İnsan kalbinde sırayla nöbet tutan iki asker vardır: Biri “korku”, diğeri de “ümit”. Aslında bu ikisinin arasında yaşanır ömür dediğimiz şey. Bir başka deyişle, “havf ile reca” arasında gidip geliriz her an.
Havf “korku”, reca ise “emel, ümit, dilek” anlamlarına gelir. Sakin su, dalgalı deniz kadar güzel olamaz elbette. Rüzgârın esmesiyle sağa sola salınan o dallar, sakin ağaçlardan daha hoş bir manzara sergilerler. Eğer rüzgârı görebilseydik, onu da dalgalı bir deniz gibi seyredebilecektik. Dalların ahenkli salınışları, rüzgârın o dalga dalga esişinin neticesi olsa gerek. İnsan ruhu da o dalgalı denize ve salınan ağaca benziyor. Her an için imtihan rüzgârına maruz kaldığından kalplerde çoğu zaman kararsızlık ve değişkenlik hâkim. Melekler ise sakin suya ya da hareketsiz bitkilere benziyor. Ancak insan ruhundaki bu aralıksız değişim ve dalgalanma ona apayrı bir güzellik kazandırıyor. Hatta onu kimi zaman meleklerin üstünde bir konuma çıkarabiliyor.
**
Zıt renklerden tek bir kumaşın dokunduğu gönül dünyamızda iki ayrı netice ortaya çıkıyor: Birincisi Allah’ın celâl ve azameti karşısında tatlı bir korku: Havf. İkincisi ise O’nun lütuf, ihsan ve kereminden daima ümitvar olma: Reca. Havf kapısı da, Reca kapısı da aynı yere, yani Cennet’e açılıyor. Prof. Dr. Alaaddin Başar’ın bu konuya dair şöyle bir tespiti var: “Fatiha suresini okuyan bir kişinin ruhu, o hissetmese de, havf ve reca dalgaları arasında seyran eder”.
**
Arzın merkezinde, magma bir fırın gibi durmadan yanıyor. Üstte güneş, alevlerini kilometrelerce uzağa fırlatıyor. İnsanlar, hayvanlar, denizler ve ormanlar varlıklarını bu iki ateş arasında devam ettiriyorlar. Aynı şekilde manevî yaşantımız da Nefis ve Şeytan arasında yol alıyor. Mademki bedenimiz, güneş ve magma arasında hayatını idame ettiriyor, o halde Allah’ın rahmetinden ümit kesmek için hiçbir sebep yok. Ve mademki bu iki ateşten de bir an olsun başımız sakin olamıyor, öyleyse azaptan emin olmamız da akıl kârı değil...
**
Havf ve recadan birisi ruhtan uzaklaşsa, küfür tehlikesi belirir. Korkmayan insan, zamanla isyan bayrağı açar ve küfre doğru yol alır. Ümidin azalması da umutsuzluğa neden olur. Bu da sonu küfre çıkabilecek bir başka yoldur. Öte yandan kalbimizin bir defa atıp bir defa sessiz kalması bizleri bazen korkuya, bazen de ümide sevk ederek hoş bir ahenk meydana getiriyor. Bu yüzden hayat yolunu birer birer adımlarken hem ümit, hem de korku içinde olmalıyız. Zira Allah (c.c.) hem Gaffar’dır, hem de Kahhar. Yani bağışlaması da vardır, kahrı da.
**
İmtihan için dünyada bulunan insanın her zaman için sapması ve şeytanın oyununa gelerek dalalete düşmesi ihtimal dâhilindedir. Bu konuda kimsenin garantisi yoktur. Bu nedenle insan duasında bir yandan Yüce Yaratıcısı’nın rahmetini ümit ederken, bir yandan da O’nun rızasını yitirmekten korkmalıdır. Ömrünüzü korku ile ümit arasındaki hassas dengeyi koruyarak sürdürebilmeniz dileğiyle...