Kutuplaşma

Sadık Küçükhemek

Malum çevrelerin sözcüleri,  bazı olaylar sonucu AK Parti hükümeti halkı kutuplaştırmaktadır. Bu gidiş iyi bir gidiş değil, tehlikeli buluyorum, demektedir. Örneğin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'nu ziyareti sırasında Okmeydanı'nda yaşanan olaylarla ilgili özet olarak şöyle dedi: “Erdoğan ülkeyi ateşe atıyor, müthiş bir kutuplaşma var. Eğer böyle giderse Türkiye'nin geleceği açısından endişeleniyorum. Kullandığı dil, insanları ayırıyor. Ülkeyi yönetenler kucaklayıcı bir dil kullanmalı. Biz ölen gence de, yaralı polise de sahip çıkıyoruz.” 

Ülkeyi ikiye bölen zihniyet, AK Parti hükümeti değil, İttihat ve Terakki zihniyetinin hamili olan CHP’dir. Ülke Tanzimat Fermanı (m.1839) ile ikiye bölünmüştür. Çünkü şeriat mahkemelerinin yanında laik mahkemeler kurulmuştur. Bu bağlamda inançlı kesim yavaş yavaş dışlanmış, Cumhuriyet’in (m.1923) ilanıyla tamamen saf dışı edilmiş ve İstiklal Mahkemeleri ile İskilipli Âtıf Hoca gibi ulemanın bir kısmı, gazetecilerin bir kısmı, iş adamlarının bir kısmı şehit edilmiştir.

1950 Demokrat Parti iktidara gelinceye kadar din eğitimi tamamen yasaklanmıştır. Bu tarihte Demokrat Parti, iktidara geldikten sonra inançlı kesim yavaş yavaş siyasi ve sosyal hayatta, devlet kurumlarında biz de varız demiştir. Bu kesim, zaman zaman koalisyon hükümetlerinde ve devletin bütün kurumlarında azda olsa görev alınca laik kesim tarafından darbeler yapılarak bunun önüne geçilmeye çalışılmıştır.

1960 İhtilali, 1980 Darbesi, 28 Şubat Postmodern Darbesi bunun için yapılmıştır. Katsayı zulmü bunun için gerçekleştirilmiştir. 2002’den itibaren AK Parti’nin tek başına hükümet kurması laik kesim tarafından hazımsızlığa sebep olmuştur. Bu sebeple seçimle gelen meşru hükümeti Mısır’da olduğu gibi askeri darbe ile düşürebilmek için her yola başvurulmaktadır. Gezi olayları, 17 Aralık, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu adı altında yapılan darbe bunun içindir.

Soma faciası bahane edilerek hükümete saldırmanın bir manası var mı? Savcılık el koydu, sonucu bekleyelim, görüşümüzü açıklanacak raporun sonucuna göre açıklarız. 

Geçen hafta yayınlanan Soma Kan Ağlıyor! İsimli yazımda belirdiğimi gibi bu facianın müsebbibi kapitalizmdir. Kapitalizm ayakta olduğu müddetçe buna benzer faciaların önüne geçilmesi mümkün değildir. Çünkü kapitalizmin temeli faize dayanır. Bu sebeple kapitalizm alın teri olmaksızın para kazanmak için bütün gayri meşru yolları mubah görür.

Kapitalizm sadece bizim ülkemizde vahşice uygulanmıyor.  Batı’da da aynen uygulanmaktadır. Laik kesim bunu bir türlü kabullenemiyor. Bu kesim diyor ki, kapitalizm sadece bizim ülkemizde vahşice uygulanmaktadır.

Bu kesime ne söylersen söyle laf anlamaz; çünkü köle efendisine toz kondurmaz, onun bütün çabası tekrar iş başına geçerek kapitalizme hizmet etmektir. Sosyalist ise sosyalizmi hayata geçirmektir. Batı medeniyetinin ürünleri olan bu iki sistemde de halk sömürülmektedir. Bu gerçeği kim inkâr edebilir? Çare, hak ve adaleti esas alan İslâmî ekonomik sistemi yürürlüğe koymaktır. Rus lideri Lenin şöyle demiş: “Bana dünyanın en güzel ekonomik sistemini bulun getirin, adı İslâm olmasın” 

Soma faciasını protesto edenlerin gayesi üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir yani meşru hükümeti yıkmaktır. CHP Genel Başkanı bunu bildiği halde böyle konuşması CHP zihniyetinden kaynaklanmaktadır. Bu zihniyet ayakta durduğu müddetçe hükmet ne kadar kucaklayıcı olursa olsun kutuplaşmayı önlemek mümkün değildir.

Ayrıştırıcı dil, Hürriyet Gazetesi yazarı, Yılmaz Özdil’in dilidir. Soma kömür madeni işçileri AK Parti mitingine katıldığı için bu ölüme müstahaktır, demiştir. CHP lideri bu açıklamayı kucaklayıcı mı buluyor? Hoşça kalın.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.