Bir süre önce Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin hatalı budama yapmaları sonucu cadde kenarlarında bulunan ağaçların kurumakta olduğuna dikkat çekerek, Karatay Medresesi önünde bulunan 50-60 yaşındaki Kara Söğüt’ün de kuruduğunu, bu yüzden sâdece Orduevi ile Selçuklu köşkü kalıntısı arasındaki 200 metrelik kaldırımda kesilen ağaç sayısının 8’i bulduğunu belirtmiştim. Kuruyanların son örneği olan ağacı da günler sonra ayıplarını örtbas etmek için kökünden kesip, yerine kilitli taş döşediler. Ağacın kuru gövdesi ibret abidesi olarak yerinde dursaydı, hiç olmazsa gelip geçen “Bir zamanlar burada altını gölgeleyen, ancak dalları budanıp, bırakılan ince 2 filizi de kuruduğu için kesilen bir ağaç vardı” diye hatırlamış olurdu.
İsterseniz İstasyon Caddesini takip ederek Hükümet Meydanı’na kadar yürüyerek bir zamanlar serin bir görüntü veren yeşil ağaçların nasıl yok olduğunu görün. İsteyen sâdece Şehitler Abidesi’ne çıkan merdivenlerin önünden köşk kalıntısına doğru yürüyüp, kaç ağacın kesilmiş olduğunu sayabilir, tam 6 tane olduğu görülecektir. Belediyenin zaman zaman ağaç katliamı yapması bugüne has bir maharet değil. Ne hikmetse vatandaş yapınca kurallar gereği cezalı duruma düşer, ancak belediye kesince sorumluluk taşımaz. Yıllar önce Vilâyet binasının batısındaki söğüt ağaçlarını kestiklerinde “Karaltı yapıyor” diye mazeret (!) beyan etmişlerdi. Yapı Kredi Bankası ile Kolat beyaz eşya mağazasının birleştiği köşede bulunan tarihî binanın önündeki ağacın ve 1990 öncesi yeni Meram yolu genişletme çalışması sırasında yüzden fazla yetişkin ağacın ortadan kaldırılması gibi, bir zamanlar bazı ağaçları da kurumasını beklemeden söküp, yok ettiler.
Sarraflar yer altı çarşısı yapılırken meydan kazılınca Kırmızı Kütüphane’nin önünde bulunan belki 200 yaşındaki Suvarmılık ağacı da sökülüp atıldığı gibi, meydanın güney kısmında yer alan söğütler de yok edildi. Türbe Caddesi’nden Türbe önüne giderken soldaki bıçakçı Kemal Güre ile gramofon tamircisi Kadir Demir’in dükkânının önünde de aynı yaşta bir Suvarmılık ağacı daha vardı. Ancak, cadde düzenlenirken o ağaç da kaldırıldı. Yusuf Ağa Kitaplığı’nın bitişiğindeki “Muvakkithâne”, bisikletçi Mevlüt Ağa (Büyükavcı) ve terzi Hikmet Fil’in dükkânları, tarihî “Türbe Hamamı”, Nebi Dayı’nın kahvesi, Bahri Gövez’in ekmek fırını yol geçirmek için yıkılınca Sultan Selim Camii’nin önünde “Türbe Önü” denilen meydandaki kesilen ağaçların haddi hesabı yoktu. Anadolu-Bağdat Demiryolu’nda trenin 1896 yılından itibaren çalışmaya başlaması üzerine dönemin Valisi Ferit Paşa tarafından açtırılan ve önceleri kendi adını taşıyan İstasyon Caddesi’nin 2 yanındaki yüzlerce ulu ağaç da 1960 yılında caddenin genişletilmesi amacıyla sökülmüştü. O tarihte belediyenin iş makinesi olmadığı için DSİ. Bölge Müdürü Osman Bibioğlu’dan yardım istenmiş ve ağaçlar dozerle bir günde yerle bir edilmişti.
Selçuklu Sultanı I. Keykâvus tarafından inşası başlatılıp, miladî 1217’de kardeşi Sultan I. Alâaddin Keykubad zamanında tamamlanan Alâaddin Tepesi’ndeki Alâaddin Camii’nin aradan geçen zaman içinde harap olduğu için tamir gördüğü anlaşılıyor. Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, 1889 yaz ayında tepede otlayan merkeplerin yer yer yıkılan duvarlardan girerek caminin içinde gölgelendiklerini, bu yüzden Sultan II. Abdülhamid’in emriyle Konya Valisi Sururi Paşa tarafından tamir ettirildiğini yazıyor. Cami harap olarak uzun müddet kapalı kaldıktan sonra Vakıflar Müdürlüğü tarafından tamir ettirilerek, 1952’de ibadete açıldı, ancak yanındaki şehire su verilen depodan sızan suların etkisi ile duvarlarında çatlak ve çöküntü meydana gelince tamiri için tekrar kapatıldı. Hatta çatlağın ağaçların sulanması sebebiyle meydana geldiği ileri sürülerek, ağaçların uzun aralıklarla sulanması yoluna bile gidildi. Yapılan inceleme sonunda temellere tonlarca beton enjekte edilerek çöküntü önlendi ve cami yeniden ibadete açıldı, ancak olan asırlık ağaçlara oldu.
Ağaçların sökülmesi, kuruması bununla da kalmadı ve Fuar hâline getirilen Dede Bahçesi’nin büyük bölümü taşla kaplanıp, orta yerindeki havuz kapatıldığı için önce dalları kuruyan ve budanan tarihî çınarların eski haşmeti kayboldu, toprak zemin kalmadığından yağıştan nasibini alamayan onlarca çam ve ağaç kurudu, daha sonra da otobüs durakları yapılan yerdeki çok sayıda yaş ağaç önce yarı belinden, sonra da sürgün vermeyince kökünden kesilerek kaldırıldı. Fuarın içinde her sene baharda birçok çam ve çeşitli ağacın kuruduğuna bu köşeden dikkat çektiğimde dönemin Belediye Başkanı Halil Ürün’ün “Yerlerine yenisini dikiyoruz” cevabını verdiğini, benim de “Başkan, o fidanların 50 yıllık olduğunu görmek için 90 yaşıma kadar beklemem lâzım” dediğimi unutmuyorum.
Yeşil örtünün korunması, park bahçe, ağaç konusunda hassasiyet göstererek en fazla yazanlardan birisiyim. Kim bilir, belki de zülf-i yâre dokunduğum için bu yüzden beni “çevreci” kabul etmeyip, plaket vermiyorlar!
Sarraflar yer altı çarşısı yapılırken meydan kazılınca Kırmızı Kütüphane’nin önünde bulunan belki 200 yaşındaki Suvarmılık ağacı da sökülüp atıldığı gibi, meydanın güney kısmında yer alan söğütler de yok edildi. Türbe Caddesi’nden Türbe önüne giderken soldaki bıçakçı Kemal Güre ile gramofon tamircisi Kadir Demir’in dükkânının önünde de aynı yaşta bir Suvarmılık ağacı daha vardı. Ancak, cadde düzenlenirken o ağaç da kaldırıldı. Yusuf Ağa Kitaplığı’nın bitişiğindeki “Muvakkithâne”, bisikletçi Mevlüt Ağa (Büyükavcı) ve terzi Hikmet Fil’in dükkânları, tarihî “Türbe Hamamı”, Nebi Dayı’nın kahvesi, Bahri Gövez’in ekmek fırını yol geçirmek için yıkılınca Sultan Selim Camii’nin önünde “Türbe Önü” denilen meydandaki kesilen ağaçların haddi hesabı yoktu. Anadolu-Bağdat Demiryolu’nda trenin 1896 yılından itibaren çalışmaya başlaması üzerine dönemin Valisi Ferit Paşa tarafından açtırılan ve önceleri kendi adını taşıyan İstasyon Caddesi’nin 2 yanındaki yüzlerce ulu ağaç da 1960 yılında caddenin genişletilmesi amacıyla sökülmüştü. O tarihte belediyenin iş makinesi olmadığı için DSİ. Bölge Müdürü Osman Bibioğlu’dan yardım istenmiş ve ağaçlar dozerle bir günde yerle bir edilmişti.
Selçuklu Sultanı I. Keykâvus tarafından inşası başlatılıp, miladî 1217’de kardeşi Sultan I. Alâaddin Keykubad zamanında tamamlanan Alâaddin Tepesi’ndeki Alâaddin Camii’nin aradan geçen zaman içinde harap olduğu için tamir gördüğü anlaşılıyor. Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, 1889 yaz ayında tepede otlayan merkeplerin yer yer yıkılan duvarlardan girerek caminin içinde gölgelendiklerini, bu yüzden Sultan II. Abdülhamid’in emriyle Konya Valisi Sururi Paşa tarafından tamir ettirildiğini yazıyor. Cami harap olarak uzun müddet kapalı kaldıktan sonra Vakıflar Müdürlüğü tarafından tamir ettirilerek, 1952’de ibadete açıldı, ancak yanındaki şehire su verilen depodan sızan suların etkisi ile duvarlarında çatlak ve çöküntü meydana gelince tamiri için tekrar kapatıldı. Hatta çatlağın ağaçların sulanması sebebiyle meydana geldiği ileri sürülerek, ağaçların uzun aralıklarla sulanması yoluna bile gidildi. Yapılan inceleme sonunda temellere tonlarca beton enjekte edilerek çöküntü önlendi ve cami yeniden ibadete açıldı, ancak olan asırlık ağaçlara oldu.
Ağaçların sökülmesi, kuruması bununla da kalmadı ve Fuar hâline getirilen Dede Bahçesi’nin büyük bölümü taşla kaplanıp, orta yerindeki havuz kapatıldığı için önce dalları kuruyan ve budanan tarihî çınarların eski haşmeti kayboldu, toprak zemin kalmadığından yağıştan nasibini alamayan onlarca çam ve ağaç kurudu, daha sonra da otobüs durakları yapılan yerdeki çok sayıda yaş ağaç önce yarı belinden, sonra da sürgün vermeyince kökünden kesilerek kaldırıldı. Fuarın içinde her sene baharda birçok çam ve çeşitli ağacın kuruduğuna bu köşeden dikkat çektiğimde dönemin Belediye Başkanı Halil Ürün’ün “Yerlerine yenisini dikiyoruz” cevabını verdiğini, benim de “Başkan, o fidanların 50 yıllık olduğunu görmek için 90 yaşıma kadar beklemem lâzım” dediğimi unutmuyorum.
Yeşil örtünün korunması, park bahçe, ağaç konusunda hassasiyet göstererek en fazla yazanlardan birisiyim. Kim bilir, belki de zülf-i yâre dokunduğum için bu yüzden beni “çevreci” kabul etmeyip, plaket vermiyorlar!