Her geçen gün gelişen teknoloji değerlerimizi ve bizi biz yapan yegane varlıklarımızı zedelemektedir. Globelleşen dünyada bilgiye verilen önem artmakta fakat insana verilen değer azalmaktadır. Enformasyona sahip olan ülkeler dünya üzerinde belli bir konum elde ederken tam aksine enformasyona sahip olamayan ülkeler geri kaldılar. Burada bilginin,eğitimin ve öğretimin ne kadar önem arz ettiğini görmekteyiz. Yine bununla birlikte üreten,gelişen,savunan ve dahi saldıran ülke konumuna gelen emperyal ve kapital ülkeler ileriye dönük planlar ve projeler yapmaktadırlar. Özellikle de dünya enerji kaynaklarının dörtte üçünü elinde bulunduran Ortadoğu'ya yönelik uzun vadeli planları vardır. Maalesef Ortadoğu'da hep kan ve gözyaşı bulunduğundan kendi aleyhine yapılan planlara pek karşılık verememektedir. Yine burada söz konusu madde olmuş ve bunun için insanlar aralarında hep çatışma yaşamıştır. Enformasyon çağında ham madde kaynakları da önemli bir yer tutmaktadır. Bilgiye sahip olan ülkeler bilgilerini satmakla beraber ham madde alıp ve işleyip bunu tekrar satmakta ve böylelikle bir döngü oluşmaktadır. Ortada çok ciddi para akışları olmaktadır .Zenginleşen bu ülkelerin siyasetlerine baktığımızda parlamentolarında gerçekten de ileri bir demokrasi uygulamaktadırlar. Lakin bu demokrasiyi dışarıya uygulamamakta aksine saldırgan tutumlar izlemektedirler. Ve burada bir çelişki söz konusudur. Bir zamanlar ve hala bizi meşgul eden bir tartışma içerisindeyiz. Bilginin Batılılaşması tezi bir çok aydın kesim tarafından savunulmuştur. Yani "Batıdan çıkan bilgi doğrudur."düsturuyla hareket edilmek istenmiştir. Bu düşünce yıllarca bilgi yuvalarımız olan okullarımızı meşgul etmiştir. Oysaki bir zamanlar Batı bilgisini Doğudan almış ve Doğuya muhtaç olmuştur. George Sarton"İslam olmasaydı Rönesans olmazdı" diyerek İslamın Batılılar için ne kadar önemli olduğunu belirtmek istemiştir. Taha Akyol Bilim ve Yanılgı isimli kitabında Doğu medeniyetinin Batı'dan geri kalmasının sebeplerini objektif olmaya özen göstererek açıklamaya çalışmıştır. Argümanları;Haçlı Seferleri, Akdeniz Hakimiyetinin Kaybedilmesi ve Moğol Saldırılarıdır.
Sıralanan bu üç argümana baktığımızda gerçektende doğu medeniyetine karşı çok büyük ve şiddetli saldırılar söz konusu olmuştur.Doğu da kendine has yöntemlerle bir savunma mekanizması geliştirmiş elbette karşı koymuştur.Vedahi yüreğini ortaya koyan Doğu kıran kırana olan çarpışmalarda kıyasıya bir mücadele vermiştir.Yapılan savaşlar dökülen onca kan destanlara konu olmuş dilden dile anlatılmıştır.Onlarca medeniyete ev sahipliği yapan kadim bölge Mezopotamya malesef bugün dış mihraklar tarafından sömürülmektedir.Burada bir eleştiri yapmak gerekirse Doğu medeniyeti bilgiyi elinde tutmuş olsaydı hammadde kaynaklarınıda elinde tutardı.Umuyorumki tarih tekerrür edecektir.Küreselleşen dünyada bizler daha ılımlı ve bilgiye açık bir toplum haline gelmemiz ve elde ettiklerimizi genç yeni nesillere aktarmalıyız.Geçmişte olan olaylardan ders çıkarmalı ve gerekeni yapmalıyız.Yalnız her şeyden önce ahlaklı bir birey olmalı ve ahlaklı bir toplum meydana getirmeliyiz.Bence ahlak bilgiye sahip olmak kadar önemlidir.Ahlaklı bir toplum dünyanın en tehlikeli silahlarını elinde bulundursa dahi onları iyi şeyler yapmakta kullanabilir.İşte ahlak o derece mühimdir.Çağımız enformasyon çağı olsada yanın da etiği de almamız gerekir.Kanatimce etik enformasyonu dengede tutar ve yönlendirir.Ahlaklı bir birey çevresine zarar vermez.Kimsenin gönlünü kırmaz ve kimseyi incitmez.Zaten islami değerlere sahip olan biri bunun önemi bilir.Çünkü islam barış ve esenlik dinidir.Kanımca barış ve esenlik insanı ahlaklı yapar.Ahlaklı bir birey değil insanlığa yararı karıncaya dahi yararı dokunur.En azından yolda yürürken çiçekleri koparmaz,çimlere basmaz veyahut karıncayı ezmez.Ahlaklı bir birey nerde ne yapması gerektiğini bilir.Vicdanının ve merhametinin gereğini yapar.Başkalarına karşı üstünlük taslamaz.Kendini beğenmiş tavırlar içerisine girmez.Ancak ahlaksız kimselerin işidir kendini beğenmek.Etik olgusuna sahip olan birey bunu her tarafta sergiler. Etik olgusuna en çok ihtiyacı olanlardan biri de siyasetçilerdir.Siyasetin altın kurallarından biridir ahlaklı olmak. Ahlaksız olan biriyle ne siyaset yapılabilir ne de felsefe. Ahlak karşılıklı anlayış getirir. İslam ahlakıyla ahlaklanmış kimseler yumuşak huyludur. Karşısındaki kişiyi kırmamaya özen gösterir. Karşıdaki kişi her ne olursa olsun islam ahlakına sahip birey onun insan olduğunu bilir.Yüce Allah'ın rahmet tecellilerinden biridir insanoğlu.Ondan ötürü insanoğlunu incitmememeye dikkat eder İslam alimleri.Herhangi bir tartışma söz konusu olursa sükut ederler ve duruşlarını bozmazlar. Taifte kendisine taş atanlara karşı dahi belki hidayet bulurlar düşüncesiyle Cebrail'in kavmi helak teklifini reddeden bir peygamberimiz var.İnsanların en üstünü Hazreti Muhammed (s.a.s) dır.Onun ahlakıyla ahlaklanmak Kur'an'ın ahlakına sahip olmak demektir. Bazı Müslümanlar efendilerini örnek alması gerekirken ecnebileri örnek alıyorlar. Bu da kendi değerlerine sahip çıkmadıklarını göstermektedir. Bizi biz yapan değerleri unutmamalıyız. İslamın ilk emri okumaktır. Okumakla bilgiye sahip olunabilir. İşte İslamiyet bizlere yani bütün insanlığa bunu tavsiye etmektedir .Akla gelebilecek bütün güzellikler islamdadır .Değerli dostlarım taraflı bir şekilde yaklaşmak istemiyorum. Zira bu niyette de değilim. En büyük korkum yanlış anlaşılmaktır .Samimiyetimi esirgemeyerek siz kıymetli dostlarımdan yanlış anlaşılmamayı rica eder ve şükranlarımı sunarım. Arzu ederseniz sözlerimi çok sevdiğim şu beyitlerle bitirmek istiyorum."Dünya bizden olmayanlarla hoştur. Onların sana verdiği ilimlerle,kıymetlerle ve gönüllerle hoştur. Sadece senin gibiler değil senden olmayanlarda çok yaşasın ki sende yaşa...Hele bir de onun gözünde gör şu fani dünyayı...Herkes beyaz olsa o zaman fark edemezsiniz beyazı öyle değil mi? Veyahut da siyah...Beyaz en güzel siyahta belli eder kendini. Beni ben yapan yegane şey, benden olmayandır. O yoksa sende yoksun...Ne anlamı kalır ne rengin belli olur ne de tadın."