Bu günlerde bilmiyorum, kafası karışık ve zihni bulanık olmayan var mı? Bu şartlarda ve bu ortamda var olacağını hiç zannetmiyorum. Başkalarının durumunu düşünecek halim ve zamanım yok, ama şahsen benim kafam karışık ve aklım dolaşık. İçmeden sarhoş olanlar, konuşmadan geveze durumuna düşenler, çalışmadan yorulanlar, terlemeden susayanlar ve koşmadan düşenler gibiyim.
Türkiye'nin sosyal ve siyasal gündemini yakından takip edenlerin ve olaylara derinden ilgi duyanların düşüncelerinin karışık, dikkatlerinin dağınık, zihinlerinin bulanık ve bakışlarının sisli olmaması mümkün mü?
Dışa dönük, ufku açık, kulağı delik ve merak hissi yüksek bir kimsenin böyle olması normaldir. Bu uyanıklığa sahip bir insanın olup bitenlere kulağını tıkaması, çarpık ve yıkık görüntülere gözlerini kapaması, dünyada ve ülkemizde olup bitenlere ilgi duymaması anormaldir.
Bu beklenmedik olaylar ve hızlı gelişmeler neticesinde kafaların karışık olmaması, görüş ufkunun daralmaması ve bakışlarının kararmaması gündeme ayak uyduramamak anlamına gelmez mi?
Ulusal gündemi belirleyenler uyanık, tecrübeli ve dinamik olacak, belirlenen gündemi takip etmek durumunda kalanlar uyanık ve dinamik olmayacaklar. Plân ve düşünce böyle.
Her şeyden önce kafamız ayık, mantığımız yerinde ve şuurumuz açık iken şu hususu bilmemiz ve düşünmemiz gerekir:
Farkındasınız ama ben yine de hatırlatayım ki bu medya bizi kullanıyor, lâkin bilgilendirmiyor; istismar ediyor, lâkin aydınlatmıyor, menfaati bizden sağlıyor, lâkin bizi önemsemiyor ve her şeyi bizim adımıza yaptığını yazıp çiziyor, lâkin bizim düşünce ve görüşlerimize değer vermiyor.
Kafamızı karıştıran, zihnimizi bulandıran, düşüncemize ve yeteneğimize sınır koyan, hayal gücümüzü daraltan ve geçmişi ders alacak şekilde hatırlamamıza fırsat vermeyen yalnızca, gündemde yer alması ve uzun süre kalması sağlanan olaylar değil. Öyle zannediliyor ama işin gerçeği öyle değil. Esas bizi (medyanın hedef kitlesini) etkileyen, olaylarla bizim aramıza kurnazca giren, olayların bir türlü peşini bırakmayan ve istediği şekilde yönlendiren medya.
Medya, haberleri yorumlayarak ve abartarak veriyor. Yorumlu ve abartılmış haberleri okuyanlar veya dinleyenler tarafsız kalamıyorlar ve sakin olamıyorlar. Bunun en son örneği Ergenekon soruşturmasının 10. dalgası. Yeni göz altılar, tutuklamalar, serbest bırakmalar ve toprak altından çıkarılan suikast silahları. Medya bu haberleri öylesine abartıyor ve büyütüyor ki hiç ilgisi olmayan insanlar bile kendilerinden şüphelenir ve üst düzey bürokratlar görevlerinden kaçacak ve yapacakları işlerden korkacak hale geliyorlar.
Konu yargıya intikal ettiği için bu olup bitenler bizi fazla ilgilendirmiyor veya belli bir düzeyde ilgilendiriyor. Medyayı da olaylar, okuyucuya veya dinleyiciye abartarak aktardıkları ve anlattıkları çapta ve güçte ilgilendirmiyor. Hele hele üniversite hocalarını, araştırmacıları, gazetelerin köşe yazarlarını ve televizyon muhabirlerini kamuyu etkileyecek, yorum yapacak ve kanaat belirleyecek tarzda hiç ilgilendirmiyor. Siyasilerin görüşlerini ortaya koyacak şekilde nutuk atmalarına ve mahalli seçimlere yatırım malzemesi olacak tarzda konuyu saptırmalarına hiç ihtiyaç ve lüzum yok.
Yalnızca güvenlik güçlerini, savcıları ve hakimleri ve tek kelimeyle yargıyı ilgilendiren önemli bir konuda sorumluluğu olmayanlardan bu kadar çapraşık ses çıkınca kafalar ister istemez karışıyor, yargıya güven azalmıyor ama yargı güç durumda kalıyor. İlgisi olan olmayan, sorumluluğu bulunan bulunmayan, aklı eren ermeyen herkes bu konuyla ilgilenir hale getiriliyor. Diğer işler ve hizmetler adeta durur hale geliyor. Ülkemize hiçbir fayda sağlamayacak tarzda bir yaygara kumkuması çalışıyor. Bunu da kim yapıyor? Cümle alem görüyor ve biliyor ki; medya.
Son günlerde televizyon ekranlarına bakmaktan ve gazete sayfalarına göz atmaktan sıkıldığımızı ve hatta televizyonların düğmesini çeviremez, gazete sayfalarına bakamaz hale geldiğimizi toplum olarak şu gazete patronlarına bir hissettirebilsek. Kadınların göz yaşlarından ve dayaktan morarmış gözlerinden başka sermayesi, Türk lehçelerini çarpık çurpuk hale getirmekten başka marifeti olmayan yerli dizilere ekranlarımızı kapattığımız gibi, yorumlu ve abartılı haberlere de kapatırsak hiç şaşmayın.
Medya elbette toplumu bilgilendirme ve aydınlatma görevini yerine getirecek. Buna da büyük ihtiyaç var. Yalnız bizi, varlık sebepleri ve çıkar kapılarını istismar ederek, korkutarak, telaşa sokarak, endişeye sevk ederek, devletimizin kurumlarını yıpratarak ve itibarını sarsarak değil. Devlet ve millet kaynaşmasını önleyerek hiç değil.
Türkiye'nin sosyal ve siyasal gündemini yakından takip edenlerin ve olaylara derinden ilgi duyanların düşüncelerinin karışık, dikkatlerinin dağınık, zihinlerinin bulanık ve bakışlarının sisli olmaması mümkün mü?
Dışa dönük, ufku açık, kulağı delik ve merak hissi yüksek bir kimsenin böyle olması normaldir. Bu uyanıklığa sahip bir insanın olup bitenlere kulağını tıkaması, çarpık ve yıkık görüntülere gözlerini kapaması, dünyada ve ülkemizde olup bitenlere ilgi duymaması anormaldir.
Bu beklenmedik olaylar ve hızlı gelişmeler neticesinde kafaların karışık olmaması, görüş ufkunun daralmaması ve bakışlarının kararmaması gündeme ayak uyduramamak anlamına gelmez mi?
Ulusal gündemi belirleyenler uyanık, tecrübeli ve dinamik olacak, belirlenen gündemi takip etmek durumunda kalanlar uyanık ve dinamik olmayacaklar. Plân ve düşünce böyle.
Her şeyden önce kafamız ayık, mantığımız yerinde ve şuurumuz açık iken şu hususu bilmemiz ve düşünmemiz gerekir:
Farkındasınız ama ben yine de hatırlatayım ki bu medya bizi kullanıyor, lâkin bilgilendirmiyor; istismar ediyor, lâkin aydınlatmıyor, menfaati bizden sağlıyor, lâkin bizi önemsemiyor ve her şeyi bizim adımıza yaptığını yazıp çiziyor, lâkin bizim düşünce ve görüşlerimize değer vermiyor.
Kafamızı karıştıran, zihnimizi bulandıran, düşüncemize ve yeteneğimize sınır koyan, hayal gücümüzü daraltan ve geçmişi ders alacak şekilde hatırlamamıza fırsat vermeyen yalnızca, gündemde yer alması ve uzun süre kalması sağlanan olaylar değil. Öyle zannediliyor ama işin gerçeği öyle değil. Esas bizi (medyanın hedef kitlesini) etkileyen, olaylarla bizim aramıza kurnazca giren, olayların bir türlü peşini bırakmayan ve istediği şekilde yönlendiren medya.
Medya, haberleri yorumlayarak ve abartarak veriyor. Yorumlu ve abartılmış haberleri okuyanlar veya dinleyenler tarafsız kalamıyorlar ve sakin olamıyorlar. Bunun en son örneği Ergenekon soruşturmasının 10. dalgası. Yeni göz altılar, tutuklamalar, serbest bırakmalar ve toprak altından çıkarılan suikast silahları. Medya bu haberleri öylesine abartıyor ve büyütüyor ki hiç ilgisi olmayan insanlar bile kendilerinden şüphelenir ve üst düzey bürokratlar görevlerinden kaçacak ve yapacakları işlerden korkacak hale geliyorlar.
Konu yargıya intikal ettiği için bu olup bitenler bizi fazla ilgilendirmiyor veya belli bir düzeyde ilgilendiriyor. Medyayı da olaylar, okuyucuya veya dinleyiciye abartarak aktardıkları ve anlattıkları çapta ve güçte ilgilendirmiyor. Hele hele üniversite hocalarını, araştırmacıları, gazetelerin köşe yazarlarını ve televizyon muhabirlerini kamuyu etkileyecek, yorum yapacak ve kanaat belirleyecek tarzda hiç ilgilendirmiyor. Siyasilerin görüşlerini ortaya koyacak şekilde nutuk atmalarına ve mahalli seçimlere yatırım malzemesi olacak tarzda konuyu saptırmalarına hiç ihtiyaç ve lüzum yok.
Yalnızca güvenlik güçlerini, savcıları ve hakimleri ve tek kelimeyle yargıyı ilgilendiren önemli bir konuda sorumluluğu olmayanlardan bu kadar çapraşık ses çıkınca kafalar ister istemez karışıyor, yargıya güven azalmıyor ama yargı güç durumda kalıyor. İlgisi olan olmayan, sorumluluğu bulunan bulunmayan, aklı eren ermeyen herkes bu konuyla ilgilenir hale getiriliyor. Diğer işler ve hizmetler adeta durur hale geliyor. Ülkemize hiçbir fayda sağlamayacak tarzda bir yaygara kumkuması çalışıyor. Bunu da kim yapıyor? Cümle alem görüyor ve biliyor ki; medya.
Son günlerde televizyon ekranlarına bakmaktan ve gazete sayfalarına göz atmaktan sıkıldığımızı ve hatta televizyonların düğmesini çeviremez, gazete sayfalarına bakamaz hale geldiğimizi toplum olarak şu gazete patronlarına bir hissettirebilsek. Kadınların göz yaşlarından ve dayaktan morarmış gözlerinden başka sermayesi, Türk lehçelerini çarpık çurpuk hale getirmekten başka marifeti olmayan yerli dizilere ekranlarımızı kapattığımız gibi, yorumlu ve abartılı haberlere de kapatırsak hiç şaşmayın.
Medya elbette toplumu bilgilendirme ve aydınlatma görevini yerine getirecek. Buna da büyük ihtiyaç var. Yalnız bizi, varlık sebepleri ve çıkar kapılarını istismar ederek, korkutarak, telaşa sokarak, endişeye sevk ederek, devletimizin kurumlarını yıpratarak ve itibarını sarsarak değil. Devlet ve millet kaynaşmasını önleyerek hiç değil.