Bir süre önce bu sütunda Saadet Partisi Genel Başkan yardımcısı Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun, ülke petrolünün mason kıskacında olduğu yolundaki ilginç iddialarına ve kilit noktalarda görev yapan 33 masonun ismine yer verdiğimiz hatırlanacaktır. Devlet memurlarının derneklere üye olmaları yasak olduğu hâlde, yıllar önce bir doktor albayın mason locasına üye olduğunun belgeleri medyada yer aldığı hâlde Genelkurmay Başkanlığı tarafından hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştı. Birkaç gün önce de bir gazete, masonların faaliyetlerini hep askerî müdahale dönemlerinde hızlandırdıklarına dikkat çekerek, www.mason.org sitesindeki yenilenen “Türkiye’de Masonluk” başlıklı kısımda, Türkiye’deki masonların mahfil sayısını artırmalarıyla ilgili bilgi vererek, şöyle devam ediyor:
“Mason locaları ‘Halkevleri ve CHP zihniyetinde devam ettiği’ gerekçesiyle 1935 yılından sonra kapatıldı. Gerçekleştirilen girişimler 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 askerî darbe ve müdahalelerinin ardından oldu. Dünya masonluğunun, Türk masonlarını tanınmamaktaki ısrarı, uyku döneminin ardından 1946 yılında dernek adı altında gösterilen faaliyet sonucu 1960 ve 1961 yıllarında tersine döndü ve nihayet 1962’de tanınma gerçekleşti”
Her darbede çoğaldıklarını işaret ederek, “Ülkemizde 13 bin mason faaliyet gösteriyor” diyen ve 1990’dan itibaren hareket kazanan loca açma çalışmaları hakkında bilgi de veren gazete Frankfurt’ta “Türkay”, Washington’da “Nur” ve Bükreş’te “Işık” localarının 1990’ların 2. yarısında açıldığını; ayrıca 1995-2000 yılları arasında İstanbul Yakacık, Eskişehir, Marmaris, Bodrum ve Antalya’da localarının faaliyete geçtiğini, en son açılan mason locasının da 2004 yılında Adana locası olduğunu dile getirip, o tarihten bu yana yeni bir loca açılmadığını kaydediyor. Bu arada ülkemizde şu anda ayrıca Ankara, İzmir, İstanbul, Bursa, Kocaeli gibi illerin yanısıra Kıbrıs‘ta 11 binada 193 locada 13 bin masonun çalışmalarını sürdürdüğü haber veriliyor. Bu bilgilerden Konya’da henüz açılmış bir mason locasının olmadığı ancak, Rotary ve Lions gibi mason yan kuruluşlarının bulunduğu öne sürülerek, bu arada çok sayıda Hıristiyan misyonerinin faaliyet gösterdiği biliniyor.
Bu vesile ile tanınmış Prof. Dr. Mim Kemâl Öke’nin aynı ad ve soyadını aldığı dedesi, meşhur Türk masonlarından Mim Kemal Öke ile ilgili olarak Ana Britannica’da yer alan bilgilere yer veriyoruz:
“Cerrah olan Öke, 1884’te İstanbul’da dünyaya geldi ve 1955 yılında burada öldü. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’yi (Askerî Tıbbiye) yüzbaşı rütbesiyle bitirdi. Stajını Gülhane Askerî Tatbikat Mektebi’nde yaparak, Gümüşsuyu Askerî Hastanesinde röntgen mütehassısı olarak çalışmaya başladı. Gülhane Askerî Hastanesi’nde hariciye kliniği asistanı oldu. 1911-1912 Trablusgarp savaşına katıldı. Derne’ye gitti, Çanakkale savaşında yaralıları tedavi etti. 1918’de Gülhane’de cerrahi muallimliğine getirildi.
Kurtuluş Savaşı’nda Ankara Cebeci Askerî Hastanesi’nde cerrah olarak görev yaptı. 1922’de Isparta’daki Hilâl-i Ahmer (Kızılay) Hastanesi başhekimliğine getirildi. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Gülhane’deki görevine döndü. 1941 yılında emekli oluncaya kadar 1. Hariciye kliniğinde profesör olarak çalıştı. 1946 yılında siyasete atılarak 8. dönem İstanbul milletvekili oldu.”
Bilindiği gibi, Demokrat Parti döneminde Cumhurbaşkanı olan Celâl Bayar ile geçmişte iktidar olan hükümetlerin bazı başbakan ve bakanlarının mason oldukları iddia edilmiş, Süleyman Demirel’in de mason olduğu dile getirilirken, DYP iktidarı zamanında Devlet Bakanlığı yapan Cavit Çağlar’da Mesut Yılmaz’ın mason olduğunu öne sürmüştü. Son olarak, Büyük Mason Locası eski üstadı Kaya Paşakay’ın makam otomobili aldığı ve evinde verdiği bazı ziyafetlerin parasını locadan ödediğinin tespit edilmesi masonlar arasında tepkiyle karşılanarak, hakkında soruşturma açıldığı haber verildi. Örneklere bakılacak olursa, kabinelere mason bakanların girmesini sağlayıp, bürokrat tayininde rol oynamak suretiyle masonların devlet işlerinde etkili olabildikleri anlaşılıyor.