Kurban ibadeti, Habil’in ihlâs ve samimiyetle Allah’a sunduğu kurbanın kabul edilmesiyle başlamıştır. Daha sonra Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmail’i kurban etmekle emrolunduğunda bu büyük imtihan karşısında Allah’ın emrine teslim olmuş; Hz. İsmail de aynı teslimiyetle bu ilahî emre boyun eğmiştir. Bunun üzerine Allah tarafından gökten bir koç indirilmiş ve Hz İsmail'in kurban bedeli olmuştur. Böylece kurban ibadeti, Peygamber Efendimiz’in sünnetiyle devam etmiş; mali imkânı yerinde (81 gram altın veya eş değeri) olan her Müslümana vacip kılınmıştır.
Türkiye’de son yıllarda kesilen kurban sayısında gözle görülür bir düşüş meydana gelmektedir. Bilhassa birkaç yıldır bu gerileme daha belirgin bir hale gelmiştir. Bu durum, geçiştirilen sıradan bir istatistik olarak değil, üzerinde düşünülmesi gereken toplumsal bir gösterge olarak ele alınmalıdır.
Zira ortaya çıkan bu tablo, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: "Dini hassasiyetlerin güçlü olduğu ifade edilen bir ülkede kurban ibadetinin azalması nasıl açıklanmalıdır?
Dahası, yaklaşık çeyrek asırdır ülkeyi yöneten muhafazakâr bir siyasi iradeye rağmen kurban ibadetine olan ilginin azalması değil, artması beklenmez mi?
Ancak toplumsal tablo bunun tam tersini ifade etmektedir. Bu düşüşün elbette birçok sebebi vardır. Fakat en temel nedenin ekonomik şartlar olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Her geçen gün vatandaşın alım gücü düşerken, kurbanlık fiyatları her yıl hızla yükselmektedir.
Öte yandan büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde hayvanların yem, su, veteriner, ilaç, bakım, nakliye giderleri derken maliyetler sürekli artmaktadır.
Bunun yanında yurt dışından canlı hayvan ve karkas et ithalatı, yerli besiciyi orantısız bir rekabetle karşı karşıya getirmektedir. Böyle bir ortamda hem üretici hem de tüketici zor durumda kalmaktadır. Üretici emeğinin karşılığını alamadığını düşünürken, vatandaşlar da kurban ibadetini yerine getirmekte her yıl biraz daha zorlanmaktadır.
Böylelikle alım gücünün her geçen yıl azalması, çoğu ailenin kurban kesmesine mani olmaktadır. Bir zamanlar rahatlıkla kurban kesen orta gelirli aileler, bugün temel ihtiyaçlarını karşılamanın hesabını yapıyor. Kurban ibadeti dini bir vecibe olsa da ekonomik imkanlarla doğrudan bağlantılı hâle gelmiştir.
İnsanların niyeti hâlis olsa da kurbanın maliyeti, tercihleri ister istemez etkilemektedir.
Bu ekonomik durum, insanları başka yöntemler aramaya itmektedir. Nitekim yurt dışı kurban bağışının artması da bu eğilimin doğal sonucudur. Türkiye’deki kesim maliyetlerinin birçok ülkeye oranla yüksek olması, insanların daha ulaşılabilir seçenekleri tercih etmesine yol açmaktadır. Bu ibadetten uzaklaşmak değil, ibadeti yerine getirme biçimini değişen şartlara göre yeniden şekillendirmek hem de daha fazla ihtiyaç sahibine ulaşma çabasındandır. Bununla birlikte elbette öncelik en yakınlarından başlamaktır.
Aslında mesele yalnızca kurban değildir. Bu tablo, tarım ve hayvancılığın yıllar içindeki değişimini de gözler önüne sermektedir.
Bir zamanlar Türkiye, tarım ve hayvancılıkta kendi kendine yeten sayılı ülkeler arasında gösterilmekteydi. Günümüzde ise teknolojik ekipmanlara rağmen çiftçi yüksek maliyet, düşük kazanç ve belirsiz fiyat politikaları arasında ayakta kalma mücadelesi vermektedir.
Teknolojinin ilerlemesi üreticiyi rahatlatmalıydı; ancak görünen o ki maliyetler, plansızlık ve yanlış politikalar bu imkânların önüne geçmektedir.
Hâsılı yalnızca sofradaki et değil, vatandaşın dini vecibelerini yerine getirme gücü de her geçen yıl biraz daha azalmaktadır.
Neticede kurban sayılarındaki düşüş de aslında bu yapısal ekonomik tablonun doğal bir sonucudur.
Dua ile...