Aradan 44 uzun yıl geçtiği ve ortada 2. Lig kervanına katılan Konyaspor’un temeline harç koyan kimse kalmadığı için camianın en eski mensubu olarak geriye dönüp bakınca; böyle bir durumla ilk defa karşı karşıya kalınmadığını belirtmek istiyorum. Zamanın Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak’ın, 2. Lig’e girilmesi için yaptığı teklifi görüşmek üzere 1965 yılı Haziran ayında Yeni Sinema’nın yanında olan Gençlerbirliği lokalinde günlerce toplantılar yapılarak, sonunda katılma kararı alındı. Sıra federasyona verilecek cevabın yazılmasına gelmişti, ancak kulübün bir daktilosu bile olmadığı için idareci Nami Hıdır’ın, görev yaptığı karşıdaki Tekel Müdürlüğü’nden gece yarısı daktilo getirerek sorunu halletti. Genel kurul yapılıp, idare heyeti seçildi ve Mehmet Ortaer başkan oldu, Gençlerbirliği’nin “Konyaspor” yapıldı. Kadroda bulunan futbolcularla sözleşme imzalanıp, profesyonellik halledildi ve Konyaspor 1965-1966 sezonunda 2. lig’e katıldı.
Daha sonra Veli Nurullahoğlu başkanlığı üstlendi. Adı üstünde profesyonel futbol para demekti ve Konyaspor, yeterli maddî kaynağa sahip değildi. Böyle olunca ilerleyen yıllarda kimse başkanlığa talip olmayınca sıkıntı baş gösterdi. İşte böyle bir dönemde Konyaspor’un genel kurulu vardı, fakat toplantıya 2 gün kaldığı hâlde ortada başkan adayı yoktu. Her şeyden önce bu kulübün bir üyesi olarak, Gençlerbirliği taraftarı olduğunu bildiğim Ağır Ceza Hakimi sayın Hüsamettin Özbilgin’i arayıp, durumu bildirdim. Cevabı “Öyle mi Bülbül. Bir başkan bulmaya çalışalım” oldu ve ertesi gün Mehmet Ortaer’in divan başkanlığında yapılan genel kurulda ilk defa orada tanıdığım Avukat Ahmet Onacak, kulüp başkanlığına seçildi. Rahmetli Özbilgin, Ahmet Onacak’a bu işe razı etmiş ve taraftarların “Yaşa başkan” tezahüratı ile sorun o dönem için çözümlenmişti.
Aradan geçen yıllarda aynı sorun sıkça yaşandığını artık hemen herkesin malûmu. Birkaç istisna ile bu camia, kulüpte belli bir geçmişe sahip, futbolu bilen birisinin “Ben başkan olmak istiyorum” diye ortaya çıkmayışının sıkıntısını hep yaşadı. Her defasında rica minnet ile başkan bulabildiğimiz için geçici tedbirler derde deva olmadı. Bu da Konyaspor’un hâlâ kulüp (Günümüzün deyimiyle kurum) olamadığı gerçeğini karşımıza çıkarıyor. İşi ehline emanet etmediğimiz için sürekli olarak aynı sıkıntıyı yaşıyor, birisi çıktığına şükrediyor, işin oldu bittiye gelmesini önemsemiyoruz. Tabii sonuç bugünkünden farklı olmuyor. Konyaspor genel kurulu için hesap raporu üzerine konuşmak, kulübün geleceğini tartışmak, fikir üretmekten ziyade yarım saatte yeni başkan için ellerin havaya kalkması önem taşıyor. Birkaç “şakşak” ile her şeyin bittiğini sanıyoruz. Aslında, bir sonrasının sorunu o zaman başlıyor.
Konyaspor’da Mehmet Oktut ve Ahmet Şan’dan başka birkaç dönem başkanlık yapan oldu mu? Bir gelen bir daha gelmedi, çünkü dükkândan farksız olan kulübün sorunlarıyla başa çıkamadığı, dahası bu işi beceremediği için gelmek istemedi. Bu kulübü sağlıklı bir temele oturtmak için önce birilerine el açmaktan kurtarıp, başkaları gibi devamlı gelir kaynakları temin etmek gerekiyor. Bu da bu şehri yönetenlere düşüyor. Konyaspor, para sorunu olmadığı ve işi bilenler göreve geldiği takdirde ancak ayakları üzerinde durabilir. Kayserispor, 3-4 defa çıktı düştü, fakat sorunu kökten çözen Mehmet Özhaseki gibi âkil kişiler, Kayseri’ye sessiz sedasız ülkemizin en modern stadını kazandırıp, kulübü bugünkü hatırı sayılır duruma getirdiler. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzon’dan sonra en üst ligimizde en fazla yer alan Altay, birkaç defa düşüp çıktıktan sonra bir düştü ve bir daha da çıkamadı. Bu son düşüşün asıl müsebbipleri yaptıkları hatalardan ders alarak Konyaspor’u tekrar Süper Lige çıkararak, hatalarını tamir etmeli, bunun için de ilk iş olarak görevi ehline vermekle başlamalılar. Ne yazık ki, Konyaspor’da durumu hâlâ “Eski hamam, eski tas”. Malûm; geçmişten ders almayanın geleceği olamaz.