Katılmıyorum

Sadık Küçükhemek
Hükümet, Kemalist, totaliter ve ideolojik bir idare sisteminden demokratik bir yapıya geçmek için yargı sisteminden başlayarak yeni düzenlemeler yapmaktadır. Bunun için yeni anayasa yapma hazırlığı içindedir. Milli Güvenlik Dersi’ni bunun için kaldırmıştır. Bazı çevreler, Din Dersi’nin de kaldırılmasının istiyor. Madem demokratikleşiyoruz; öyleyse din dersi de kalksın, diyorlar. Bazı çevreler de Diyanetin de kaldırılmasını istiyor. Din, devletin tekelinden kurtarılmalıdır, bu işi yerel yönetimler üslensin. Kiliselerin din okulları, bilim ve fen üniversiteleri vardır, diyorlar.
Tabi herkes görüşlerini söyleyecektir. Fikirlerin çarpışmasından hakikat doğar. Ancak sap ile samanı birbirine karıştırmamak lazım. Din Dersi ile Milli Güvenlik dersi aynı kefeye konur mu? Koyan çevreler, dinin insan için lüzumunu kavramayacak kadar iz’andan, bilgiden ve kavrayıştan yoksundur. Bu çevreler, öyle bir zihniyete sahip ki dinin okutulmasını, fert ve toplum hayatında yaşanmasını istememektedirler; hatta bunu duymak bile istememektedirler. Din dersinin ve diyanetin kaldırılmasını bu sebeple istemektedirler.
Muhafazakâr kesim de şöyle diyor: Efendim, katılıyorum, din dersinin dinle ilgisi yok, yurttaşlık bilgisinden ibarettir, Devlet, diyanet eliyle dini tekelinde tutmaktadır, öyleyse din dersi ve diyanet de kaldırılsın, demektedirler. Din dersi de kaldırılsın, Diyanet de kaldırılsın. Devlet, dinlerden elini çeksin tarafsız kalsın; bunlar pratikte olur mu olmaz mı hiç düşünülmüyor. Hâlihazırdaki devlet demokratik bir yapıya kavuşsa bile dinin ve diyanetin yerel yönetimler veya cemaatler eliyle devletin demokrat yapısına aykırı nasıl yürütülecek? Devlet buna müsaade eder mi? Din, idare demokratta olsa dini demokratlıkla nasıl bağdaştıracaksınız? Dinin kaynağı vahiydir, ideolojilerin kaynağı ise beşeridir. Biri varken diğeri olur mu? Aydınlık karanlık, adalet ve zulüm yan yana veya iç içe olur mu? Düşünün bakalım. Müslüman zihin bütünlüğü olmazsa durum böyle olur. Materyalistleri ve Alevileri anlıyoruz; bu kesim din mefhumunu duymak bile istemiyorlar, onlar dini vicdana hapsetmek suretiyle kendi dünya görüşlerinin ayakta kalacağının şuuru içerisindedir. Bu kesime bir şey demiyorum; onlar ideolojileri doğrultusunda vahiyle mücadele ediyorlar.
Muhafazakâr kesime ne oluyor da din dersi de kaldırılsın, diyanet de kaldırılsın, din ve diyanet yerel yönetimlere verilsin, diyorlar. Devlet bu haliyle yerel yönetimlere dinin olduğu gibi öğretilmesini ve diyanetin tarihteki misyonunu yürütmesini kabul eder mi? Bu yönde bir anayasa değişikliği olsa bile mümkün mü? Devleti idare eden insandır. İnsan hangi zihniyete sahipse onun iktidar olmasını ve dünyaya hükmetmesini ister. Hak ve batılın mücadelesinin manası budur.
 Devleti soyut bir varlık veya bir cisim olarak düşünemezsiniz. Yani devleti sadece insanın biyolojik ihtiyacını karşılayan bir aygıt olarak düşünmek yanlıştır. Devlet inandığı fikrin güçlüğüyle yaşar, Hıristiyan âlemi böyledir. Hıristiyanlar, reformu ve Rönesans’ı bunun için gerçekleştirmiştir. Reform, Hıristiyanlığın aslına dönmesi demektir. Reform gerçekleşince bilimin önü açılarak Rönesans gerçekleşmiş oldu. Yani reform gerçekleşerek dogmatik Hıristiyanlık anlayışı bilimin önünde set olmaktan çıkmıştır. Bu sebeple Hıristiyan âleminde kiliselerin din okulları yanında bilim ve fen üniversitelerinin olması normaldir. Batı da devlet bunun için vardır.
Muhafazakâr kesimin bizde de böyle olsun demesi, İslam dini ile Hıristiyanlık dinini aynı kefeye koymasından kaynaklanmaktadır. Laiklik Batı âleminin dininden, kültüründen kaynaklanmaktadır; dolayısıyla oraya has bir kavramın bizde de uygulanmasını halen istemek muhafazakâr kesimin zihin bütünlüğünün olmamasından kaynaklanmaktadır. Din Kültürü yurttaşlık dersinden ibarettir. Devlet dini diyanet yoluyla tekelinde tutmaktadır; buna katılıyorum; ama din dersinin ve diyanetin kaldırılarak dinin ve diyanetin yerel yönetimlere verilmesiyle bir sonuç alınacağına katılmıyorum; çünkü devlet ve yerel yönetimler ayrı bir aygıt değildir; bir vücut gibidirler, beyin ayrı telden, kol ve bacaklar ayrı telden çalmaz.
Din Kültürü dersi, yurttaşlık bilgisi dersi olmaktan çıkartılarak din dersi hüviyetine sokulmalı ve ders saati çoğaltılmalı ve Üniversite son sınıfına kadar teferruatlı bir şekilde okutulmalıdır. Diyanet de teşkilat kanununda bir değişiklik yapılarak tarihteki misyonuna kavuşturulmalıdır. 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.