Köyümüz Yatağan ve Birkaç Hatıra

.
Meram ilçesine bağlı, Konya’ya 55 ve Seydişehir yoluna 7 kilometre mesafede olan Yatağan köyü, Horasan erlerinden Ahmed-i Mürsel hazretleri tarafından 14. yüzyıl sonları ve 15. yüzyıl başlarında kurulmuş bulunuyor. Bu köyde dünyaya gelmiş, öğretmen olarak milli eğitime yıllarca hizmet etmiş, Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilâtında 32 yıl görev yaptıktan sonra emekli olarak köyüne geri dönerek yerleşmiş bulunan Süleyman Doğdu, “Bir erenler diyarı Yatağan köyü” isimli kitabından sonra “Köyümüz Yatağan ve Yatağanlılar” ı da kaleme aldı. Yatağan’ın “Eğri kılıç” anlamına geldiğini belirten Doğdu, hocası “Dediği Sultan” ile birlikte Doğanbey ve Yatağan arasında yer alan Erenler (Melengurit) Dağı eteklerini yurt tutan Ahmed-i Mürsel’in, hocasının isteği üzerine buraya yerleştiğini bildiriyor.
İbrahim Hakkı Konyalı’nın, “Konya Tarihi” nde şeyh Ahmed-i Mürsel’e yer verdiğini, araştırmacı-yazar M. Zeki Oral’ın da “Belleten Dergisi” nde hayatı, mankıbesi ve vakfiyesini yayımladığını ifade eden Süleyman Doğru, rahmetli babam tarafından benim de ecdadımın köyü olan Yatağan’ı ele aldığı bu kitapta yer verdiği birkaç hatırayı naklederek, böylece Yatağan’da yaşamış, orada medfun kişileri yadetmiş olmayı düşündüm. Muhterem Süleyman Doğdu, bu konuda “Bir yerleşim birimi olarak köyler, şehirlere göre çok küçük olduğundan herkes birbirini tanır, yaşanan acı ve tatlı olaylar kolay kolay unutulmaz, aradan yıllar geçse de anlatılır durur. Bu bakımdan geçmişte yaşanan olayları gelecek nesillere aktarmak gerekir” diyerek, birkaç hatırayı şöyle anlatıyor:
HATIP DEĞİL, KUTUPSUN: Yatağanlı Hatıpgil sülalesinden Değirmenci Mehmet Ağa’nın oğlu, “Hatıp” lâkabıyla bilinen Ahmet, büyük bir meşe kirişine ihtiyacı olduğu için dağa ağaç kesmeye gider. Keseceği ağacı bulur, ancak tek başına ağacı kağnıya nasıl yükleyeceğini düşünürken aklına, ağacı yanaştırdığı kağnının üzerine devirmek gelince “mübarek Hatıp değil, sanki Kutupsun” diye mırıldanır ve ağacı keser. Fakat, ağacın iri gövdesi kağnının üzerine devrilince tekerleri kırılıp, yerle bir olunca, “Eyvah, ne yaptım. Meğer Hatıp değil, Hatap (oduncu) mışım” diye söylenir.
EL Mİ YAMAN, BEY Mİ YAMAN: Eskiden köylerde nüfuzlu ağalar ve sülalelerin köy halkının üzerinde baskı oluşturup, istediklerini yaptıkları görülmüştür. Böyle bir konumda olan “Totanlar” sülalesi, köyün büyük bir mezrasına el koyup, başka hayvan sürülerini otlamak için buraya sokmaz. Bunun üzerine onlarla başa çıkamayan köylüler, başta muhtar olmak üzere gizlice toplanarak “El mi yaman, bey mi yaman” diyerek, tavır koymak için, Totanlar sülalesiyle konuşmama, işleri düşerse yardımcı olmama kararı alarak, ortaya yeminli bir deynek koyup, üzerinden atlarlar. Kim bu yemi uymaz ise, eşi boş olacaktır. Karar uygulanıyor ve bir süre sonra da Totanlar pes ederek, yanlış davranışlarından vazgeçince aradaki kırgınlık ortadan kalkar. Bundan sonra köylüler yıllar geçse bile bir tarihi, ya da olayı “Deynekten atladığımız yıl” diye tarif ederler.
ŞAKA İLE ÇIKAN YANGIN: 1964 yılında “Hacı Pıris” lakabıyla anılan Mehmet Kaynak’a ait ev, ahır ve samanlık büyük ve küçük baş hayvanlarla birlikte bir şaka sonucu yanmış. Bir evde toplanan kadın ve kızlar gece sohbet edip, eğlenirken içlerinden birisi dışarı çıkıp, şaka yapmak amacıyla evin kedisinin kuyruğuna gaz bulaştırılmış bir bez bağlamış ve odaya getirip kibritle bezi yakarak kediyi salıvermiş. İçeridekiler gülüşürken, can havliyle odadan fırlayan kedi yandaki Pıris Mehmet Ağa’nın samanlığının deliğinden içeriye atlamış. Samanlıktan alevler yükseldiğini gören birisi haber vermiş, ancak iş işten geçmiş ve şamataya dönüşen şaka sonucu bir aile evsiz kalmış. Komşular el birliği ile Pıris’in evini yeniden yapmışlar.
CANAVAR’IN SONU: Yatağan’da çobanlık yapmayan hemen hemen yok gibidir ve maharet koyun ve kuzuyu köylerde “Canavar” denilen kurda kaptırmamaktır. Bir tarihte Yatağan’ın sürülerine kurt dadanmış. Bizim civarın kurtları öyle ufak tefek değil, iri olur ve bir koyunu sürükleyip götürebilir. Bunlardan birisi köpekleri bile yıldırmış. Başka bir köyden gelerek bir ağaya çoban duran tecrübeli ve güçlü birisi başa çıkılamayan kurdun çaresine bakacağını iddia ederek bir çan isteyip, gece kepeneği sırtında sürünün yanı başına yatmış. Gece yarısı koyunların kıpırdanmasından kurdun geldiğini anlamış ve koyunlar sağa sola kaçışınca kurt da beyaz kepeneği koyun sanarak saldırıya geçmiş. Aynı anda çoban da boğazından yakaladığı kurdun boynuna çanı takıvermiş. Çan sesinden ürken kurt çareyi kaçmakta bulmuş ve çanın çıkardığı ses sebebiyle sürülere yaklaşamayan kurdun bir müddet sonra ölüsünü ormanda bulmuşlar. Böylece hain kurt açlıktan ölerek cezasına çekmiş, köylüler de rahat bir nefes almış.
Yatağan ile ilgili 2. kitabında köyün civarında kendiliğinden yetişen şifalı bitkiler ve köy şiirlerine de yer veren Süleyman Doğdu’nun emeğine sağlık.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri