Belki de evet, yıkılmak gerekir. Yıkılmadan, kazılıp karılmadan, hazinelerimiz ortaya çıkmaz. Mevlana öyle demiş: ‘Nerede bir yıkık yer varsa orada bir definenin varlığı umulur. Ne diye marifet definesini yıkık gönülde aramazsın? Gönül gamla Peygamberleşti mi, gönle Cebrail iner, düşünce yüzlerce İsa’ya gebe kalır Meryem gibi.’
Demek marifet için gam gerek, yıkık gönül gerek. Gamsızlık gevezeliktir. Gamı kederi olmayan derinden değil, dudaktan konuşur. Duasız konuşur.
Peki, gam keder illa ki lazım mıdır? Kader var, niye üzülürüz ki demiş Hasan-ı Basri. ‘Kadere iman eden bir kişinin üzülmesine şaşarım.’ Ama söz devam ediyor; ‘Ölüme iman eden bir kimsenin sevinmesine hayret ederim. Dünyayı ve onun, ehline karşı değişkenliğini bilen kimsenin de huzur bulmasına şaşarım…’
‘Müslüman depresyona girmez, o strese girmez. Müslüman’ın hafakanları olur. O da dünyanın derdi için olur.’ Gam keder kendi darlığımızda ortaya çıkmaz zaten. Kendimiz içinsek stresimiz olur, depresyonlar olur. Kendimiz içinsek yüzeyselizdir, azıcığızdır. Define bulamaz kimse bizde…
Kader varsa La Tahzen/Üzülme! diyor Mevlana. Üzülme, ‘güvendiğin dağlarına kar yağmışsa ovalarında güller çiçekler yeşerecek demektir.’
Kader varsa üzülme! Sen yürü arkandan gelseler de gelmeseler de fark etmez. Bu senin davan değil ki, benim deyip büyüklenme, aczini bil! Senin işin yürümek, derin bir gamla yürümek, ızdırapla inlemek… ‘dağları başlarına geçireyim, yeter ki sen iste’ teklifine; ‘Allah’ım kahretme, belki ilerde içlerinden iman eden olur’ merhametinde olmak. Her türlü sövgüye dövgüye karşı, kalbini paralayacak sözlere karşı; ‘sövene elsiz, dövene dilsiz ve derviş gönülsüz’ diyebilmek… Nezaketi, zarafeti, merhameti yoldaş kabul etmek. Sevgi yüklü olmak, nefreti silmek lügatinden.
Kader varsa üzülme! Sen, sana denileni yap. Senin davan, derdin, sana emredileni yapmak. Senin sana denilene gücün yeter. Kalpleri evirip çeviren Bir’i var. ‘Niye kendini bu kadar kahrediyorsun, senin buna gücün yetmez ki!’
‘Bu yol uzundur, derin sular var, geçidi zor’ bir yol. Ama bu yolun sahibine zor yok. En olmazları olduran O. Sen O’na gönül ver, gönlünü O’na bırak. Acıyacak elbet, gülistana dikenli yollardan gidilir.
Kader varsa üzülme! Ki kader var. Ama karıştırma, kadercilik yok. Beklemek yok yani, yürümek var. Tembellik yok, tevekkül var. Çalışmak, didinmek ve dilemek var ve razı olmak var. Kim bilir, ‘Şer bildiğinde hayır vardır belki, hayır zannettiğinde de şer olabilir.’
“Hak şerleri hayr eyler/ Zannetme ki gayr eyler / Arif anı seyreyler / Mevla görelim neyler / Neylerse güzel eyler.
Deme şu niçin şöyle / Yerincedir o öyle / Bak sonuna sabreyle / Mevla görelim neyler / Neylerse güzel eyler.” (marifetname)
Kader var, üzülme, ama ölüm de var, sevinme. Korkun olsun korkun varsa ötede korkusuz olursun. Haddini bil ki korkun olsun. Acın da olsun, acını sev, acın yoksa eksiksin. Acın yoksa ruhunu kara haramiler sarmış demektir. Acın yoksa sahte mutluluklarla aldanıyorsun demektir.
Ama acı arama, derdin mutluluk olsun. Mutluluğu ara, güzeli ara. Sonsuza giden mutluluğu yani. O yol sana her şeyi tattıracaktır zaten. En tatlı acıyı da, aczini bilen korkuyu da…
Kader varsa, üzülme. Ki o var. O zaman haddini de aczini de bil! Gamını kederini, kaderin rüzgârına bırak. O seni güzel bir yere oturtacaktır.
Selam ve dua ile…