Selçuklu hükümdarları, Konya’ya gelen Müslim ve gayr-i Müslim âlim ve sanatkârları, kendi saraylarında misafir ederlerdi. Bu yaklaşımdan dolayı Konya, tarihi boyunca nice ilim, fikir ve sanat erbabını kendine çekmiştir. Sultânu’l-Ulemâ kafilesi bunun en güzel örneklerinden biridir. Biz, Hz. Mevlâna’ya, bu sayede nâil ve mazhar olduk. Bazı gayr-i Müslim ilim, fikir ve sanat erbabı, kendi memleketlerinde bulamadıkları tolerans, saygı ve teşviki Konya’da görmüşlerdir. Gelenlerin bir kısmı, uzun veya kısa süre kalıp, sonra başka yerlere geçmişler. Bir kısmı da, gördükleri bu derin alâka ve saygıdan dolayı Konya’ya yerleşip kalmışlar. Konya o kadar geniş ufuklu, düşünceli, hoşgörülü ve toleranslıdır ki, tekke, zâviye ve dergâhlarında zaman zaman farklı, hattâ birbirine zıt düşüncenin sahibi kişiler bile bir arada bulunabilmişlerdir. Birbirlerini ikna etmek için ilmî münazara, hattâ fikrî münâkaşalar yapılmış, ama hiçbir zaman kırgınlığa, kaba kuvvete tevessül ve tenezzül edilmemiştir. Sadreddin-i Konevî Zâviyesi’ne gelip, misafir olan böyle insanlar vardır. Çeşitli fikir akımlarına sahip kişilerin, fikirlerini savunmak veya reddetmek, ilmî cevaplar vermek için yazılmış eserlerin bir kısmı bu gün de kütüphanelerimizdedir.
Konya’nın, kim olursa olsun kıymetli insanlara karşı bu saygı geleneği, asırlar boyu devam edegelmiştir. Gelenler, bu hoş muamelelerden dolayı birbirinden nefis, kıymetli eserlerle şehri doldurup, donatmışlar; derin izler, unutulmaz hatıralar bırakmışlardır.
İlim ve sanat adamları Konya’da en elverişli çalışma ortamını buldukları için, hayatlarının belki de en güzel yıllarını bu mübarek şehirde yaşamışlar ve bunun sonucu olarak da, en güzel eserlerini burada vermişlerdir.
Konya’ya memuriyet vesilesiyle 1970’li yıllarda gelen ve hayli uzun süre burada yaşayan sanatkârlardan birisi de, hattat Mehmet Ârif Torun’dur. Devlet Demir Yolları görev idi. Konya Trengarı’nda muhabere memuru idi. Gayet hoşsohbet, mütevazi; kültür ve edebiyata âşina, sosyal yönü kuvvetli bir şahsiyet idi. O zamanki yıllarda, “Yeni Konya” Gazetesi’ne sık sık uğrardı. Hattâ kurşun kalemle yazdığı yanılmıyorsam bir sülüs Besmele-i Şerîf levhası, Âdil bey’in yazıhanesinin duvarında asılı idi. Ben de kendisiyle orada tanışma imkânını bulmuştum. Zaman zaman, Konya materyallerinin yorulmaz türbedarı Hasan Çopur bey’in yazıhanesinde bir araya gelir sohbet ederdik. Millî Mücadele Tarihi’mizin kahraman telgrafçılarından Manastırlı Ahmet Hamdi Martonaltı hakkında araştırmalarım sırasında bana hayli faydalı olmuştu.
O görüşmelerimizde, fotoğraflarını çekmiş, notlar tutmuş ve dosyasına koymuşum. Dün, bendeki bir levhasını görünce onu hatırladım. Ona dair bilgilerimin kaybolmaması için bu makalemde sizlerle paylaşmaya karar verdim.
28.II.1974 tarihindeki sohbetimizde tuttuğum notlarımdaki bilgilere göre, Mehmet Ârîf Torun, Yozgat’ın Sorgun Kazası’nda, 1331 / 1915 yılında doğdu.
Babası, Veyis Efendi. Annesi, Emine Hanım.
Mehmet Ârif, doğuştan gelen özel yatkınlığı ve elverişli aile ortamı sebebiyle daha küçük yaşlarından itibaren ilim ve sanat konularına alâka duyar, uğraşır. Henüz on yaşında iken hüsn-i hat sanatına merak sarar. O zamanki mekteplerin programında olduğu için o da “Rik’a” öğrenir. Bir müddet sonra, Zileli Hacı Osman Efendi’den ciddî olarak hat meşkine başlar. Zamanla geliştirir. Yaşı gelince askere gider. Terhisini takiben, P.T.T. idaresinde Suşehri, Yozgat, Erzurum ve Oltu’da telgraf memurluğu yapar. Delikanlılık hevesiyle, Ankara’da Emniyet Genel Müdürlüğü’ne memur olur. 28 Şubat 1953 tarihinde Devlet Demir Yolları’na geçer. İlk tayini Çankırı’yadır. Ardından Kayseri’ye, sonra da Konya’ya gelir. Çeşitli yazıları bilmekle beraber bilhassa “Sülüs” hatta mâhirdir. Çeşitli vazifelerle geçen memuriyet hayatından dolayı talebe yetiştiremediğinden bahsederdi. Vaktiyle, ünlü “Sebîlu’r-Reşâd” Dergisine makaleler yazmış ve sahibi olan merhum Eşref Edip bey’in takdirlerini kazanmıştır.
İki evlâdı vardır; oğlu öğretmen, kızı ise ev hanımıdır. Ârif bey, Konya’dan sonra Adana’ya tayin olmuştur.
Bundan otuz yıl önceki Konya’da, diğer geleneksel sanatlarımız gibi Hüsn-i Hat Sanatı da lâyık olduğu alâka ve takdiri göremediği için, Hattat Mehmet Ârif Bey, istediği şekilde sanat faaliyetlerinde bulunamamış, eserler verememiştir. O zamanların tek meşguliyet alanı, meşhur “Konya Kaşıkları”dır. O, bu ahşap kaşıklar, kepçeler, levhalar üzerine çeşitli ibareler yazarak faydalı olmuştur. Onun yazıları, bu günkülere göre çok daha kaliteli ve kıymetlidir. Şimdilerde, Arapça, Farsça, Osmanlıca yazıları değil, harfleri dahi bilmeyen bazı sözde gözü açıkların karalamaları ise, bilen ziyaretçiler nazarında Konya’mızı gülünç duruma düşmesine sebep olmaktadırlar.
11.7.1977 tarihili resmî bir yazı ile Yozgat valiliği kendisine başvuruda bulunarak, o sırada yeni açılan Yozgat Müzesi’nde sergilenmek üzere Ârıf bey’den yazdığı eserlerinden örnekler talep etmişti. Gerçekten takdire şayan bir faaliyet ve büyük bir kadirşinaslık örneği olduğu için, o mektubu buraya almayı uygun görüyorum:
“Sayı: 020 / 66-83
Konu: Sanat mahsulünüz levhalardan
ya da yazılı kaşıklardan birkaç
hatıra göndermeniz hk.
Sayın: Ârif TORUN
Gar Muhabere Şefi.
KONYA
Doğum yeriniz olan Sorgun’un İl Merkezi Yozgat’a bir müze açılmıştır. Burada tarihî, arkeolojik ve etnoğrafik eserler ile her çeşit mahallî sanat ve zanaat eserleri, değişik reçber malzemeleri bu arada yazma ve değer arzeden eski Türkçe kitaplar sergilenecektir. Yeni kurulmuş bulunan İlimiz müzesinde İslâmî eserler için özel bir köşe açmak, düşünceler arasındadır.
Yozgat ve yöresinde büyümüş, kendi imkân ve kabiliyetleriyle mesafe katetmiş ancak ismini bazı imkânsızlıklarla duyuramamış edebiyatçı, hatıra saklayıcı, ressam ve hattatlar gibi sanatkârlarımızın güzel eserlerini, hatıralarını ve kendilerini de yaşatmak istiyoruz.
Zât-i âlinizin yorucu bir hayat sonunda hat sanatı üzerinde tarifi güç bir cevher olduğunuzu öğrenmiş bulunuyoruz.
Varsa mevcut eserlerinizden, yoksa bu dehayı simgeleyen hazırlayacağınız levha, tezhipli ve hat sanatıyla tezyin edilmiş kaşık ve sizce malum diğer sanat eserlerinizden bazılarını Yozgat Müzesi’ne göndermenizi, ya da zamanınız müsaitse Yozgat Müzesi çalışma odasında bu hatıraları hazırlayıp hazırlayamayacağınızı bildirmenizi saygı ile rica ederim.
Faik KALE
Vali Muavini”.
Hattat Mehmet Ârif Torun bey, Konya’nın kültür ve sanat hayatında gelip - geçen sanatkârlarımızdan biridir. Kendisine sahip çıkılsa, destek olunsaydı; fırsat bulabilseydi ve kendisine imkânlar verilebilseydi, inanıyorum ki, çok değerli eserler armağan edebilirdi. Ama olmadı; yapılmadı; o da yapamadı.
Onu tanıma ve tanıtma mutluluğuna erenlerden birisi de, rahmetli Muhtar BEDİR oldu. Onu ele alan iki yazı yayınladı. Yeni Konya’daki, “Şehirden Röportajlar” başlıklı yazı dizisinin, 12.3.1979 tarihli sayısında onunla yaptığı röportajını yayınladı. 30.7.1979 tarihli Millî gazete’de de bir röportajı daha yer aldı.
Hiç olmazsa, şimdikilere sahip çıkılabilse..