Türkiye İstiklal Savaşını kazanıp İstiklalini kazandığı günden beridir, çağdaş medeniyet seviyesine çıkmayı, kendisi için vazgeçilmez hedef olarak gördüğü için, devlet ve millet yapısını bu hedefe göre dizayn etmeye gayret etmiştir.
Tek parti dönemi yönetiminde, devlet ve millet için önceleri çağdaş medeniyet seviyesi hedefi, Avrupa ülkeleri gibi olmak olarak belirlenmişti.
Çok partili siyasi hayat geçtikten özellikle de NATO ya girdikten sonra, çağdaş medeniyet seviyesi hedefi, Amerika gibi olmak şeklinde düzeltildi. Ve bu hedef doğrultusunda, “Türkiye Küçük Amerika Olacak” şeklinde nutuklar bile atıldı.
Ekonomik ve siyasi olarak Türkiye, küçük Amerika olamadı ama beşeri ve ahlaki zaviyeden bakıldığında, Amerika’dan çok daha aşağı seviyelere düşürüldü.
Çünkü kendi isteğimizle zannettiğimiz, ama aslında konjonktür gereği arkamızdan ittirildiğimiz için koşarak teslim olduğumuz batı medeniyetinin gayri meşru düzeni olan sömürgeci saldırgan kapitalizm, herkesi kandırdı.
Şeytani bir akılla, siyaseti şeytana taş çıkarırcasına yapanlar da, bunun gereği olan her çeşit günahı, Müslümanlar için boyadı ve pazarladı.
Böylelikle elbirliği ile aileden başlamak üzere İslami değerler yavaş yavaş törpülendi ve Müslümanların umursamayacağı bir hale getirildi, boşanmalar artarken bu günlerde sıkça şikâyet ettiğimiz çocuk sayısının azalması, o günlerden başlamıştı.
Aile ortamındaki denetimin yok edilebilmesi için, ana baba ve çocuktan oluşan “çekirdek aile” adı altında bir kavram dayatılarak, özellikle dede ve ninelerin küçük yaştan itibaren, evlatlarına ve torunlarına verdikleri İslami terbiyenin de önü kesilmiş oldu.
Aile terbiyesinden mahrum kalan çocuklar mahalle kültürünün de yok edilmesiyle, site adlı modern hapishanelerde çevre baskısından da kurtularak, tv ve internet ortamında denetimsiz bir şekilde karşılaştıkları şiddet kavramından etkilenerek, öğrendiklerini arkadaş ve okul çevresinde şiddet ve zorbalık olarak uygulamaya başladılar.
Bu anlamda kendi gençliğimizde duymadığımız, işitmediğimiz suçları çocuklarımızdan duyup öğrenmiş olduk.
Çareyi milletimizin geçmişinde, inanç temellerimizde yani İslam ahlakında, İslami terbiye usullerinde ve İslami ilimlerde aramak varken başka konularda olduğu gibi bu konuda da çareyi başka yerlerde başka kişilerde aramaya kalkıştığımız için zaman aleyhimize işledi.
Geçmiş dönemlerde bizde imece usulü akrabalar ve komşularımızın maddi ve bedeni destekleri ile yapıp, yine çoluk çocuk hep birlikte kullandığımız evlerimizin geniş bahçeleri çocuklarımızın hem oyun hem eğitim alanları iken bugünün çocuklar steril sera alanlarına benzeyen odalar veya site oyun alanlarında büyüdükleri için fazla hareketli olanlara hiperaktivite ilacı veriyoruz.
Gençlik çağına geldiğinde çocuklarımıza bu hayatta başarılı olabilmelerinin tek şartının ya devlet katında yer almaları, ya da en kısa yoldan helal haram hudutlarına dikkat etmeden servet elde etmek olduğu anlatılıyor.
Milletine memleketine servet ve siyasetten çok daha fazla faydalı olabilmenin yolunun marifet yolundan geçtiği hiç anlatılmıyor.
Anlatanlarda marifetin kısa sürede nasıl servete dönüştürülebileceğinden bahsediyorlar.
Hâlbuki zaman zaman iç çekerek hatırladığımız tarihimiz boyunca eğitim sistemimizin temelini marifet mefhumu oluşturuyordu.
Marifet mefhumu nedir veya marifet mefhumu nerelerde öğrenilir diyecekler çıkabilir.
Tarihimizde marifetin öğretildiği dergâhlar eğitim kurumlarından ayırt edilmediği için eğitim ve marifet aynı anda öğretilmekteydi.
Tarihi süreç içinde marifet öğretilen mekânlar devlet eliyle çürümeye terk edilince Türk toplumu da tarihte görülmemiş bir süratle ekonomik çürümenin yanında sosyal çürümeye de uğratıldı.
Bu gün içine düşürüldüğümüz ve hemen herkesin bir köşesinden şikâyette bulunduğumuz batılaşmış hatta Latin Amerikanlaştırılarak bencilleştirilmiş toplum sürecimizin en önemli sebeplerinden bir tanesi bu marifet mefhumunun insanlara unutturulmasıdır.
FARKINDA MIYIZ?
Şimdilerde hiç kimse çıkıp ta son yıllarda Müslümanlara bir haller oldu falan demesin.
Kendilerini cemaat veya tarikat olarak ifade etmekle birlikte aynı zamanda marifet mefhumunun da temsilcileri olarak tanıtanlar, marifet bilgisinin kaynağı olan Kuranı Kerime bakış açılarındaki sapmalar yüzünden her biri kendilerine ait birer grup veya cemaat meali edindiler ve ondan başkasının alınmasını okunmasını yasaklamaya kadar gittiler.
Kuranı Kerim Meali için ayrım yapanlar bununla kalmayıp yine marifet bilgisinin hayata uygulama kaynağı olan Hz. Peygamberimizin (sav) sahih sünnetine aykırı tavırlar alarak, cemaat veya tarikatları için namaz esnasında taktıkları takkelerinin renklerini bile ayırt eder oldular.
Kadınlarımız babalarından ve kocalarından ne zaman geri kaldılar ki bu meselede geri kalsınlar düşüncesiyle de; Hicap veya tesettür ölçüsü olarak üzerlerine aldıkları başörtülerinin bağlama stilleri, biat ettikleri cemaatin üst düzey kişilerinden gelen talimat doğrultusunda belirler oldular.
Yani kendilerini diğer Müslümanlardan her şartta ayırmak, birliği, beraberliği ve vahdeti değil de, kendi içlerinde bir klik oluşturmak amaçlarıyla bu günkü Türkiye yani küçük Amerika olduk.