Toplumlar aileler üzerinde büyür. Aile bir toplumun kökünü oluşturur. Aile kurumunun, her geçen gün çürümeye doğru gittiğini, ibretle izliyoruz. Yani ağacın kökleri her geçen gün biraz daha çürüyor.
Ürkütücü olan, bu çürümeye karşı yeterli tedbirlerin alınmayışı. Tedbir alınmadığından, problemler büyüyor. Çözüm üretemediğimiz problemler; dağdan düşen kartopları gibi, yuvarlanarak katlanıyor. Korkarım ki bu kartopları bir çığ haline gelecek.
Biz toplum olarak; modernizm akımı ile sadece “özgürleşme” ve “zevk” peşinde koşmayı öğrendik. “Özgür” ve “yalnızlık” üzerinde bir aile düzeni kurama yolunda hızla ilerliyoruz. İki yalnız yürek bir tam yürek olamıyor. İki özgür insan bir yuvayı kuramıyor. Aileyi kurmayı başaranlar, bu düzeni sürdüremiyor. Atalarımız ne de güzel söylemiş: “Ağacın kurdu içindedir.” Ailenin içindeki kurt; maneviyatsızlık, inançsızlık, yalnızlıktır. Bu kurt kendi içini kemirmektedir.
Açık konuşalım! Evlenen iki çift, daha birbirleriyle egemenlik çatışması yaşarken, çocukları oluyor. Akabinde yeni doğan çocuk, böyle bir çatışmanın ortasında kendini buluyor. Çatışma ortamında, üzerine bin bir iz bırakarak büyüyor.
Dede Korkut; “Oğul babadan görmeyince öğüt almaz, Kız anadan görmeyince sofra çekmez” der. Günümüz çocukları, değil “öğüt” almayı, babalarını-annelerini görmeden büyüyorlar. Baba onları okullarına, kurslarına bırakıyor, eve döndüklerinde anne yerine; masanın üzerinde, “börek buzdolabında, yemek mikro dalgada” yazılı notu buluyorlar. Yemeklerini yalnız yiyip, anne sıcaklığı yerine, oyuncak ayılarına sarılarak uyuyorlar.
Bütün bunların sonunda ne oluyor? Aile ocağı kavramından uzak, soğuk ve mesafeli evlerde, ayakları yere basmadan yetişen çocuklarımız; büyüdüklerinde, maddiyat için her şeyin yapıldığı kurtlar sofrasında kendini buluyorlar. Kendileri gibi özgür ama yalnız kişilerle mutsuz yuva kurmak için didiniyorlar. Kurdukları aile düzeni; dedeleri ve ninelerine çok uzakta! Geçmiş kültürü yansıtan masallardan, ninnilerden, manilerden, dizlerinde zıpladıkları sevgi dolu kucaklardan yoksun!
Güven ve aidiyet duyguları gelişmemiş çocuklar; büyüdüklerinde, patlamaya hazır, öfkeleri burnunda bireyler haline geliyorlar. Öfkelerini kendilerine en yakın kişilere kusarak bir anlamda, yetiştikleri düzenin intikamını alıyorlar.
Şu anda ülkemizde, yüzlerce gencin patlamaya hazır birer mayın gibi dolaştığını kim inkâr edebilir? Her gün birkaç tanesinin cinnet haberlerini gazete sayfalarından okumuyor muyuz?
Bu gidişe dur demek için; milli değerlerimizle yoğrulmuş ve günün şartlarına uyum sağlamış, yeni bir aile modeli oluşturmaya yönelik projeler üretmeliyiz.
Atalarımız ne demişti? “Ağaç kök üstünde büyür.” Köklerimizi bulmak, köklerimizi unutmamak, köklerimizi unutturmamak birinci görevimiz olmalıdır.
Köklerimizi bulmak, köklerimizi unutmamak, köklerimizi unutturmamak dileğiyle sağlıklı günler dilerim.
Ürkütücü olan, bu çürümeye karşı yeterli tedbirlerin alınmayışı. Tedbir alınmadığından, problemler büyüyor. Çözüm üretemediğimiz problemler; dağdan düşen kartopları gibi, yuvarlanarak katlanıyor. Korkarım ki bu kartopları bir çığ haline gelecek.
Biz toplum olarak; modernizm akımı ile sadece “özgürleşme” ve “zevk” peşinde koşmayı öğrendik. “Özgür” ve “yalnızlık” üzerinde bir aile düzeni kurama yolunda hızla ilerliyoruz. İki yalnız yürek bir tam yürek olamıyor. İki özgür insan bir yuvayı kuramıyor. Aileyi kurmayı başaranlar, bu düzeni sürdüremiyor. Atalarımız ne de güzel söylemiş: “Ağacın kurdu içindedir.” Ailenin içindeki kurt; maneviyatsızlık, inançsızlık, yalnızlıktır. Bu kurt kendi içini kemirmektedir.
Açık konuşalım! Evlenen iki çift, daha birbirleriyle egemenlik çatışması yaşarken, çocukları oluyor. Akabinde yeni doğan çocuk, böyle bir çatışmanın ortasında kendini buluyor. Çatışma ortamında, üzerine bin bir iz bırakarak büyüyor.
Dede Korkut; “Oğul babadan görmeyince öğüt almaz, Kız anadan görmeyince sofra çekmez” der. Günümüz çocukları, değil “öğüt” almayı, babalarını-annelerini görmeden büyüyorlar. Baba onları okullarına, kurslarına bırakıyor, eve döndüklerinde anne yerine; masanın üzerinde, “börek buzdolabında, yemek mikro dalgada” yazılı notu buluyorlar. Yemeklerini yalnız yiyip, anne sıcaklığı yerine, oyuncak ayılarına sarılarak uyuyorlar.
Bütün bunların sonunda ne oluyor? Aile ocağı kavramından uzak, soğuk ve mesafeli evlerde, ayakları yere basmadan yetişen çocuklarımız; büyüdüklerinde, maddiyat için her şeyin yapıldığı kurtlar sofrasında kendini buluyorlar. Kendileri gibi özgür ama yalnız kişilerle mutsuz yuva kurmak için didiniyorlar. Kurdukları aile düzeni; dedeleri ve ninelerine çok uzakta! Geçmiş kültürü yansıtan masallardan, ninnilerden, manilerden, dizlerinde zıpladıkları sevgi dolu kucaklardan yoksun!
Güven ve aidiyet duyguları gelişmemiş çocuklar; büyüdüklerinde, patlamaya hazır, öfkeleri burnunda bireyler haline geliyorlar. Öfkelerini kendilerine en yakın kişilere kusarak bir anlamda, yetiştikleri düzenin intikamını alıyorlar.
Şu anda ülkemizde, yüzlerce gencin patlamaya hazır birer mayın gibi dolaştığını kim inkâr edebilir? Her gün birkaç tanesinin cinnet haberlerini gazete sayfalarından okumuyor muyuz?
Bu gidişe dur demek için; milli değerlerimizle yoğrulmuş ve günün şartlarına uyum sağlamış, yeni bir aile modeli oluşturmaya yönelik projeler üretmeliyiz.
Atalarımız ne demişti? “Ağaç kök üstünde büyür.” Köklerimizi bulmak, köklerimizi unutmamak, köklerimizi unutturmamak birinci görevimiz olmalıdır.
Köklerimizi bulmak, köklerimizi unutmamak, köklerimizi unutturmamak dileğiyle sağlıklı günler dilerim.