Her vesile ile işaret ettiğim gibi, ülkemiz ve halkımız geçmişte çok sıkıntılı günler, hatta yıllar geçirdi. Bu sebeple herkesin içinde bulunduğu zamanın kıymetini iyi bilmesi gerekir. Dış güçlerin etkisiyle içine sürüklendiğimiz peş peşe gelen 1. Dünya Savaşı, İstiklâl Savaşı ve 2. Dünya Savaşı sırasında bu millet yüzbinlerce fidan gibi evlâdını, eşini ve babasını kaybetti, açlık ve yokluk çekti. 40 yıl önce Seydişehirli Hacı Mehmet Ağa, buğday pazarı esnafından İsmilli Mehmet İngit, yüzbaşı emeklisi Topraklık Kerimdede Çeşme Mahallesi muhtarı Tellinin Nuri Efendi, 1954’te gazeteciliğe başladığımda 60 yaşında olan şair-yazar Mahmud Nedim Güntel, sarraf Nuri Küçükköylü’nün eniştesi Küçükköylü Hacı Recepler’in Recep Ağa gibi hemen hatırıma gelen o zor günleri yaşamış kişilerden nice hatıralar dinledim. Gelecek kuşakların değerlendirme yapabilmesi amacıyla zaman zaman bu sütunda bilgiler vermeye çalışıyorum.
İstiklâl Savaşı’nda eli silah tutanlar askere alındığı için Anadolu’da erkek sayısının azaldığı, kadın ve kızların nasıl cephane taşıdığı, ya da düşman tarafından nasıl katledildiği bilgileri daha derli toplu olduğundan birçoğumuz tarafından malûm. Halkın karşı karşıya kaldığı geçim sıkıntısını, ilaç ve ihtiyaç maddelerinin yokluğu ve karaborsaya düştüğünü ancak o günleri yaşayanlar bilir. İsmilli Mehmet Ağa, Alman Harbi’nin hüküm sürdüğü 40’lı yıllarda lambada yakmak üzere karaborsa 200 liraya satın aldığı 1 teneke gazyağını evine götürürken yakalandığı için 1 ay hapis yattığını söylerdi. Çumra’da 1945 yılında muhtar odasında gazyağı dağıtılırken çıkan yangında ölenleri görmek üzere halkın Devlet Hastanesi’nde bir zamanlar ruh ve sinir hastalarının konulduğu bölümde pencereden seyrettiğini, karne ile ekmek almak için Türbe Önü’nde bulunan Gövez’in Bahri Ağanın fırınının önünde bekleşenleri, kinin bulunmadığı için sıtmadan ölenleri hatırlıyorum. Değiştirilen çok yapraklı nüfus kâğıtlarında “şeker, zeytinyağı, kaput bezi verildi” ibaresi taşıyan kırmızı damgalar olduğu henüz hatırlardadır.
Geçmişle günümüz arasında kıyaslama yapabilmeniz için biraz da 70 yıl önce 1936-1939 arasında şehrimizdeki gıda ve ihtiyaç maddeleriyle ilgili biraz bilgi verelim: (2)
1936 yılında 6 kuruş olan ekmeğin, 1939 yılında 8 kuruşa çıktığını, 1 kilo tereyağının 80-85, koyun etinin 32.5-40, sığır etinin 23-27.50, salamura peynirin 50-60, tulum peynirinin 23-30, pastırmanın 50-60, sucuğun 72-80, kuru fasulyenin 9-15, taze fasulyenin 4-6, balın 40-55, patlıcanın 4-6, nohutun 7-13, kuru soğanın 4-5, yaz elmasının 3-4, kaşar peynirinin 55-80, mercimeğin 6-9, ceviz içinin 80-110 kuru üzümün 11-15, taze kayısının 4-5, kavunun 3-5, karpuzun pırasanın 3-3.50, patatesin 3-4, domatesin 4-5, çiğ yumurtanın tanesinin 60 santim-1 kuruş, bir tavuğun 25-30, canlı koyunun 700-900, tiftik keçisinin 500-650, ineğin 2200-2800 kuruş olduğunu görüyoruz.
Aynı eserde Konya şehir merkezinde 5 nüfuslu bir ailenin geçiminin yıllık ortalama olarak 360 lira ile temin edilebileceği, İş Bankası ile mahallî sermaye ile İktisadî Millî, Ahali, Konya Türk Ticaret ve Akşehir bankalarının açıldığı da kaydediliyor.
Geçmiş ile bugün arasındaki hayat şartlarını, gelişmeleri, gelir ve gideri, bir ailenin yılda kaç lira ile geçinebildiğinin değerlendirmesini varın siz yapın.
KAYNAK:
(1) Ana ben ölmedim-1. Dünya Savaşı’nda Türk esirleri-Cemalettin Taşkıran-İş Bankası yayınları-2001
(2) Konya’nın iktisadi hayatına bir bakış-Mithat Şakir Altan-İstanbul Hüsnütabiat Matbaası-1940