Kutlu Doğum Haftası Münasebetiyle

Hüzeyme Yeşim Koçak

“Kutlu Doğum Haftası” birbirinden güzel faaliyetlerle kutlanıyor.

Bir tanesi de, TYB Konya Şubesi’nin kültürel etkinlikleri kapsamında, Doç. Dr. Hayri Erten Bey’in düzenlediği “Hz. Peygamberin Aile Hayatı” isimli paneldi.

Programın Kur’an tilaveti ile başlaması ve ardından Tasavvuf Musikisi ile devam etmesi; ruhanî bir havayı temin etmesi ve sürdürmesi açısından mânâlıydı.

İlk konuşmayı yapan, Dr. Asiye Şenat Kazancı’da; bu tesire işaret etti. Efendimizin hayatından bahsederken esasen, sadece şiir ve musikiyi kullansak ne güzel olacaktı. Fakat akademik bilgiye de ihtiyaç vardı.

Kur’an Sünnet bağlamında aileyi anlatan Sayın Kazancı; önce aile içinde başlayan çöküntünün, giderek topluma yayılarak, sosyal arızaları meydana getirdiğinden söz etti.

Ki bazen kir selinin alıp götürdüğü haberleri, kararmış ekranı seyretmek bile zor bir işti, meseleydi.

Asiye Hanım’a göre; ailenin başlangıcı, Hazreti Âdem ve Havva’ya kadar götürülebilirdi. Aile çekirdekti.  Varlığımızın, dış hayatta onurlu bir şekilde temsil edilmesi; ailede aldığımız eğitime büyük ölçüde bağlıydı.

Fertlerin adaba uygun yetişmesi, “bireysellikle toplumsallık arasındaki uyumun sağlanması” ve neticede yaşanılır, sulh içindeki bir dünyanın gerçekleştirilmesi; ancak ailenin elverdiği, sağlıklı, özgür özgün şahsiyetlerle mümkün olabilecekti.

Aile içi ilişkilerde; “Hududullah’a” riayet şarttı. Yani Rabbin koyduğu sınırlara, kırmızı hatta… Ruhsat verilmesine rağmen, boşanma hoş karşılanmamıştı meselâ.

Sevgi mevzuuna ayrı bir ehemmiyet veren Asiye Hanım, “aşkın” Allah’ın varlığının bir delili ve ifadesi olduğunu; Yüce Yaratıcının bize sevgiyi öğrettiğini dile getirdi.

Ailede kararların danışılarak alınması, tahammülün önemi; meselenin yönetmek, iktidar oyunu değil, karşılıklı kazanmak ve anlaşmak olduğunu, Kur’an ölçüsüyle, ayetlerden örnekler vererek göz önüne serdi.

Dikkat çekici bir tespiti, dinin bütün hayatımıza hâkim olması gerektiği, işlevselliğiydi. Biz zaten Rabbin çizdiği bir hayatın içine doğuyorduk.

Konuşmasında kanaatimce, önemli hususlardan bir diğeri de; kadın veya erkek yahut çocuk olmanın değil; insanın içindeki “özün” ehemmiyetiydi. Çünkü Rab, bu öze hitap ediyordu. Öyleyse cevherimiz işlenerek geliştirilmeli, derûnumuzdaki kemâl, mükemmel insan ortaya çıkarılmalıydı.

Sâlih evlat, yüz akı nesiller içinse; hepimiz dua etmeliydik. Müşterek dileğimizdi.

Dr. Huriye Martı, ilgi çekici, muhtevalı konuşmasında; peygamberimizin eşleriyle olan ilişkisinden örnekler verdi. “Eş” kavramına hoş açılımlar getirdi.

Her varlık eşiyle yaratılmıştı. İnsanî anlamda eş, sadece hayatı birlikte yürüttüğümüz değil; hayatı anladığımız ve anlamlandırdığımız; bir bütünü(insanı) tamamladığımız, aslî bir unsurdu.

Her iki anlamda da “eşsizlik”, yalnızca Allah’a mahsustu. Mecburî sebepler olmadıktan sonra “evlenmemek” makbul değildi dinimizde.

Bir hadise göre, kadın-erkek birbirinin elbisesi, örtüsüydü, yani vazgeçilmeziydi.

Efendimizin eşleriyle olan münasebetinin, “muhabbet ve merhamet” üzerine bina edildiğine işaret eden Huriye Hanım;  dillerde pelesenk sevgi mefhumunun, şartlarına da açıklık getirdi. O kadar kolay değildi sevmek. Evvelâ nitelik, sabır işiydi.

Hz. Peygamber(S.A.V.); Hz. Ömer’in ifadesine göre, “kadının eşya-şey yerine bile konmadığı” bir zamandan sonra; çok farklı karakterde, değişik yaşlarda ve kültürlerden gelen hanımlarla evlenmişti. Onları oldukları gibi benimsemiş, değiştirmeye çalışmamış; geçmişleriyle uğraşmamış, mizaçlarına, kadınlık renklerine saygı duymuştu. Söz gelimi, Hz. Ayşe’nin kıskançlığını hoş karşılamıştı. Hz. Hatice’ye muhabbetinin bir nişanesi olarak, arkadaşlarına hediyeler göndermişti.

Evlilikte “dengeyi” hep gözetmişti Allah Resulü. Ahenge önem vermiş; “Büyük kâinat dengesini” daima hatırlamıştı.

Adaletliydi, adalet sahiplerinin de şiddetle işi yoktu. Bize barışı getirendi O.

Eşi, “emanet” olarak görme bilincini taşırdı. Onunla, -savaştan bayrama kadar- hayatın her anında beraberdi, paylaşırdı. “Resmi eşiyle tamamlardı”. Eş, “kristaldi” ve “dikkatli taşınmalıydı”.

Değerli akademisyen Dr. Huriye Martı’nın bu vesileyle, “Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlarından”, “Birgivî Mehmet Efendi (Hayatı, Eserleri ve Fikir Dünyası” isimli eserinin, okuruyla buluştuğunu müjdeleyelim.

Sayın Halide Kılıç, Peygamber Efendimiz’in çocuklara olan muamelesinden bahsetti. Büyükler olduğu kadar, çocuklar da Onun çekim gücüne girmişlerdi.

 Sevgi konusu, ön plandaydı gene. Çünkü hayatımızı, Sevgi(li)nin kılavuzluğuyla yürütecek, sürdürecektik. O halde sevgi şekillendirilip, belirtilmeli, meselâ çocuk öpülebilmeli; cinsiyet ayrımından uzak durulmalıydı.

Programın yöneticisi, Melahat Ürkmez Hanımefendi ise; Muhammedî yolun takipçisi ve bendesi Hz. Mevlâna’nın hoşgörüsünden söz etti.

Programın sonunda katılımcılara plaket ve çiçek takdim edildi.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.