin” diye başlayıp, şöyle devam ediyor:
“Ey müminlerin emîri! Allahü teâlâ seni bu ümmetin işlerine memur etti. Öyle bir vazife verdi ki, sevabı sevapların en büyüğü, cezası da cezaların en büyüğüdür. Bu vazifenin başına geçtikten sonra artık sen, idarelerini emanet aldığı insanlar sebebiyle imtihana çekildin. Bina; adalet ve doğruluk temelleri üzerine kurulmaz, işler adalet ve doğrulukla yürütülmezse, Allah o binanın temellerini bozar, yapanların ve yardımcı olanların üzerine yıkar. Bu bakımdan Allah’ın sana ihsân ettiği vazifelerini ihmâl edip, hakların zâyi olmasına sebep olma.
Çobanlar sahiplerine karşı sürülerinden sorumlu olduğu gibi, idareciler de idare ettiklerinden Allaha hesap verecektir. Doğruluktan ayrılma, yoksa idare ettiğin kimseler de doğruluktan ayrılır. Nefsin isteğine göre emir vermekten ve kızgınlıkla iş görmekten sakın. İnsanlara farklı muamele yapma. Allahın hesabı çok çabuktur. Öyleyse Allah’tan kork. Mahşer günü haddini aşmış olarak Allah’ın huzuruna çıkma. Şunu iyi bil ki, kıyamet gününün hâkimi olan Allahü teâlâ, kulları hakkında mevki ve makamlarına göre değil, amellerine göre hükmedecektir. O halde dikkatli ol. Çünkü sen boşuna yaratılmadın ve başı boş bırakılmayacaksın. Şüphesiz yaptıklarından hesaba çekileceğin günde nasıl cevap vereceğini düşün. Bil ki, kıyamet günü insanoğlunun ayakları, Allah huzurunda hesaba çekildikten sonra kayacaktır.”
İmam-ı Ebû Yusuf, tavsiye mektubunu, “Ey müminlerin emîri! Şu suallerin cevabını hazırla. Her şeyin hesabının şâhitler huzurunda açığa çıkarılacağı günü hatırla. Vazifeni Allah’ın rızası için yapmanı tavsiye ederim” şeklinde bitiriyor.
Günümüzde tavsiye mektubu yazıp, nasihatte bulunmak kimin haddine! Maşallah, bildiğini okuyan, burnu kaf dağında olduğu için sultana selâm vermeyen idareci zümrenin burnundan kıl aldırdığı yok.
Kaynak: Evliyâlar ve Peygamberler Tarihi.