Kubâd-âbâd Sarayındaki Olaylar!

.

Beyşehir Gölü kıyısında Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubat tarafından miladî 1227’de mimar Sadeddin Köpek’e yaptırılan “Kubâd-âbâd Sarayı”, ne yazık ki bugün harabe hâlinde. Selçuklular döneminin bu ihtişamlı sarayı bakalım ne gibi zevk-i sefa içinde yaşantılara, ya da sıkıntılara sahne oldu? Bununla ilgili fazla belge ve bilgi mevcut değil, ancak İbrahim Hakkı Konyalı, “Müsameret-ül-ahbar”, “Müsayeret-ül-ahyar” ve “İbn-i Bibi Tercemesi” ne dayanarak “Konya Tarihi” nde çeşitli entrikaların döndüğünü ve kanlı olayların meydana geldiğini bildiriyor. Alâeddin Keykubad; oğlu Keyhüsrev’e Erzincan mevkiini verdikten sonra Alâiyye ve Antalya’ya giderken Kubâd-âbâd Sarayı’na uğradığında şöyle bir manzara ile karşılaşmıştı:

Av emiri ve mimar Sadeddin Köpek, miladî 1235’te Şimşat Kalesi’ni aldıktan sonra emirlerine ve saray adamlarına karşı yaptığı zulmü artırmış, hükümdar II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in huzuruna bile kemer ve kılıçla girip çıkmaya başlamıştı. O vakit Kubâd-âbâd Sarayı’nda oturan Keyhüsrev, bu durumdan ciddi şekilde endişe duymaya başladığı için yakın ve sadık adamlarından Sivas Candarı Karaca’yı gizlice çağırtarak, Sadeddin Köpek’i kendi yaptığı bu sarayda öldürttü. Parça parça edilen Köpek’in cesedi bir kafese konularak sarayın kale duvarının üzerine asıldı. Halk bu ibret levhasını seyrediyor, Sultan da sarayın penceresinden manzarayı temaşa ediyordu ki kafesin ipi birden bire koparak bir adamın üzerine düşerek ölümüne sebep oldu. Bunu gören Keyhüsrev, “Vay uğursuz alçak! Ölümünden sonra da kan döküyor. Onun kötü ruhu hâlâ dünyada eser bırakıyor” dedi.

Miladî 1240 tarihinde Keferisud’da çıkan Babaî isyanında II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Kubâd-âbâd Sarayı’na çekilip, yatıştırma harekâtını buradan idare etmişti. Miladî 1258’de II. İzzeddin Keykâvus; IV. Rükneddin Kılıçarslan ile Cengiz Han’ın torunu Hülâgû’yu ziyaret ederek atalarının yurdunu paylaştıktan ve Konya’yı başkent yaptıktan sonra “Ahır emiri” olan bir Rum’un teşvikiyle devlet merkezini Antalya’ya naklederek, kendisi de Kubâd-âbâd Sarayı’na yerleşti. Keykâvus, Hülâgû’nün evvelce Sultana verdiği ödünç paraları almak üzere gönderdiği elçilik hey’etini bu sarayda kabul etti. Ancak, yine “Ahır emiri” bu Rum’un dalaveresiyle İlhanlı elçilerine ters cevap vererek, kovar gibi geri çevirmesi Moğollar’ı ayaklandırarak, Anadolu’ya saldırmalarına sebep oldu. Bunun üzerine taç ve tahtını terk eden Keykâvüs, Alâiyye’ye giderek, bir hayli mahrumiyet ve sıkıntı çektikten sonra maiyetiyle birlikte gemilerle İstanbul’a geçip, Bizans imparatoru Laskariş’e sığındı.

İbrahim Hakkı Konyalı, Kubâd-âbâd’da bir camiden alındığını tahmin ettiği bir kitabeyi Kavak köyü camii’nin duvarına yerleştirilmiş olarak gördüğünü, kitabeye göre Kubâd-âbâd Valisi Bedreddin Tütaş’ın, saray kurulmasından 10 sene sonra bir cami yaptırdığını belirterek, şöyle devam ediyor:

“Kubâd-âbâd harabelerinin karşısında göldeki ada üzerinde de Bizans ve Selçuk devri mimarî eserleri göze çarpar. Buralarda eski eser ve tarih yadigârı kırıntıları ve parçaları her tarafa serpilmiş gibidir. Biz bu satırları ‘Abideleri ve Kitabeleriyle Konya Tarihi’ adlı kitabımıza yazıp, Konya belediyesine verdik. Ayrıca, 1949’da İstanbul’da Aydın matbaasında basılan ‘Alanya-Alâiyye’adlı kitabımızın 77. sayfasında ‘Kubâd-âbâd Sarayı’ başlıklı bendimizde aynen şunları söylemiştik:

Bu saray, Beyşehir Gölü ve Beyşehir kasabası yakınında Gurğurum’da idi. Ankara Kuyud-ı kadime arşivlerindeki Kanuni’nin ve II. Murad’ın İlyazıcı defterlerinde ve başka vesikalarda Gurğurum köyünün adına rastlanmaktadır. Sonra buranın halkı Beyşehir’e ve başka yerlere göç etmiştir. Saray ve köyün harabeleri burada hâlâ görülmektedir. Selçuklular zamanında Beyşehir’in bu vilâyete bağlı olduğu anlaşılmaktadır”

Ünlü tarihçimiz Konyalı, Kubâd-âbâd Sarayı’nın yerini 20 sene evvel bularak açıkça yazarak, daha sonra neşredilen Alâiyye adlı kitabında da bunu kısaca gösterdiğini, böylece sarayın yerini geniş bir çevreye arzettiğini ifade ederek, şunları ekliyor:

“Konya’ya bir defasında gidişimde Mevlânâ Müzesi’ne uğrayıp, memurlardan merhum Ömer bey ile konuşurken, ‘Hocam! Müdür Zeki Oral, Kubâd-âbâd’ı kendisinin keşfettiğini yazıyor. Ben ‘Bunu İbrahim Hakkı Konyalı Alâiyye kitabında belirtmiştir’ dedim. Parmağını ağzına götürerek ‘Sus’ diye işaret edip, bunu sizin ilk defa bulduğunuzu açıklamamı ve yaymamamı istedi’ dedi. Bir gün de Zeki Oral’ın yerine tayin edilen Mehmet Önder’le konuşurken aynı konuya temas ederek, Zeki Oral’ın Kubâd-âbâd kâşifliğini ilan ettiğini söyledi. Ben Konya Tarihi’nde geniş şekilde yazdığımı bildirince müze kütüphanesi’nden kitabımı getirtti. Zeki Oral’ın, benim Kubâd-âbâd’ı nasıl bulduğumu gösterir satırların altlarını siyan kalemle çizdiğini görünce, ‘Ah bunu daha önce bilseydim’ demişti”

İşte böyle! Başka ülkeler binlerce yıllık tarihî eserleri muhafaza ederek, milyonlarca turisti çekerken, biz sahip olduğumuz tarihî zenginliğimize sahip çıkamıyoruz. Yazık!

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri