Korkmadı..!

.

Korkmuyordu. Anlaşılmak istiyordu. Belki de doğru anlaşılmadan ölmekten korkuyordu. Yerinden yurdundan ettiler. Şiirleriyle Anadolu’da tanınmıştı. Anlaşılır duygusuyla Anadolu’ya geldi Anadolu’nun kokusuna esir düşecek gibi oldu. Umutluydu. Bursa’ya kadar geldi. Suratı asık insanlar gördü. Allah’ın selamını vermeyecek kadar cimri insanlar gördü. Onu görenler yüzünü başka yöne çevirdiler. Ama o aldırmadı. Umutluydu ama umut zehir olabilir endişesini taşıyordu. Fazla kalamadı. Ankara’ya çevirdi yüzünü. Ankara’da geceyi aydınlatan bir ateş vardı. Usulca dergâha yanaştı. Dergâhın zikrini dinledi. Süzüldü duvarların arasından içeriye. Mekân yok oldu. Zaman büsbütün önemini yitirdi. Hacı Bayram-ı Veli’yi izlemeye koyuldu. ‘’Ne olursan ol yine gel’’ sesini ondan duymak için ateşe verdi kendini. Bir kelime duydu kırıldı… Huzuruna kabul edilmedi.

**

Üzerinde cübbesi, başında sarık, elinde bir asası vardı bir de sırtında heybesi. Heybesinde nice kelimeler nice şiirler saklıydı. Kimisini öldüren kimisini de dirilten şiirler heybesini doldurmuştu. Nice insanı sevindirmişti nicesini kırmıştı. Şiirleriyle sevinen nice insan bir insana faydası olmamıştı. Halep’e doğru yola koyuldu. Belki dedi. Umut dedi yola koyuldu. Halep’te onu herkes sevdi, şiirleri meclislerde okundu, beyler övgü aldı… Bir ulema takımı gece yarısı fetva verdi. Karanlık karanlıktan daha karanlıktı. Kellesi vurulsun. Derisi yüzülsün. Övgü almış beyler sırıtarak yere tükürdü. Halk bir gecede düşman kesildi. Zindana tıkıldı. Yazmaktan geriye durmadı. Yazıyor yazıyor yazıyor, bitmiyor şiirler bitmiyor içinde ki deli sevda… Belki de Nesimi bütün her şeyini şu iki mısrada saklıyordu:

Kametine elif diyen gör ne uzun hayal ider

Her ki diller visalini, arzu-yı muhal ider…

**

Ağır adımlarla meydana çekiliyordu. Halk bir ağızdan öldür öldür! Diye haykırdı. Halk öldür dedikçe gökyüzü gürledi. Gökyüzü halka öfkeliydi. Bulutlardan bir ordu toplandı. Hafif bir rüzgâr esmeye başladı. Nesimi’nin elleri titredi. Gözyaşlarına hâkim olamadı. O ağlayınca yağmur yumuşak yumuşak yağmaya başladı. Yazın ortasında Nesimi’nin gözyaşını saklamak isteyen yumuşak bir yağmur… Derisi yüzüldü kanı yere düşer düşmez her yerden çimenler yeşermeye başladı. Toprağın karnını bir bir patlattı kan kırmızısı güller. Her yeri baharın yüzü sardı.

Sonra Orta Asya’dan bir ses yükseldi. Ali Şir Nevai ona sesleniyordu. Nesimi de sese ses verdi. “Daha ölmedim’’…

Nesimi, bir şairdi bir fikir adamıydı. Şiirlerini fikirleri için yazardı. Pek çok kişiyi derinden sarsarak etkiledi. Durmadan yazdı ve asla bildiğinden vazgeçmedi bu uğurda can verdi. Mürekkebi zehir olmuştu ama o yine de mürekkebine sarıldı. Bir davası vardı. Bir sesi vardı ve bunu kısmalarına asla izin vermedi.  Nesimi hayatıyla bize hala geçerli olan muazzam bir mesaj verdi. Acaba anlayabildik mi?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri