Kendime Düşünceler

Kendime Düşünceler

Merhaba sevgili okurlar. Bugün biraz karamsar düşüncelerle buradayım. Ne yazıktır, gün geçmiyor ki gündemimizi elem verici şeyler meşgul etmiyor olsun. Güzel şeyleri konuşmak, yazmak, okumak dururken hep acı dolu içeriklere maruz kalıyoruz.

Malum olduğu üzere geçtiğimiz günlerde iki farklı şehrimizin okullarında gerçekleşen korkunç hadiseler millet olarak bizleri yine yasa boğdu. Yaşananları takip ederken, algıda seçicilik olsa gerek veya mesleğimiz icabı genellikle yaşananların medya ve iletişim boyutları benim dikkatimi çekmiştir. Dolayısıyla konunun diğer boyutlarını uzmanlarına bırakarak dikkatimi çeken şeyleri buradan aktarmak istedim.

İnsanlarımız yaşanan gelişmeleri geleneksel ve sosyal medya araçlarında takip etmeye çalıştı. Geleneksel medyamız yine bildiğiniz gibi nöbetçi ‘’uzman’’(!) kadrosuyla tüm sırları çözmeye çalışırken yine meseleyi saptırma ve komik duruma düşme eğilimindeydi. Bilgi ve iletişim çağında televizyon kanallarımızın, devasa bütçeli bu kurumların bu kadar basit, bu kadar sığ yayınları marifetmiş gibi yapabiliyor olmasına hayret ediyorum doğrusu. Öte yandan sosyal medya çok mu farklıydı? Dezenformasyonlar, yanlış bilgililer, lüzumlu lüzumsuz bir sürü yorum, alaycı ve umursamaz kitleler.... Kısacası al birini vur ötekine durumu.

Amerikalı sosyolog ve eğitimci Freda Adler bir çalışmasında; “Toplumsal hareketler bir anda ortaya çıkmaz; uzun süre görünmez biçimde gelişir.” der. Şöyle bir etrafımıza baktığımızda biz bu hale nasıl ve neden geldik diye soran kaç kişiyiz acaba? Vatandaşlık görevini yerine getiren tüm bireyler, namuslu ve onurlu insanlar olarak böyle çaresizlikleri hak ettik mi?

Ya da bir başka açıdan yaklaşacak olursak, bu ülkede uzun yıllardır hiç kimsenin sorumluluk üstlenerek, utanarak, ar ederek pişmanlık duyduğunu, istifa ettiğini, ceza çektiğini gördük mü? Neden olaylar hep yaşandıktan sonra bir takım günah keçileri ilan ediliyor ve gündem uyuşturulup herkes işine gücüne hiçbir şey yokmuşcasına devam edebiliyor? On binlerce insanımızın hayatını kaybettiği depremi hatırlayınız lütfen. Sorumluluk alarak istifa eden bir yetkili var mıydı o olaydan sonra mesela?

Bakınız üst üste iki gün iki farklı okulda hadise meydana geliyor, ana akım medya birbiriyle anlaşmalı gibi sanki olay sadece Kahramanmaraş’ta olmuş gibi bütün meseleyi orada inceliyor. Şanlıurfa’daki olay neden hemen unutuluverdi? Kendilerince bir takım suçlu ilan ediyorlar ve onları şeytanlaştırıyorlar. Evet bahsi geçen her şey sorumlu olabilir ama bunlar sorunlarımızı çözecek midir? Medya araçlarının bu süreçteki etkisi samimi bir şekilde mi ele alınıyor yoksa kapital kaygılar öncelenerek mi? Dijital ve sanal dünya ve ekranlar reyting ve gelir kaygılarıyla bu hallere gelmedi mi? Medya ve yayın organları sanki kendilerinin yayın hayatları boyunca öncelikleri insan mıydı ki bugün hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi konuşabiliyorlar? Hangi egemen kurum ‘’Önce İnsan’’ anlayışına sahip? Tüm öncelikleri kapital ve sisteme ayak uydurmak olan bu yayın araçları değil miydi? Dolayısıyla topyekun bir yıkımın eşiğindeysek, toplumun ve yönetici erkin tamamı sorumlu ve suçludur diye düşünüyorum.

Eğitim-öğretim ile ilgili de naçizane bir hususa değinmek isterim. Edebiyatımızın önemli isimlerinden düşünür ve eğitimci Nurettin Topçu’nun 1970 yılında yayınlanan ‘’Türkiye’nin Maarif Davası’’ kitabını pek çoğumuz biliriz, okumuşuzdur. Rahmetli bundan yarım asır önce eğitimin problemlerini bir bir anlatmıştır. Peki aradan onlarca yıl geçti, hükumetler, bakanlar, öğretmenler hep değişti, yenilendi. Gelinen noktada ileriye mi yoksa geriye mi gittik? Bu soruları çok yetkili eğitimcilerimiz, bürokratlarımız, siyasilerimiz acaba kendilerine soruyorlar mıdır? Kamuoyu önünde olmasa da kendi vicdanı karşısında ‘’acaba nerede hata yaptık?’’ diyorlar mıdır? Bunca yıldır konu sadece ideolojik kaygılara indirgendiği için asıl meseleyi kaçırmadık mı? Bu tür sorular çoğaltılabilir. Cevapları da kolaylıkla bulunabilir. Ama düğümü çözecek olan şey bunları kim-nasıl yapar-düzeltir sorularına cevap bulmaktır.

Üzgünüm ama birkaç gün daha bu meseleleri konuşur sonra unutur gideriz. Bizlere neleri unutturmadılar ki! En temel hasletlerimizden saygıyı, sevgiyi, şerefi, haysiyeti, insan onurunu bile unutmaya başladık toplum olarak. Evde kendimize, ailemize saygımız yok, apartmanda-mahallede komşuya saygımız yok, trafikte başkalarına saygımız yok, doğaya saygımız yok, ağaca, suya, havaya saygımız yok, ekmek alırken bile sırada başkalarının hakkına hukukuna saygımız yok ama sorsan hep suçlu başkaları. Şair İsmet Özel’in şiirinde dediği gibi; ‘’İnsanlar, hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır’’.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, her koldan saldırı altında olan yurdumuzda kendimizi, ailemizi ve toplumu muhafaza etmeye takatimizin sonuna kadar devam edeceğiz. İnanıyoruz ki, kötülük mutlaka hüsrana uğrayacaktır!

Filozof Roma İmparatoru olarak bilinen Marcus Aurelius’un şu sözüyle yazıyı noktalıyorum:

İnsanın çekileceği en güzel yer kendi içidir.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri