Kur'an'da İnsan -3-

Nurten Selma Çevikoğlu
NİMETLER DERYÂSI VE EMÂNET İDRÂKI
Allâhü Teâlâ şu kâinatta mevcut olan sayısız nimetleri tüm cömertliğiyle insan için yaratmış ve onları insanın emrine vermiştir. İşte delili âyetler:
“O Allah ki yerde olanların hepsini sizin için yarattı.” (Bakara, 29)
“O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendi katından (bir lütuf olmak üzere) size boyun eğdirmiştir. Elbette düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (Câsiye, 13)
“Allâh’ın nimetlerini saymaya kalksanız onu sayamazsınız…” (Nahl, 18)
Hakikaten Cenâbı Hakk’ın biz insanlara bahşettiği nimetleri denizler mürekkep olsa yaza yaza mürekkebimiz tükenirdi de biz hâlâ saymaya devam etsek yine de bitiremezdik. Çeşit çeşit sebzeler, meyveler, çiçekler, bitkiler, hayvanlar, tahıllar, dağlar, ırmaklar, denizler, ovalar, eşler, çocuklar vâr eden yüce Yaratıcıya sonsuz hamtlar gerekir. Hem bu nimetleri kendi içinde de çeşitlilik içinde yaratan onlara eşsiz tatlar, kokular, renkler, şekiller, sesler, lezzetler, güzellikler bahşeden Allâhu Azümüşşan insanlara çok ikramkâr çok cömert ve çok lütufkârdır. Dünya içinde sayısız, sonsuz ve eşsiz güzellikteki nimetleri insanlara onlar istemeden, talep etmeden veren Rabb’imiz çok Latif, çok Gani.
İnsana sunulanlar içerisinde en büyük kutsîyet, Hak Teâlâ Hazretlerinin kendi rûhundan insana üflemesidir. Mevlâmızın insanlara çeşitli sûretlerde bahşettiği şan ve şerefin kıymetini eğer insan bilmezse doğrusu kendisine yazık etmiş olur. Yüce Yaratıcı: “Biz hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sâhibi kıldık. Onları (çeşitli nakil vâsıtalarıyla) karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsra, 70) buyuruyor.
Bütün bunlar boşa mı? İnsan dünyâya nefsi arzu ve isteklerinin kulu ve kölesi olsun diye mi geldi? Yine insan her arzu ve isteğini, istediği biçimde yerine getirsin diye mi dünyâya geldi? Sâdece keyiflice, lüks bir hayat sürsün, gülsün, eğlensin diye mi geldi bu kâinat âlemine? Kendini yüceltirken başkalarını hiçe sayan, fakir-fukaranın hak ve hukûkunu gözetmeyen her gün daha fazla dünyevileşen insan bugün ne kadar ziyan içindedir!
Maalesef bugün insan ‘neden yaratıldığı’nın mesajını kavramaktan ve idrakten âciz bırakılmıştır. Oysa hayat kitâbı Kur’ânı Azümüşşan’da Allah Celle ve Âlâ buyuruyor ki: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyat, 56) İnsan yaşadığı sürece kimlere boyun eğerek kimlere kul ve köle oluyor şöyle bir hayâtını gözden geçirse gerçek kulluğun yüce Yaratıcı’ya yapılması gerektiği gerçeğini kavrayacaktır.
Cenâbı Hak evvel emirde kâlu belâda insana bir emânet teklif etti. Göklerin, yerin ve dağların üzerine alamadığı bu emâneti, câhil cesur olur misâli insan kabullendi. Bu ilâhi hâdise Ahzab Sûresinde şöyle anlatılır: “Biz emâneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik, (ancak) onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi…” (Ahzab, 72) İnsan bu sûretle aklı ve irâdesi sebebiyle insan olarak dînî hükümleri yerine getirmeye muhatap olmuş ve bunun neticesinde de ibâdet yapmakla sorumlu tutulmuştur.
İnsan bu şerefli ve kutsi vasfıyla kâinatta Allâhü Teâlâ’nın halifesi ünvânını elde etmiştir. Nitekim Cenâbı Hak: “O Allah ki sizi yeryüzünün halifeleri yaptı…” (Enam, 165) buyurmaktadır. İnsana düşen yegâne sorumluluk Rabb’inin hükümlerini uygulamaktır. Tabi en önce kendisi bireysel olarak aldığı emâneti yerinde kullanması ve halifelik görevinin bilincinde hareket etmesi gerekiyor. Ancak bu konuda herkes kendi irâdesince kendi sorumluluğun ifâsında serbest bırakılmıştır. İnsan mükellef olduğu vakitten ölene değin ilâhi hükümleri yerine getirmeye muhataptır. Bunu yaparken insan hep imtihan hâlindedir. İmtihânı kazananların yeri cennetken başarısız olanların âkibeti ise yakıcı bir cehennemdir. “Biz insanı katışık bir nutfeden yarattık. Onu imtihan edelim diye kendisini işiten ve gören yaptık. Biz ona yol gösterdik. (O) ya şükredici olur ya da nankördür.” (İnsan, 2-3)
Önümüze karşılıksız olarak sunulan nimetlerin kıymetini bilmek dileğiyle hürmetler efendim. Diğer yazımızda ayni hususa devam edeceğiz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.