Kimse kimseden faiz alamaz

Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve İslami İlimler Araştırma Vakfının birlikte organize ettiği Fıkhi Açıdan Finans ve Altın İşlemleri konulun tartışmalı ilim toplantıları dün yapılan

Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve İslami İlimler Araştırma Vakfı’nın birlikte organize ettiği Fıkhi Açıdan Finans ve Altın İşlemleri konulun tartışmalı ilim toplantıları dün yapılan oturumlarla tamamlandı.

 

 

Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saffet Köse’nin Oturum Başkanlığı’nı yaptığı, ‘Katılım Bankacılığı Uygulamalarında Alacak-Borç İlişkileri ve buna Bağlı Fıkhi Sorunlar’ konulu tebliği Doç. Dr. Hüseyin Esen sundu. Tebliğin müzakeresini ise İslam Hukukçusu Doç. Dr. Rahmi Yaran ve Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Acar yaptı.

Fıkıh kaynaklarında, alacaklı olan kişinin, alacağı zorla da olsa tahsil edebileceği söylendiğini ancak bu konuda ihtilafların bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Hüseyin Esen, bu konunun günümüzde hakimlere intikal ettirildiğini belirtti. Ebu Hanife’ye göre hakimin borçlunun malını satması ve bedelini alacaklıya vermesinin mümkün olduğunu belirten Hüseyin Esen, “Bu görüşlerin hiçbirinin faizle alakası yoktur. Borçlu yakın takibe alınabilir. Daha önce alınan rehinine, bugünkü tabiriyle ipoteğine el koyulabilir. Kefil varsa borçludan alınmadığında kefilden alınabilir. Ama kesinlikle fazla para alamaz” ifadelerini kullandı.

Enflasyon farkı için de 2 ayrı durum bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Esen, “Zamanında ödenen ve geciken ödemeler için farklı enflasyon uygulamaları vardır. Borç verirken altın, buğday gibi verip, geri alırken de aynı şekilde almak en doğru olanıdır. Bizim kanaatimize göre, bütün gecikmeli ödemelerde enflasyon farkı ödenmelidir. Ama bu kesinlikle faizle karıştırılmamalıdır” dedi. İkinci konunun ise borçluya para dışında cezaların verilmesi olduğuna işaret eden Esen, “Borcunu ödemeyenlerden para almak yerine ceza ve benzeri tedbirler de olmalıdır diyenler de bulunmaktadır. Günümüzde tüm kişi ve kurumlar işin ceza hukuku boyutunu bir kenara bırakıp sadece paraya odaklanmaktadır” diye konuştu.

Fıkhi yönden bakıldığında mazeretsiz olarak borcunu geciktirenlere de iki ayrı ceza bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Hüseyin Esen, “İlk ceza türü, darp, hapis, teşhir ki bunu bankalar kara liste adı altında zaten yapıyor, meslekten men etme, imamlık yapmasına izin vermeme gibi cezalar bulunmaktadır. İkincisi ise mali boyutudur. Devlet, faiz alamaz. Faizin her türlüsü yasaktır. Devlet mali bir ceza uygulayamaz” dedi.

Tebliğin ardından konuşan müzakerecilerden Doç. Dr. Rahmi Yaran, alacak borç ilişkileri ve buna bağlı fıkhi sorunların daha geniş bir platformda tartışılması gerektiğini belirtti.

Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Acar ise, “İnsanlar arasına para girdiği zaman insan ilişkileri değişiyor. Alacak veya verecek davalarının temelinde menfaat yatıyor. Borç alma ve verme konusunda fert, toplum ve devlet bağlamında analizler yapılmalıdır. Cezayı verecek olan kişinin de kim olduğu tartışılmalıdır. Faizli para yerine devlet teşviki yapılarak borçlunun borcunu ödemesi sağlanmalıdır” dedi. 2010 yılında yapılan bir araştırmaya göre insanların yüzde 6’sının borcunu ödeyemediğini ve devletin bu rakamın yüzde 10’a ulaşmaması için çaba sarf ettiğini dile getiren Acar, “Bu oran yüzde 10’a ulaştığı zaman para sirkülasyonu daha yavaş olacağı için sorunlar baş gösterecektir. Kriz yaşandığı zaman devlet borcu öteliyor. Ama bu ötelemede faiz alınmaması gerekiyor. Devletin bu konuda çalışması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Gündem Haberleri