Anlamak, bilmekten daha büyüktür. Çok daha... Kapsamlı ve anlamlıdır. Nitekim kimin neyi neden yaptığını her zaman bildim, bir çırpıda ve ilk bakışta. Fakat hiç bir zaman anlamadım çünkü anlamakta hak vermek vardır biraz da.
Anlayacak kadar küçülmeden, daralmadan, öyle aşağılara düşmeden, onlara benzememeye calışarak yürüyorum ben de. Yolumda. Kendi yolumda, kulağımdaki kulaklıktan 'My way' i dinleyerek. Frank Sinatra'dan.
Sonunda anlayacağım, hak vereceğim hatta üstüne bir de hayran kalacağım bir gençle, yaşlıyla, erkekle ya da kadınla karşılaşmayı ne çok diliyor ve istiyorum oysa, Allah bilir. Bir beşerle... Zira bildiklerimin içinde hak vermeye değer olan hiç kimse olmadı. Hala olmadı. O 'kamil insan' var ise yani eğer, henüz karşıma çıkmadı. Hızır mıdır, kimdir artık... Henüz ve hala görmedim ben onu. Gördüysem de anlayıp tanıyamadım daha.
Bir kibrin veya kendini ayrı ya da farklı görüşün bir eseri değil, bahsettiklerim. Öyle görmeyi çok severler çunkü. Öyle yorumlamayı... Sürüden ayrı olmak, kendini üstün görüşün bir sonucu olabilir ancak, çoğuna göre. Hatta bizatihi bildiğim ama anlamadığım bir başka şey de budur, bakın. Koyundan başka bir canlı, sürüden olmaktan başka bir yaşama ihtimali yoktur, onlarca. Anlayamam bunu. Sürüden, kendilerinden olmayanı hemen tanıyıp; onları, ağza hemen geliveren, öyle basit ve aceleci birkaç popüler tanımla etiketleyip geçmek, melekeleşmiştir onlarda. Biliyorum, biliyorum... Fakat anlamıyor ve anlayacak kadar da düşmek istemiyorum. My way, ne güzel şarkı hem. Onu dinliyorum ben.
'Düşmek' dediğime takılır şimdi çoğunuz, onu da biliyorum. "Sen çok mu yukarıdasın ki, onları anlayınca 'düşmüş' olacaksın öyle?" Aşağı-yukarı... Bir diğerinin konumuna gore sıfatlandırılıp isimlendirilen değer, oran ve nispet içeren göreli kavramlar. Peki o halde, cevap vereyim. Ben evet, bir çoğuna göre aşağıda ama bir çoğunuza göre de yukarıdayım, doğrusu. Bildiklerim ama anlamadıklarıma 'göre' örneğin, oldukça yukarıdayım. Zira hesapların çoğu ucuz ve dudak kenarlarındaki sahte kıvrımların da çoğuna gözler eşlik etmiyor. Güzel, çekici ve lezzetli görünen iri bir fındık tanesini ısırdığınızda ağzınıza yayılan bayatlamış tat gibi tıpkı. "Keşke yemeseydim ve ağzımın tadını hiç bozmasaydım" dediğim fındıklar gibi gülüşleri var. Boş yere kalori alıp, onların yüzünden şişmanladığım fındıklar... Keşke hiç görmeseydim de bilmeseydim, dediğim yapay mimikler.
Neyse ki, anlamıyorum en azından. Buna memnunum. Anlayış, kavrayış ve idrak kavramları, çok daha ulvi ve yüce potansiyellere gebeyken; göksel manalara ağzını açık tutmuş ve iştahla bekleyen kutlu ve kutsal bir çanak iken; bunu, tüm o beşerî kaprislerle, saçmalıklarla ve ucuz hesaplarla doldurmamış ve doldurmuyor oluşuma seviniyorum. Biraz kasdî, çokça da kendiliğinden gelişen kutlu bir yardım sürecinin sayesinde.
Evet evet, ben sizi anlamıyor ve anlamak da istemiyorum. Çünkü hepinizi biliyorum. Kendi yolumda yürüyorum.