1960’lı yılların başında Karapınar’da şiddetli rüzgâr nedeniyle 160 bin dekar gibi, arazinin önemli bölümünde toprak aşınarak kum hâline geldiği için ziraat yapılamaz olmuştu. “Rüzgâr erozyonu” adı verilen bu tabiat olayı yüzünden hayat âdeta felç olmuş, kumların rüzgârla bir yerden başka bir yere taşınmasıyla tepeler oluşmuş, toz bulutları yükselmeye başlamıştı. Şiddetli rüzgârın kaldırdığı toz bulutları kum fırtınasına dönüşerek yöre halkının canını ve malını tehdit eder duruma gelmiş, toz ve kum fırtınalarından kaynaklanan solunum yolu şikâyetleri artmış, ilçedeki dispanser şikâyetlere yetişemez hâle gelmişti. Toz bulutları öylesine artmıştı ki, Konya-Adana Karayolu trafiğe kapanmış, çocuklar okula gidememişti. Yaşam şartları bölge halkını yerleşim yerlerini terk ederek göçe zorlar, bir deyimle Karapınar’ı boşaltacak hâle getirmişti.
İlçenin civarındaki bazı köyler evlerin kapıları, avlu duvarları, ahır ve samanlıklar kum yığınlarıyla kaplandığı için terk edilmiş bir görüntüye bürünmüştü. Hayvanlar otlayamamış, bulundukları yerden dışarıya çıkamamış, insanlar ihtiyaçlarını temin etmekte, Konya’ya veya başka bir yere seyahatte güçlük çekmişti. Ülkemizde rüzgâr erozyonunun en fazla yaşandığı yer olan Karapınar ve çevresi, “Kum Çölü” hâline gelince 1962 yılında Toprak-Su Genel Müdürlüğü tarafından rüzgâr erozyonu ile mücadele amacıyla Konya Toprak-Su Müdürlüğü’nde çalışma başlatılarak, oluşturulan grubun başında da Ziraat Mühendisi Necdet Özdoğan görevlendirildi. Hazırlanan program dâhilinde ilk önce “Erozyon bölgesi” tel çitle çevrildi, sonra da kumların rüzgârla yer değiştirmesini durdurmak için sıra hâlinde kamış perdeler yerleştirildi. Bu sâyede kumlar giderek yeniden toprak hâlini almaya, bir bakıma erozyon yavaşlamaya başladı.
Uzun yıllar devam eden bu çalışmada yer yer artezyen kuyuları açılıp, havuzlar yapıldı ve arazinin bitki örtüsü meydana getirmek üzere fidanlar dikilerek sulandı. 1960’lı yılların ortasında erozyonla mücadele Başmühendisi Necdet Özdoğan, gelişmeleri yerinde tesbit etmeleri için basın mensuplarını erozyon sahasına götürmüştü. Arazinin göz alabildiğine kumla kaplı olduğunu, ancak kamış perdeler sâyesinde zemindeki yer değişiminin durduğunu, yer yer bol ağaçlarla yeşeren merkezlerin meydana gelmiş olduğunu görmüştük. Bu arada erozyonla mücadelede başarılı bir noktaya gelinmesi üzerine köylülerin minnettarlık nişanesi olarak “Özdoğan” soyadının her harfi sayısınca havuz yaptırdığını, kuyulardan çıkan suyun âdeta çöl ortasında “Vâha” görüntüsü kazandırdığını görmüştük. Kendisini erozyonla mücadeleye adayan Başmühendis Necdet Özdoğan, daha sonra senatör olarak görev yaptı.
Geçtiğimiz yıllarda Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü yapan hemşehrimiz Ali Altuntaş, erozyonla mücadelede merhum Necdet Özdoğan’ın yaptığı takdire değer hizmetleri Merhaba’da yer alan köşe yazımdan öğrendiğini belirterek teşekkür etmiş, merhumun adını ebedileştirmek için Köy Hizmetleri literatürüne alındığını bildirmişti.
Karapınar ve çevresi erozyon yüzünden bitki örtüsü yok denecek kadar azaldığından yeteri kadar yağış almıyordu. Bu gerçekten hareketle erozyonla mücadele çerçevesinde araziye dikilen binlerce ağacın bir kısmının susuzluk nedeniyle kuruduğu, ancak her şeye rağmen “Erozyonun simgesi” hâline gelen bazı ağaç ve çalıların toprakla ilgisi kalmamış, kökleri dışarıda olduğu hâlde yaşamak için mücadele ettiği bildiriliyor. Erozyonla mücadele konusunda dünyaya örnek model olan bu çalışma, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğüne bağlı Konya Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü tarafından 130 bin dekarlık alanda devam ettiriliyor. Koruma, kontrol, üretim ve araştırma çalışmaları sürdürülmesine rağmen tehlikenin henüz geçmediği, ilçenin güney batısında kumların akasyalar, iğdeler, çeşitli ağaçlar ve mera bitkilerinin altında halâ mevcut olduğuna dikkat çekiliyor. Türkiye’deki 465 bin 913 hektar rüzgâr erozyonu sahası olduğu, bunun yüzde 69.22’sinin Konya ili sınırları içinde bulunduğu kaydediliyor.
Erozyon tehlikesi Karapınar için tam anlamıyla giderilemediği hâlde, son yıllarda yeraltı sularındaki çekilme sebebiyle başta dünyanın nazar boncuğu tâbir edilen ve benzeri bulunmayan “Meke Gölü” olmak üzere, bazı göllerin kurumaya yüz tutmasının yanısıra, yer altı sularının kireç taşı tabakasını eritmesi ve çekilmesi sonucu “Obruk”, ya da “Düden” adı verilen geniş çukurlar meydana gelmeye başladı. İlk olarak Çumra civarında oluşan ve sebebi araştırılırken bu defa Karapınar’da rastlanan çukurların sayıları giderek artarken, hiçbir belirti göstermeden âni olarak oluşan çukurlar yüzünden çiftçilerin tarlalarında çalışırken korku yaşadıkları haber veriliyor. Binlerce yıllık köklü bir geçmişe sahip olan Karapınar; tarihî eserleri, gölleri, erozyonu ve son olarak oluşan Düden, ya da Obrukları ile ilgi çekiyor.