Kişinin Ramazan’ı düzgün geçerse, tüm ömrü güzelleşir

Gazetemizin Ramazan söyleşilerinin bugünkü konuğu Selçuk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ramazan Altıntaş oldu

Ramazan’ın önemini, ramazan ayının nasıl değerlendirilmesi gerektiği hakkında önemli açıklamalarda bulunan Altıntaş, “Ben, eski ramazanlar denilince, köyümde geçirdiğim ramazan günlerini hatırlarım.  Mübarek ramazan ayına bir ay kala, imece usulü köy kadınları bir araya gelir; hazırlık olarak, yufka yaparlar ve erişte dediğimiz yufka keserlerdi” dedi  

**Hocam öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Konya’nın Kadınhanı ilçesi Demiroluk Köyünde dünyaya geldim.  İlkokulu bitirdikten sonra Kadınhanı Kur’an Kursu’nda hafızlığımı tamamladım.   1981 yılında Konya İmam-Hatip Lisesi’ni; 1985 yılında ise Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’ni bitirdim. 1981–1995 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde çeşitli görevlerde bulundum. Yüksek Lisansı Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Nübüvvet Öncesi Câhiliye Toplumunun İtikadi Yapısı” adlı tez çalışması ile yaptım. (1990). Doktora’yı ise, “Kur’an’da Hidâyet ve Dalâlet” adlı tezimle aynı üniversitede tamamladım. (1994). 1995 yılında Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalı’na Yardımcı Doçent olarak atandım. 1998 yılında Doçent; 2004 yılında Profesör oldum. Bir dönem Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcılığı (2003-2006) ve Temel İslam Bilimleri Bölüm Başkanlığı (2004-2005) ve Temel İslam Bilimleri Bölümü Kelam Anabilim Dalı başkanlığında bulundum.   2009 Yılında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne atandım. 2011-2015 yılları arasında DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Üyeliğinde bulundum. 2015-2019 yıllarında Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı yaptım.  Halen Selçuk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekanlığı görevimi sürdürüyorum.  Alanımla ilgili Suudi Arabistan, Suriye, Irak, Fransa, Almanya, Hollanda, Bosna-Hersek, Kosova, Arnavutluk, Kırgızistan, Kazakistan gibi ülkelerde araştırmalarda bulundum.  Evliyim. Üç evladım var. Fransızca ve Arapça bilmekteyim.  Hakemli uluslararası ve ulusal bilimsel dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalem ve bildirilerim var. 15 kadar da yayınlanmış eserim vardır.

“ESKİ RAMAZANLAR DEYİNCE AKLIMA KÖYÜM GELİR”

**Sizin çocukluğunuzdaki ve gençliğinizdeki ramazanlardan bahseder misiniz?

-Ben, eski ramazanlar denilince, köyümde geçirdiğim ramazan günlerini hatırlarım.  Mübarek ramazan ayına bir ay kala, imece usulü köy kadınları bir araya gelir; hazırlık olarak, yufka yaparlar ve erişte dediğimiz yufka keserlerdi. Babam rahmetli hoşaflık üzüm ve kayısı gibi meyve türü yiyecekler alırdı. Çay ve kahve gibi içecekler hazırlanır, evlerde temizlik yapılırdı. Biz çocuklar ramazan ayının gelmesini iple çeker, teravih namazları için köy camisine gider, arkadaşlarımızla namaz kılar, saflar arasında dolaşmaktan büyük zevk alırdık, güler oynardık teravih namazları bizim için bir bayram gibiydi. Özellikle sahura kalkmak çok hoşumuza giderdi. Şöyle bir anımı anlatabilirim. Eskiden camilerin hopörleri olmadığı için akşam ezanını caminin hocası yüksek bir yerde okurdu. Bizler de uzaktan ezanı dinler. “Ezan okundu” naralarıyla evlerimize koşardık, mahalleli bizim sesimizi duyduğu zaman iftarlarını açardı.  Komşular ramazan ayında yaptıkları yemekleri paylaşırlardı. Her şey hasbî olarak cereyan ederdi. Gençliğimiz ise, ortaokul ve lise çağlarıdır.  Özellikle bu dönemlerde ramazan ayı yaz günlerine denk gelmişti. Hafız olduğum için ilçemizin çarşı camiinde hafız olan arkadaşlarımızla birlikte ezberden mukabele okurduk. Bazen de mevlid-i şerif okur, ilahiler söylerdik.  İlçe müftümüz bizleri akşamları köylere irşat heyetiyle birlikte götürür, bizler de müezzinlik yapardık. Yine mevlid-i şerif okur, kasideler söylerdik. Halkımız bizleri iftara davet ederdi. Davet yemekleri yöresel anlamda çok muhteşem olurdu.  Hem çocukluğumda ve hem de gençliğimde ramazan ayları benim için dolu dolu geçen aylar olmuştur.

RAMAZANIN MANEVİ İKLİMİ İĞNEDEN İPLİĞE HER ŞEYİ KUŞATIYOR

**Ramazan ayı denilince aklınıza ilk ne geliyor?

Ramazan ayı denilince aklıma; evlerde, çarşı ve pazarlarda hareketlilik, teravih namazlarını eda için camilere koşma, sahura kalkma ve iftar etme, camilerde mukabele okuma, yardımlaşma ve paylaşma ahlakının zirve yapması geliyor. Çünkü Ramazanın manevi iklimi iğneden ipliğe her şeyi kuşatıyor, sarıyor. Dini bir atmosfer içinde olduğumuzu hissediyoruz, derinden. Tüm iletişim araçlarında dini sohbetler, gazetelerde ramazan köşeleri, camilerde Kur’an sesleri birbirine karışıyor, vaaz’u nasihatler ediliyor, iftar yaklaşırken yollarda ciddi hareketlilik, çarşılarda ise derin bir sükûnet aklıma geliyor. Dahası, zamanın kutsallığı ve maneviyatı her yönden arzı endam ediyor. Bu yönüyle Ramazan ayı kerim ve güzel..

RAMAZAN AYININ ESKİSİ YENİSİ OLMAZ

** Hocam sizce eski Ramazanlar nasıldı?

Ramazan ayının eskisi yenisi olmaz, aslında. Ramazan, ramazandır ama geçmişle bugünün ramazan yaşantısını mukayese etmek için böyle sorular soruluyor.  Eskiden ramazan geldiği zaman, bireysel ve sosyal hayatın her alanına ramazan birlikte gelirdi. Gönüller büyük bir coşkuya dururdu. Fakirlerin, yoksulların ve çocukların yüzleri güldürülürdü. Bu da onların ihtiyaçlarını gidermekle olurdu. Fakire-fukaraya yardımlar, kameralar eşliğinde değil, gecenin karanlığında hasbi olarak yapılırdı. Sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmazdı. Maalesef, günümüzde eğitimin, hukukun gösterişi olduğu gibi ibadetlerin de gösterişi yapılmaktadır. Ortalık gösterişçi dindarlıktan geçilmez oldu.  Eskiden iftar sofralarından misafir eksik olmazdı. Misafirsiz bir sofra, bereketsizlik sayılırdı. Ramazan ayının gelişi, halkın teravih namazlarına katılımında gösterdikleri büyük alaka, yardımlaşma ve paylaşma ahlaklarındaki artmadan bilinirdi. Şimdi, pandeminin ve dünyevileşmenin getirdiği zihniyet, başkasını düşünme ahlakını yok etti. Eskiden cemaat ruhu vardı, şimdilerde ise, bireyselleşme.  Eskiden çalışma hayatı, ramazandaki ibadet yoğunluğundan dolayı yeni ve kolaylaştırıcı bir düzenlemeye tabi tutulurdu. Yani, iş hayatı ibadetlere göre ayarlanır, ibadetler işe göre ayarlanmazdı.  Maalesef çok şeyler kaybettik, bu da bencillik ve dünyevileşme hastalığına yakalanmamızdan dolayı oldu.

RAMAZAN AYINDA KULLARA İLAHİ LÜTUFLAR HEDİYE EDİLİR

**Sizce Ramazan ayının maddi ve manevi yararları nelerdir?

Mâtürîdî âlimlere göre, Allah’ın fiillerinde hikmet aranır.  Bu bağlamda bizler ibadetleri Yüce Allah’ı razı etmek adına yerine getirirken; psikolojik, sosyolojik, hikemî, sıhhî açılardan da birçok yararlarını görürüz. Elbette bir Müslüman bu yararları öne çıkararak ibadet yapmaz, yararlar dolaylı olarak ilahi lütuflar şeklinde kullara ihsan edilir.  Olaya hikmet penceresinden baktığımız zaman ramazan ayında oruç tutmanın insana kazandırdığı sayısız maddi ve manevi faydalardan bahsedilebilir. Bunların başında ahlaki yönde olumlu bir değişimin yanında, zamanı bilinçli kullanma, sabır eğitimi, ibadetlerde yoğunlaşma, iradeyi kontrol altına alma, açların ve yoksulların halini empati yaparak düşünme, her an Allah’ın denetimi altında olduğumuzu hatırlama, Kur’an’la daha çok buluşarak zihin ve gönül dünyamızı zenginleştirme gibi durumlar gelir.    Müslümanlar, Allah’ın emrine uyarak bir ay boyunca Ramazanda oruç tutarlar. Dolayısıyla biz oruç tutarız. Bu söz bir yere kadar doğrudur. Asıl doğru olan, biz orucu, oruç bizi tutsun diye tutarız. Kendini tutma, belli bir irade eğitimi sonucunda gerçekleştirilen bir davranıştır. Çünkü insanın olaylar karşısında kendini tutması, kontrol etmesi çok zor bir olaydır. Hayatında insanın başına ne geliyorsa, kendini tutamadığı/kontrol edemediği, dahası sabır ve metanet gösteremediği için geliyor. İnsan kendini tutamadığı zaman, kendini yitiriyor, kaybediyor, böylece kendine yazık ediyor, kendinden geçiyor ve felaketlere düşüyor. İşte bir ay boyunca ‘oruç tutan’ bir Müslüman kendisini olaylar karşısında bırakmaması gerektiğini öğreniyor.  Büyük İslam düşünürü İmam-ı Rabbânî’nin şu sözü buna işaret etmektedir: “Bir kimsenin Ramazan ayı düzgün geçerse, senenin diğer kalan ayları da düzgün geçer:” Bu söz bize Ramazan ayının ne büyük yararlar sağladığını ifade ediyor.

BU AYIN EN BÜYÜK KAZANCI MANEVİ DEĞİŞİM VE GELİŞİM YAŞAMAKTIR

** Bu ayda manevi olarak ne gibi değişimler yaşanır? 

Elbette bu ayın en büyük kazancı manevi değişim ve gelişim yaşamaktır. Gündüz oruç tutan, gece-gündüz her daim zikir, fikir, istiğfarla meşgul olan ve namazla kıyam eden bir Müslümanın manevi kanalları açılır. Hz. Peygamber (a.s): “Kanın damarlarda dolaştığı gibi, şeytan da mü’minin damarlarında dolaşır. Oruç tutarak onun yollarını kesiniz” buyurmuştur. Bizi Allah’ın yolundan alıkoyan, günah işleten şeytanın yollarını ancak ibadetlerde yoğunlaşmakla kesebiliriz. Bunu yapmak kalp aydınlığına vesiledir. Hele bu ayda eline, diline ve beline sahip olan bir Müslüman adeta melekleşme sürecine katılır. Şefkat ve merhamet duyguları gelişir, yardımlaşma ve paylaşma ahlakı öne çıkar.  İmanı seven ve onu kalbinin süsü kılan bir Müslüman artık günah, isyan, fısk-ı fücur gibi ahlâk-ı zemime olan işlerden nefret etmeye başlar, iğrenir. İçinde iman tatlılığı ve neşesi doğar. Yaptığı ibadetlerden manevi haz almaya çalışır. Mü’min kardeşlerine karşı sevgi ve bağlılığı artar. Empati yapar. İşte bütün bunlar Ramazan Ayının manevi hayatımızda meydana getirdiği olumlu değişimlerden bazı örneklerdir.

ESKİ RAMAZANLAR DAHA HASBİYDİ

**Geçmişten günümüze Ramazanda neler değişti size göre?

Geçmiş ramazanlar daha hasbî idi. Şimdilerde ise, bu hasbîlik kaybolmaya başladı. Müslüman toplumlarda ramazan ayının gelip gelmediği belli değil, çoğu zaman. Eskiden İslam toplumlarında yaşayan gayr-i müslimler bile Müslümanların orucuna saygı duymak adına açıktan yemez içmezlerdi. Maalesef günümüzde Müslümanların evlatları bir gayr-i müslim kadar kendi dini değer ve uygulamalarına saygı göstermiyorlar. Eskiden iftar sofralarına fakir ve yoksul insanlar davet edilirdi. Bugün bu insanlar dışlanmakta, iftar sofraları gösteriş ve aşırı israfa kaçmaktadır. Bu sofralara ihtiyaç sahipleri değil, varlıklı insanlar davet edilmektedir. Hatta eskiden iftarlar evlerde verilirken şimdilerde evler misafire kapandı, beş yıldızlı otellerin ışıkları altında iftarlar tercih edilir oldu. Yine eskiden evlerde okunan mukabele sesleri sokağa taşarken bugün evlerden musiki sesleri sokağa taşmaktadır. Geçmişte mesai saatleri ramazan ayına göre ayarlanırdı. Özellikle şehirlerde her gün bir camide teravih namazı kılınırdı. Camiler dolup taşardı. Şimdilerde ramazan ayının ilk ve son günlerinde camilerimiz doluyor, diğer günlerde ise boşalmaya başlıyor. Bütün bu yozlaşmanın önüne geçmek de elimizdedir. Yeter ki niyet edelim, umudumuzu kaybetmeyelim.

RAMAZAN AYININ EN ÇOK İFTAR VAKTİNİ SEVİYORUM

**Ramazan ayının en çok hangi vaktini seviyorsunuz?

Ramazan ayının en çok iftar vaktini. Maksadım yemek,  yemek için beklemek değil, Müslümanların iftar vakti yaklaşırken evlerine dönüşlerindeki heyacanı izlemek ayrı bir manevi zevk veriyor.  Aman Allah’ım ne coşku o. Oruç tutanı da koşuyor, tutmayanı da. İşte bu ramazan bereketi. Ayrıca, açık alanlarda teravih namazı kılma, sonunda da dostlarla oturup hasbihal etme. Şimdilerde havalar soğuk olduğu için buna imkân vermiyor. Bir de sahura kalkınca, hemen hemen bütün televizyonlarda İslam’ın konuşulması.. Yani, iftar ve sahur vakti en çok sevdiğim vakitlerdir.

BAYRAM NEFSİMİZE GALİP GELDİĞİMİZ GÜNÜN İLANIDIR

** Ramazan ayından sonra gelen bayram sizde ne gibi duygular uyandırıyor?

Bayram, bir görevi hakkıyla ifa etmenin sevincidir. Zaten bayram, sevinç, mutluluk ve insanın iç dünyasına yaptığı kutlu yolculuğun adıdır.   Bayram, zafer kazanmışların alâmet-i fârikası.  Şeytan ve nefis düşmanlarını alt edip, irademize hâkim olmakla özgürlüğümüzü elde ettiğimizin ilanıdır.  Dini sorumlulukları yerine getirmenin ödülü, hasat günüdür, bayram.  Bayram, küslerin barışmasıyla kardeşlik ve uhuvvetin tavan yaptığı coşkuya durma günleridir. Kırık gönüllerin onarıldığı, kimsesizlerin kimsesi olunduğu kutlu günlerdir, benim için bayram.  Bu sebeple, acılar ve sevinçler hep birlikte paylaşılır, bayramlarda. Yine bayramlar; yetimlerle, hastalarla, öksüzlerle, gariban, düşkün ve muhacirlerle yeniden ekmeğimizi ve aşımızı paylaştığımız bir gündür. Bayramlar, sosyal boyutu güçlü olan günlerdir. Anne-babalara, yakın ve uzak akrabalara suya hasret varlıkların koşması gibi, sevdiklerimize kavuşmanın günüdür, bayramlar.  Benim için bayramlar, gönüllerimizi alabildiğince büyüterek, bakışlarımızı ümmet coğrafyalarına hasret ve muhabbetle çevirmenin günüdür. Bugün ümmet coğrafyalarının her bir köşesinden acılar ve iniltiler geliyor. Ümmet, imamesi kopmuş tesbih taneleri gibi sağa sola savrulmuş. Rabbimden niyazım bu parçaları birleştirecek bir imameye en kısa zamanda kavuşmaktır. İslam âlemine barış, kardeşlik ve refahın geldiği gün gerçek anlamda bayramları idrak edeceğiz, hep birlikte.

** Ramazan ayının hangi özelliği sizi en çok etkiliyor? Neden?

Sabahtan akşama kadar oruç tutmak gerçekten çok etkileyici. İnsan diğer zamanlarda iradesine yenik düşüyor, bu ayda da irademiz, bize, insana yenik düşüyor. Büyük bir mu’cize bu.  Çarşıda, pazarda ramazan telaşı, alış-verişler.. Koltuklarının altındaa Kur’an-ı Kerim taşıyanlar mukabelelere iştirak etmek için cami ya da evlerin yolunu tutmaları.. Çocukların gözlerindeki ışıltılar.. Akşama doğru, şehir trafiğinin kilitlenmesi.. İftara yetişme aceleciliği.. Örneğin, sabahtan akşama kadar oruç görevini bitirdikten sonra, teravih namazları için camilere koşma. Yüzlerde gülümseme. Müslümanların birbirlerine sevgi ile bakması ve gönülden kucaklaşmaları. Ne muhteşem davranış biçimleri. Hele hele Kur’an’la yeniden buluşma. Lafızlar dilimizde tekrarlanırken, manalarının gönül tellerimizi titretmesi. İlahi mesajların hayatımıza davranış modelleri olarak yansıması. Kısaca ramazan ayının gündüzü ayrı bir güzel, gecesi ayrı bir güzel ve feyiz yumağı… Keşke hiç bitmese…Teşekkürler.

RÖPORTAJ- SAİT ÇELİK

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Ramazan Haberleri