Konyanın En Eski Camii: Alâeddin

.

Ülkemizin dört bir yanında olduğu gibi; “Oruç ayı Ramazan” da camiler şehrimizde de müminler tarafından 5 vakitte dolduruluyor. Kaynaklara göre geçmişi “Neolitik”, yâni “Taş devri” ne kadar dayanan “Alâeddin Tepesi” nin üzerinde inşa edilmiş olan “Alâeddin Camii” şehrimizdeki en eski ibadethane konumunda. Miladî 1116-1156 yılları arasında Selçuklu hükümdarı I. Rükneddin Mesud tarafından miladî 1156’da yapımına başlanan, ancak onun 1156’da vefatı üzerine 1220’de Sultan I. Alâeddin Keykubat zamanında son şeklini alan camiye Sultana izafe edilerek “Alâeddin Camii” adı verilmiş. Mütevelli Atabey Ayaz zamanında Şamlı mimar Havlan oğlu Mehmed’in yaptığı caminin III. Murat döneminde esaslı bir onarımdan geçirildiği, geçen zaman içinde yer yer gedikler açıldığı için miladî 1889’da Sultan II. Abdülhamid döneminde Konya Valisi Sururi Paşa’nın teşebbüsü ile bir defa daha onarıldığı belirtiliyor.

Kitabenin üstünde bir madalyon içinde II. Abdülhamid’in tuğrasının yer aldığı, kemerli tak kapıyı üç taraftan süsleyen 42 yaprağın her birisinin içinde Fetih Sûresi’nin bir kelimesinin yazıldığı, kapının sağındaki çerçevenin alt tarafına da oyma olarak Besmele işlendiği görülür. Selçuklu mimarisine uygun biçimde ve dikdörtgen olarak yapılan caminin orta yerinde kıble duvarına yakın gömme iki fil ayağına dayanan bir kubbe örter. Kubbenin kuzey tarafında enine iki kısım hâlinde sağ ve solundaki birer düz satıh yanlarda sütunlara ve fil ayaklarına dayanır. Kubbe kemerlerinin açıklığı 4.80 metre, içeriden eni 8.30, uzunluğu da 20.10 metredir. 6.05 metre olan çini mihrabın alt kısmı 1889’daki tamir sırasında tamamen yıkılarak, yerine 4.40 metre eninde beyaz mermerden bir ekleme yapılmış bulunuyor.

Altunba’nın vakfiyesinde adı “Cami-i Atik”, başka belgelerde “Sultan Camii” olarak geçen cami, Türk oymacılığının ve ağaç işçiliğinin muhteşem bir örneği olan Abanoz ağacından yapılmış minber çam kozalağı şeklinde süslüdür. Mihrap kapı kemerinin söve boşlukları ve üstündeki meyillere sert ağaç üzerine bir dantel gibi işlenen kitabede şunlar yazılmış bulunuyor:

“Büyük Sultan, Ulu Şehinşah, Acem ve Arap sultanlarının efendisi, Ümmetlerin dizginlerinin mâliki, din ve dünyanın izzeti, Müslümanların ve İslâmın rüknü, sultanlar ve meliklerin iftihar medâr-ı, delillerle hakkın yardımcısı, kâfirlerin ve müşriklerin katili, mücahidlerin müzahiri, Allah’ın beldelerinin koruyucusu, Allah’ın kullarının nâsırı, Allah’ın halifesinin muini, rum, ermen, efrenç ve Şam’ın Sultanı, fetih babası Kılıçarslan oğlu Mesud oğlu Emir-el-müminin’in yardımcısı Kılıçarslan; Allah saltanatını idame, mülkünü muhalled ve ikbalini kat kat eylesin”

Minberin sağ v e solundaki korkulukların kollarına yukarıdan itibaren nefis bir kûfî ile Besmele, Âli İmran ve Kürsî âyeti sûresinden âyetler kazılmıştır. Kitabeden bu minberi miladî 1155’te Ahlatlı usta hacı Mengi Birti isminde bir sanatkârın yaptığı anlaşılıyor. Kaynaklar II. Kılıçarslan’ın, babasının başlattığı camii ibadete açtıktan sonra kuzey doğusuna bir türbe yaptırdığını belirtiyor. Hiçbir yerde türbenin yapıldığı tarihi gösteren kitabeye rastlanmadığını kaydeden tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, sandukaların sayısına göre türbenin cenazeliğinde hepsi mumyalı 8 ölünün medfun olduğunu ifade ederek, bunları şöyle sıralıyor:

II. Kılıçarslan, I. Keyhüsrev, II. Süleyman Şah, III. Kılıçarslan, I. Keykubat, II. Keyhüsrev, IV. Kılıçarslan ve III. Keyhüsrev.

Konyalı, Müzeler ve Kütüphaneler umum müfettişi Ahmed Tevhid beyden, türbede gömülü olan bu 8 Sultan ile ilgili dinlediklerini de şöyle naklediyor:

“Konya müze ve kütüphanelerini tetkik ederken bir gün Dede Bahçesi’nin arkasındaki Tac-ül Vezir Türbesi’ndeki mezar kitabelerini okumaya gitmiştim. Türbenin içinde mumyalı cesetler gördüm. Bazılarını köpekler çekiştiriyordu. Birisinin Alaşehir’de şehid olan Keyhüsrev’e ait olduğu böğründeki hançer yarasından belli idi. Doğru Vali İzzet beye gidip, durumu anlattım. İlgileneceğini söyledi. Sonra türbeye gittim, cesetler köpeklerin elinde idi. Bir daha İzzet beyi ziyaret ettim. Üçüncü gidişimde mumyalar yoktu. İzzet beyi görünce; ‘Beyefendi mumyaları kaldırttım. Feridiye karakolu komiseri onları gömdürmüş’ dedi.”

İbrahim Hakkı Konyalı, Ahmed Tevhid beyin cesetlerin nereye gömüldüğünü tesbit edemediğini, bu yüzden Selçuklu hükümdarlarının cesetlerin akibetlerinin belli olmadığını söylediğini kaydederek, şöyle dediğini bildiriyor:

“Öğrendiğime göre eski eserlere meraklı olan bir adama‘Selçuklu sultanlarının parmaklarında yüzükleri vardır. Çok para eder’ demişler. O da cesetleri çuvala doldurup bu türbeye getirmiş ve ne yapmış bilemiyorum. Mânevî değerleri kadar maddî değerleri de yüksek olan Selçuklu hükümdarlarının mumyaları böylece yok olup gitmiştir.” 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri