Konya Aydınlar Ocağı 80.yaşı vesilesiyle milli bisikletçi, siyasetçi ve iş insanı Süleyman Okur’a Saygı Gecesi düzenledi. Konevi derneği salonundaki programda Okur, Bulgaristan’da başlayan hayat yolculuğundan öne çıkan hatıralarını anlattı.
Toplantının açılış konuşmasını yapan Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü yaz, kış, demeden Koronavirüs salgını ve Ramazan ayları da dâhil otuz bir senedir Salı sohbetlerini aksatmadan yaptıklarını belirterek “İnsanoğlu Hz. Adem’den bu yana bir mücadelenin içindedir. Bu mücadelenin başında de güçlü ve hızlı olmayı çok önemsemiş. Güvenlik ve hızlı olmak Hz. Adem’den beri her insanoğlunu etkilemiş, herkes gücün ve hızın peşinde koşmuş. Bunu daha da ileri götürmek için örgütsel hareketler ortaya çıkmış” dedi.
Hızlı olmak için hayvanlardan istifade den insanoğlunun ata gem vurmayı iki bin sene sonra keşfettiğini kaydeden Güçlü “İnsanoğlu enerjisini daha çok bir birini katletmeye yönelik harcamasaydı bugün çok daha başka bir durumda olacaktık. Bisiklet de çok keşfedildi. İcat ettikten sonra da o zamanki latince adıyla, hızlı giden manasıyla (Velos) dediler. Bugün 80.yaşını kutlamakta olan Süleyman Okur da Bulgaristan’ın Deliorman bölgesinden, önce Karaman, sonra Konya’ya göç etmiş ve bir ailenin, milli bisikletçi olarak Türk sporuna uzun yıllar hizmet etmiş bir evladı, bizim bir ağabeyimizdir” diyerek sözlerini tamamladı.
Daha sonra kürsüye gelen milli bisikletçi Süleyman Okur sözlerinin başında, Balkanlardan göç edenler hakkında o zamanlar (Türk mü, değil mi?) şeklinde soruların olduğuna işaret ederek “Karamanoğlu Beyliği Yörük Türkleridir. Moğollar 1222 yılında Orta Asya’da Özbekistan ve Türkmenistan’ı işgal ettiğinde, Oğuzların Avşar boyuna mensup Karamanoğlu Beyliği 1228 yılında Selçuklu devletinin olduğu Anadolu’ya göç etmiş, Sultan Alaaddin Keykubat tarafından da Ermenek’e yerleştirilmiştir. Karamanoğlu Beyi Hacı Bektaş Veli’nin müritlerindendir” dedi.
Osmanlı Devletinin kurulmasından sonra Karamanoğlu’nun savaşarak Selçuklu ve Moğolları yenerek Konya’yı aldıktan sonra Türkçe’nin Anadolu’ya yerleşmesini sağladığını anlatan Okur, “Fatih Sultan Mehmet 1466’da savaşarak yendiği Karamanoğlu’nun başına oğlu Cem Sultan’ı göndermiş, bundan sonraki yirmi yılda da Balkanlara göç ettirilerek asimile bir nevi asimile edilmişlerdir. Bugünkü Makedonya, Bulgaristan ve Yunanistan başlıca yerleşim yerleridir. Balkanlar böylelikle Türk yurdu olmuştur. Plevne savaşının kaybedilmesinden sonra bir milyon, iki yüz bin Türk İstanbul’a ulaşabilmek için Rus Ordusunun önünde göç etmiştir. 1912-14 savaşlarında Balkanlar tamamen kaybedilince göç devam etti. Halen milyonlarca Türk Balkanlarda yaşamaktadır ve Balkan Türklerinin kökeni Karamanoğlu Beyliğinin Yörük Türkleridir” diyerek devam etti.
Babasının Bulgaristan’ın Razgırat vilayetine bağlı Kubrat kazasının Güvece köyünde 1914 yılında doğduğunu meşakkatli bir hayat yaşadığını anlatan Okur “Köyün medresesini bitirip Hafız olan babam henüz 14 yaşındayken Türkiye’ye gidebilmenin hayalini kurmuş. Fakat Türkiye ile bir göç anlaşması olmadığı için buna imkân bulamaz ve Romanya’dan Türkiye’ye gelmeye karar verip oraya kaçak yola gidiyor. Fakat yakalanıp 37 gün hapiste kaldıktan Bulgaristan’a iade edilmiş ve büyük eziyete uğramış. Sonra dönemin Reis-i Cumhuru İsmet İnönü’ye mektup yazarak Türkiye’ye gelmek için yardım istemiş. Yaklaşık bir yıl sonra Burgaz elçiliği vasıtasıyla gönderilen mektupta (Bulgaristan ile aramızda göç anlaşması olmadığından talebiniz değerlendirilememiştir) diye cevap verilmiş. Babam orada evlenmiş ve benden önce üç ablam dünyaya gelmiş. Ben 1946 yılının çavdar mevsiminde yani Temmuz’da dünyaya gelmişim. DP hükümetinin Bulgaristan ile yaptığı göç anlaşmasından sonra, 1951 yılının Ocak ayında göç kafileleri yollara döküldü. Bu arada küçük kardeşim Lütfü de dünyaya gelmişti. Mayıs ayında Rusçuk garından trene binerek birkaç gün sonra Edirne’ye geldik. Orada bizi misafir edip kanun gereği soyadlarımız verildi. Babamı ve bacanaklarını Sakarya’da indirmek isteseler de babam; kendisinden önce gelen yakınlarının Konya’da olduklarını anlatınca yetkililer anlayış gösterdi. Fakat Konya’ya geldiğimizde bizi merkeze değil de Karaman’ın Akçaşehir köyüne göndermeleri üzüntüye sebep oldu. Kamyon kasalarında götürüldük. Yolda hastalanan kardeşim Lütfü’de on gün sona vefat etti” dedi.
Kendisinin 1952 yılında köy okulunda eğitime başladığını, bu arada kardeşi Necmettin’in dünyaya geldiğini anlatan Okur “Babam bizleri daha iyi yetiştirebilmek için şehre taşınmamız gerektiğine karar verip 1954 yılı sonbaharında Konya’nın Uluırmak mahallesine geldik. Bu bizim ikinci hicretimizdir. Babam atını da getirmişti ve mesleği olmadığı için bir at arabası satın alıp yük ve yolcu taşımacılığı yaptı. Burada kaydedildiğimiz okulun adı önce 14 Mayıs idi, sonra 27 Mayıs, sonra da Yunus Emre oldu. Ev kiramız 31 lira idi. Her günkü kazançtan bir lira kenara ayırsak da, 31 çeken aylarda yetmiyordu. Durumu anlattığımız ev sahibi (Tamam 30 lira verin) deyince sevinmiştik” diyerek sözlerini sürdürdü.
Karma Ortaokulunu bitirdikten sonra Erkek Sanat Enstitüsüne gittiğini ve burada basketbol oynamaya başladığını kaydeden Okur “Voleybol takımında da oynadım ve atletizm yarışmalarında dereceler aldım. Şekerspor takımında lisanslı sporcuydum. Stajımı da Şeker Fabrikasında yaptım ve okulu bitirdikten sonra, babamın yüksek tahsil yaptırmaya imkânı olmadığından, 1965’de fabrikada mevsimlik işçi oldum. O sırada mahallemizde Mustafa Cengiz, Hasan Selçuk, Zeki Çivlik, Yılmaz Küçükçöğen gibi arkadaşlarımız vardı ve bunlar bisiklet sporu yapıyordu. Onlara imrenip, 1964 sonbaharında yapılan düz bisiklet yarışlarına katıldım ve beş haftada dört birincilik, bir ikincilik aldım. Bisiklet sporuna başladım ama Ali Usta (Öğütverici) basketbol ve voleybol oynadığım için bisiklet antrenmanına izin vermiyordu. Bende mesaiden sonra evimiz ile Kaşınhanı arasında 40 km. antrenman yapıyordum. Ekim ayında Alaaddin etrafında yapılan yarışta birinci oldum ve kupayı götürdüğüm kulüp başkanı ertesi sezon için bana bisiklet antrenmanı izni verdi” diye konuştu.
Bisiklet sporuna başladığını öğrenen babasının (milli takıma gitmeyecek, başarılı olmayacaksan hiç gitme) dediğini ve kendisinin altı ay sonra milli takıma alınarak Bağdat turunda yarıştığını söyleyen Okur “Milli takımı belirlemek için o yıllarda beş altı etaplı yarışlar yapılırdı. O yarışlarda Federasyon Başkanı Talat Tunçalp beni çok yakından takip etti ve Bağdat turuna öyle gittim” dedi.
1967 yılında asker olarak Balıkesir’e gittiğini ve sonra Muhafızgücü takımına alındığını kaydederek konuşmasına devam eden Okur “Bizim dönemimizdeki bisikletler şimdiki gibi pratik değildi. Bir yarışta lastiğim patladı. Durup, lastiği söküp yenisini taktık ve şişirerek devam ettim. Ciddi zaman kaybetmiştim. Sonra bir daha patladı ve aynı şekilde (sök, tak, şişir) yaptık. Yine zaman kaybetmiştim ve gidenleri yakalamak için epey güç sarf ettim. Fakat sonra bir daha patladı ve artık hırsımdan, sinirimden ağladığımı unutmam” diyerek sözlerini sürdürdü.
Fabrikada mevsimlik statüde çalıştığı için Almanya’ya işçi olarak gitme kararı verdiğini ve ailesinin rızasını aldıktan sonra müracaat ettiğini dile getiren Okur “Orada yevmiye değil, akort sistemiyle çalışma vardır. Yani bir saatte fabrikanın belirlediği miktarda iş yaparsanız normal saat ücreti alırsınız; bunun üzerine çıkarsanız saat ücreti yükselir. Yani bir saat çalışmakla bir buçuk, hatta iki saatlik ücret de alabilirsiniz. Ben bu şekilde çalıştım ve gelirim hep normal saat ücretinin üzerinde oldu. Bir defa bir dakika işe geç vardığımda da 12 dakika ücretim kesilmişti. Bu arada kayınpederim Efrahim Durmaz, kurduğu işyerine evlatlarıyla beni de ortak etmişti. Yedi sene Almanya’da kaldıktan sonra dönüş kararı aldık. İşimizle, evlatlarımızla, memleket meseleleriyle ilgilendik. Bisiklet sporuna hizmete çeşitli kademelerde devam ettik” diyerek konuşmasını tamamladı.
Program sonunda Konya eski Belediye Başkanı Ahmet Öksüz ve Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, 80.yaşına giren Süleyman Okur’a kitap takdiminde bulunurken, Okur’da merhum gazeteci yazar İhsan Kayseri’nin kaleme aldığı “Milli Bisikletçi Süleyman Okur Zamana Karşı Yarışı” adlı kitabı hediye etti.