Çatalhüyük ölçü alınır, Karahüyük hesaba katılırsa Konya’nın, onbin yıla yaklaşan bir tarihe sahip olduğu bilinmektedir. Bu kutlu şehir, bu derin mazisi içerisinde, önemli ve enteresan pek çok olaylara konu, sahne ve şahit olmuştur. Asıl değerini, gerçek güzelliğini ve kişiliğini ise, Selçuklu başkenti olduktan sonra kazanmıştır.
Konya bu gün dünyada, daha çok sahip bulunduğu Türk-İslâm kültür, sanat ve medeniyet eserleriyle tanınır. Yerli-yabancı turist ve ziyaretçiler, daha çok bu değerleri görmek, tanımak ve tatmak için gelirler.
Gelmesine gelirler de, ayrılırken, aradıklarını bulmuş, emellerine kavuşmuş olmanın hazzı ve huzuru içerisinde ayrılıyorlar mı acaba?.
Buna açık yüreklilikle ve emin olarak koskoca bir “evet!” demek maalesef mümkün görünmüyor. Başka bir deyişle, acaba bizler, onların aradıklarını bu mubarek şehre kazandırıp, hazır edebilmişiz mi? Bu imkân ve ortamı onlara sağlayabiliyor muyuz? Buna da kendimizden emin olarak “Evet!” dememiz, maalesef yine pek inandırıcı olmuyor.
Neden mi?
Biz, bir Konyalı olarak, üzerimize düşen görevleri yapmıyoruz da ondan. Hem, Konya’yı gerektiği şekilde tanımıyoruz ki, yabancılara yeteri kadar tanıtabilelim... Çoğumuz Konya’da yaşıyor ama, Konya’yı yaşamıyorki.. Konya’da yaşamak bir nasip işi, Konya’yı yaşamak ise bir idrak, şuur ve liyakat konusudur. Bazı insanları siz de bilirsinizdir; her akşam evine, otele gelir gibi gelir, gider. Bir gün olsun samimi bir sorumluluk hissi ile başını kaldırıp da, evinin şöyle dörtbir tarafını, çatıdan temele kadar gözden geçirmez. Acaba, noksan, arızalı, yapılması gereken bir şey var mı, vakit varken, zaman erken, mevsim müsait iken gerekeni yapayım, yaptırayım diye bir defa olsun merak etmeyi aklına getirmez. Neticede, bir süre sonra evin çeşitli yer ve yönlerinde, ısıtma aydınlatma, havalandırma tesisatında arızalar, çatlaklar, kısacası evlik görevinde çeşitli aksaklıklar ortaya çıkmaya başlar. Hem de, elimizin dar, vaktimizin az, zamanımızın kısa olduğu, usta bulunmasının güç olduğu mevsimde..
Halbuki zamanında, elverişli mevsimde, elverişli şartlar ve imkânlar varken üzerimize düşeni yapıp, gerekli işleri gerçekleştirseydik, münasebetsiz bir anda, böyle sıkıntılarla karşılaşmamız söz konusu olmazdı.
Şimdi, bir Konyalı olarak, Konya’nın tarih, kültür, sanat ve medeniyet konularıyla ne kadar, ne şekilde, ne ölçüde ve ne zaman ilgileniyoruz, diye samimiyetle bir kere düşünelim. Bu konuda çalışmayı kendisine amaç edinmiş kaç gönüllü kuruluşumuz var? Misafirliklerimizde, sohbetlerimizde şehrimizin bu yönlerine dair neler konuşuyor, problemlerin giderilmesi için ne gibi fikirler üretiyoruz acaba? Bu şehrin gerçek sahipleri, medenî insanları olarak, yapılan iyilikleri usulünce takdir,görülen aksaklık ve noksanlıkları gerektiği biçimde tenkit ve tembih konusunda ne yapıyoruz ki?.. Hem,bu noksanlıkların giderilmesi hususunda, bizim bizzat yapmamız gereken şeyleri acaba yerine getirebiliyor, elimizi taşın altına sokabiliyor muyuz? Yoksa, yalnız akıl-dânişlik yapıp, sadece kuru kuruya tenkit etmekle kalıyor, “neme lâzım”, başkası yapsın mı diyoruz?
Şehrimizin sahip olduğu biribirinden önemli değerleri tanımak ve tanıtmak için, bu memleketin ekmeğini yiyen suyunu içenler olarak, bu güne kadar acaba ne yaptık, neler yapabildik? Evet anladım, belki konuşmak, yazmak elimizden gelmiyor ama hiç olmazsa, bir ilkbahar sabahı erkenden uyanıp da, tarihî eserlerimizden bir kaçını program dahilinde gezmeyi gerçekleştirdik mi? Eşimizin, çocuğumuzun, torunumuzun, komşumuzun, akrabamızın elinden tutup da, meselâ müzelerimizin, fuarlarımızın veya başlıca devasa sanayi kuruluşlarımızın bir kaçını olsun gezip, gördüklerimizle sevinç, kıvanç ve iftihar duyulmasını gerçekleştirebildik mi?
Yurtiçi veya yurtdışı gezilerinizde dikkati çeken ve hayran olduğunuz güzelliklerin, şehrimizde de olması için ne gibi teşebbüslerde bulunduk ki? Bu gün Konyamıza gelen, bilkassa yabancı ziyaretçilerin alıp da, götürecekleri, orijinal bir armağan maalesef yoktur. Dolaysıyla turist şehrimizde ne fazla kalıyor, ne de döviz bırakıyor değil mi? Acaba, ufku, bilgisi, becerisi ve tecrübesi geniş sermaye sahipleri, müteşebbis iş adamları olarak biz bu noksanlığın giderilmesi için bir şeyler yapamaz mıyız? Misafirlerimizin beğenecekleri, memnuniyetle alacakları ne gibi Konya armağan ve hatıraları imal edebiliriz diye düşünmek fazla zor olmasa gerektir.
Şehrimizin temizliğinin korunması, güzelliğinin artırılması, imajının en iyi şekilde tanıtılması gibi konularda, biz Konyalı fertlerin de bazı görevler yüklenmesi gerektiğine inanıyorum. Bunca görevlisi, sorumlusu var, onlar yapsın demek, nöbetten ve görevden kaytararak, sadece kendi rahatını düşünen zavallı kişilerin halet-i ruhiyesi olduğunu bilirsiniz. Bir Konyalı bu basitliğe hiçbir zaman tenezzül ve tevessül etmez.
Bu konularda sayın ilgililerimizin de bir şeyler yapması gerekmez mi? Elbette gerekir. Peki, neler yapılabilir? Bunu da yarınki yazımızda ele alalım.