Bu ülkede düşünmeyi zor iş olarak gördüğü için başkalarına bırakarak, kendisinden veya kendi çevresinden başkalarını ötekileştiren veya etiketleyip kötüleştiren, kendisi gibi olanların oluşturduğu statükodan yana olmayı, konforlu alanının gereği sayan bir zümreye dikkat çekmek istiyoruz.
Mutlaka bizim sıralayacağımız liste gibi, bizi de konforlu statükolarından vazgeçemeyenler olarak görüp kendilerince sıralayıp, listeleyecekler olacaktır.
Çünkü bu ülkede zengini daha zengin yoksulu daha yoksul hale getiren muhafazakâr kapitalist sistem eli abdestli, dili dualı, alnı secdeli Müslüman konformist kadrolar tarafından ikame edildi.
Konforlu statüko mekanizmalarını daha ileri seviyeye getirmek isteyen Müslümanlarca her semte göğü delecek ölçüde yüksek minareleriyle gösteriş ve ihtişam ifade eden camiler inşa edilmesi, her yıl artan bir şekilde kâr rekorları kıran bankalarının zulmünü artırmaktan başka bir şey ifade etmedi.
Camilerin sayısı ve ihtişamından daha önemlisi içinde ibadet eden cemaatin sayısı ve camiye gelen gençlerin artırtılmasıdır diyen mütedeyyin ve Muvahhid Müslümanları cami düşmanı diye suçlayan Müslümanların sayısını artırmaktan başka da bir sonuç oluşturmadı.
Muhafazakâr düşüncenin sosyolojik tabanı tamamen olmasa da büyük çoğunluğu sıradan cami cemaatinden oluşmaktadır ve bu sebeple özellikle yaşlı Müslümanlar yatsı ve sabah namazları için camiye gelemiyorlarsa camiyi onlara götürürüz hesabıyla ve cami cemaatine diğerlerinden daha yakın olma amacıyla yaptırdığınız camiler Müslümanların arasındaki toplumsal çözülme ve güvensizlik krizine engel olamadı.
Son yıllarda öylesine büyük bir çözülme ve savrulmayla karşılaşır olduk ki; Sadece son yıllarda elde ettikleri konforları bozulmasın diye Yemen’in pkksı gibi görülen Husi güçlerinin Suudi Arabistan'a karşı yaptıkları füze saldırılarını durdurmak için askeri ittifak teklif eden siyonistlerin teklifini kabul etmeye bile razı olur hale geldik.
İyi ki Amerika destekli Suudi yönetimi şimdilik kaydıyla bu teklifi kabul etmemiş. Allah(cc) korusun kabul etmiş olsalardı, haçlılarla savaşan bu ümmete daha büyük düşmanlık yaptığı Kuranı Kerim ayetleriyle sabit olan siyonistlerle birlikle Mekke'yi, Mescidi Haramı korumuş olacaktık.
Bu zaman “Ahir Zaman” dünyasıdır. Bu zamanda, Hz. Peygamberimizin(sav) Sahih Hadislerinde ifade ettiği gibi, sabah Müslüman olanların akşam İslam dairesinden çıktıklarını, Müslüman olarak akşamlayanların da sabaha İslam dairesinden çıkmış olabileceklerini göreceğiz diyenleri haklı çıkardılar.
Bu gidiş devam ettiği sürece daha fazla ne olur neler göreceğiz belli olmaz düşüncesi bile, korkutuyor insanı.
İmanın Müslüman toplumlara getirdiği yükümlülüklerin birer birer göz ardı edildiği, İslam Dininin koyduğu ahlaki kuralların toplumda işlevini yitirdiği, Müslüman birey ve ailelerin birbirine ve dini kurumlarına olan inancı tamamen yok olma durumuna geldiği bir ümmet yapısının temel özelliklerinin yine Müslümanların eliyle yok edildiği bir dönemdeyiz.
Manevi çöküntü daha doğrusu kaos ortamı diyebileceğimiz bu toplumsal çözülme ve güvensizlik krizinin tavan yapmasının temel sebebinin ve yol açtığı olumsuz sonuçların tek nedeni olmasa da en önemli nedeninin konforlu statükolarının kaybolacağından korkarak bireycilik sendromunu çıkış olarak gören muhafazakar kitle olduğuna inanıyoruz.
Bireycilik Sendromu: dediğimiz toplumsal cinnet sonucunda insanlar arasında ortak fayda yerine sadece kişisel menfaatler merkez alınırken bunu yok edecek olan davranışlar kötülüklerin sıradanlaşması nedeniyle göz ardı edilmekte, haksızlıklar ve hırsızlıklar ise etik dışı davranışlar halinde görülüp zamanla normal karşılanır hale gelmektedir.
FARKINDA MIYIZ?
Toplumda uygulamaya konulan kanunlardaki hükümler kâğıt üzerinde ne kadar ağır olursa olsun o toplum, kişisel ve toplumsal ahlak diye bir üst denetleyici mefhum olmadan arzu edilen düzeni sağlayamaz.
Yozlaşmış zihniyet sahipleri arzu ettikleri hedeflere ulaşabilmek için her türlü usulsüz yöntemi mubah sayarak toplum düzenini bozmaya çalışacaklardır.
Örnek isterseniz son zamanlarda toplumun önüne getirilen 2 olayı verebiliriz.
Birincisi Son 6 ayda yaşadığımız 6 okul saldırısında bu memleketin 13 evladı öldü, 44 evladı ise yaralandı.
Çocuklarımızı 4 ayaklı köpeklerin saldırısından korumak amacıyla çok şeyler yaptık, ama iki ayaklılardan koruyamadık.
İkincisi ise yüzlerce yıllık şeriat hukukundan sonra 100 yılı aşkın süredir uygulamada olan laik hukuk sisteminde var olması düşünülemeyecek bir şekilde son fon yolsuzluğunda suç işledikleri iddiasıyla aldıkları paraları iade edenlere getirilen "LEKELENMEME HAKKI"
Yukarıda “bu gidiş devam ettiği sürece daha fazla ne olur neler göreceğiz belli olmaz” sözü boşuna söylenmiş bir söz değildir.