Kedi sonuçta

Ayşe Aslı Duruk

Bahçemde gezinen kediler var. 3 5 kedi. Saymadım ama öyle olmalı. Hava soğudukça da sayıları artıyor sanki. 4 ya da 6 tane diyelim bu yüzden.

Bir şekilde birbirleriyle ilişkileri ve iletişimleri olan kediler, bunların hepsi. Bir şekilde. Hani kavga da ediyorlar, oyun da oynuyorlar. Kedi işte. Tabi kavgalarını sormayın. Sinirli gırlamalar, vücutlarını yay gibi gerip bir anda üzerlerine atlamalar falan. İnanın çok stresli bir gerginlik yaşıyorum o anlarda. Belki açıkça korkuyorum da.

**

Bahçeye koyduğum yemek artıklarının, bazen aslan paylarının ve onlar için aldığım kuru mamaların da bu ziyaretlerde büyük etkisi var tabi. Biliyorum. Onları çağıran benim. Bir de her birisi kucağıma atlayıp okşanmak ve sevilmek istiyor. Kedi işte.

Fakat her birine karşı duygusal bir mesafe koydum araya. O mesafeyi yok edip tam bir bütünleşme haline terfi etmek içimden gelmiyor hiç. Ne yalan söyleyeyim…

**

Bir tanesi hariç. Diğerleriyle hiçbir iletişim ve ilişki kurmayan, hep yalnız gezen bir kedi var. Uzun tüylü ve güzel bir kedi bu. Onun yanında hiçbir zaman başka bir canlıya rastlamadım. Ne bir insana ne de başka bir kediye. Öyle cins bir kedi işte. Cins sözcüğünü, karakteri için kullandım, ‘gıcık’ anlamında. Bununla birlikte, tekir denilen standart bir sokak kedisine de benzemiyor gerçi. Upuzun ve yumuşacık tüyleri var demiştim ya, yani gerçek anlamda da cins galiba. Mesela bir evden falan kaçmıştır. Aslında bir ev kedisidir. Olabilir. Tüylerinden ziyade huyunun yumuşak olmasından dolayı ona kendimi daha yakın hissettim ama herhalde. Diğerleriyle araya koyduğum mesafeyi, bu yalnız ve asil kedi için hiç koymadım. Açtım kapımı. Şu anda mutfakta kıvrılmış uyuyor hatta. (Bahçe kapıları genelde mutfağa açılır) Kedi işte…

**

Dışarıda üşümeden rahat bir şekilde uyuyabiliyor oluşundan mı, yoksa, evden çıkan kapı ya da dolap açıp kapatma, adımlama ya da televizyondan gelen seslerin verdiği güven ve huzur hissinden dolayı mı bilmem, bu kedi evin içindeyken nasıl mutlu görünüyor bilemezsiniz! İşte onun tam da bu hali, kaçarak ya da kapı dışarı edilerek bir şekilde sokağa ‘düşmüş’ bir ev kedisi olduğunu düşündürdü bana. Yalnızca, asıl ait olduğu yere sonunda kavuşan bir canlının tadabileceği türden bir mutluluk içinde zira. Alelade değil. Fakat gözlerini kapatıp yumarken, kulakları da dimdik pozisyonda kalıyor bir yandan. Yeniyiz ne de olsa. Güvenmek, zaman alır. Benden emin değil ki. Ona zarar da verebilirim sonuçta, öyle değil mi? Bu yüzden tetikte olması lazım; kulaklarını havaya dikmesi. Kedi işte…

**

Bir de gururlu ki sormayın! Şöyle anlatayım: tuvalet ihtiyacı için eve bir düzen kurmuş değilim henüz. Kum ya da toprak gibi. Dedim ya çok yeniyiz, hemen daha bugünlerde eve almaya başladım onu. Bu yüzden bazen kucaklayıp bahçeye bırakıyorum kediciği. İşini halledip eve geri dönmesi için. Fakat evden dışarıya atıldı ya, saatlerce geri dönmüyor benim terk edilmiş mutfağıma. Geceleri de dışarıda soğukta uyuyor, neyine güveniyorsa. Kedi işte!

İlerleyen zaman, onun kumuyla toprağıyla eve tamamen yerleşmesine mi yol açar, yoksa, bizi birbirimizden uzaklaştırır mı, şu an bilemiyoruz. Fakat araya mesafe koymadığım nadir canlılardan birisi olmasının kıymetini bilir umarım. Kalmasını istiyorum. Kulaklarını bile dikmeyecek kadar güvensin bana, uyurken. Kış geldi. Dışarıda üşür. Kedi sonuçta…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.