Alman ZDF televizyonu’nda Thomas Gottschik’in sunduğu canlı olarak yayınlanan “Bahse var mısın?” adlı yarışma programına katılmak üzere başvuruda bulunan İsviçreli Michael Sauser, 188 ülkenin ulusal marşını notasıyla birlikte söyleyebileceğini iddia etti. Yarışma isteği kabul edildi ve yarışma günü jürinin kur’a ile belirleyeceği beş ülkenin ulusal marşını okuması kararlaştırıldı. Programın yayınlanacağı gün jüri sırasıyla marşları okunacak ülkeleri Çin, Mısır, Tayland, Bosna Hersek ve Türkiye olarak belirledi.
Michael Sauser, ilk dört ülkenin marşını başarıyla okuyunca, jüri yeterli görerek yarışmayı kazandığını, bu sebeple Türkiye’nin İstiklâl Marşı’nı okumasına gerek olmadığını bildirdi, ancak Michael Sauser “Hayır, mademki Türk ulusal marşını da seçtiğiniz için, onu da okumak istiyorum” cevabını vererek, jürinin kararına karşı çıktı. Bunun üzerine jüri ve program yapımcısı Thomas Gottschik, yarışmacının isteğini kabul etmek zorunda kaldı. Orkestra hazırlanıp, Sauser salona dönünce, “Türk ulusal marşı ayakta dinlenir, bunun için ayağa kalkmanızı rica ediyorum” dedi ve salonda olanlar şaşkınlık içinde Michael Sauser’in ricasını yerine getirdi. İsviçreli yarışmacı güzel bir aksan (Söyleme tarzı, şive) ile Türkiye ulusal marşını milyonlarca ZDF izleyicisinin karşısında muhteşem bir şekilde okudu. (Medyadan)
Yıllar önce de Hollandalı bir genç 10 kıt’adan oluşan İstiklâl Marşımızı ezbere okumuştu. Geçen hafta Cuma günü İstiklâl Marşının Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilişinin 89. yıldönümü nedeniyle yurdun çeşitli yerlerinde düzenlenen törenlerde günün anlamını belirten konuşmalar yapılarak, İstiklâl Marşı’nı güzel okuyanlar ödüllendirildi. Bu arada ilkokula bile gitmeyen, henüz 4 yaşında bir kız çocuğunun da ezber okuması duygulu anlar yaşanmasına yol açtı. Hatırlanacağı gibi, geçen yıl Ankara’daki bir törende de yine küçük bir kızın İstiklâl Marşı’nı ezbere okurken ortaya koyduğu heyecan sebebiyle dinleyenlerin gözlerini yaşartıp, âdeta tüylerini diken diken edişini hatırlayacaksınız. Oldum olası “Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzel al sancak” sözlerini duymaya başlasam tarifi güç duygular içinde olurum.
Yukarıda görüldüğü gibi, İsviçreli Michael Sauser’in ülkemizi ziyaret ettiği ve İstiklâl Marşımızın ayakta söylendiğini gördüğü, bu nedenle yarışma sırasında stüdyosundaki izleyicileri saygı ifadesi olarak ayağa kalkmaya davet ettiği anlaşılıyor. Şüphesiz ülkelerin ulusal marşları o ülkenin insanları için aynı ölçüde saygıya değer, mukaddes, mübarek ve duygu yüklüdür. Bu sebepledir ki, uluslar arası karşılaşmalardan önce ülkemizde futbol, basketbol ve voleybol oynayıp, atletizm yapan Brezilya, Şili, Uruguay, Fransız, Hollanda, Nijerya, Kolombiya, İspanyol, Alman, İsrail, Kore, Mısır, Kongo, Amerika, Arjantin, Rusya ve daha birçok ülkeye mensup sporcuların müsabakalardan önce İstiklâl Marşımız söylenirken, sağ ellerini kalplerinin üzerine koyarak saygı gösterdikleri, artık Türk vatandaşı olan Brezilyalı Mehmet Aurelio’nun millî maçlarda marşımızı söylemeye çalıştığı görülüyor. Buna karşılık bazı Türk sporcuların ne yazık ki İstiklâl Marşının sözlerini bile bilmedikleri farkediliyor. Öte yandan seyircilerin içinden az da olsa İstiklâl Marşı çalınıp, söylenirken kelimenin tam manâsıyla saygısız davranarak gürültü ve şamata çıkarıp, ıslık çalanların çıktığına şâhit oluyoruz. Hatırlanacağı gibi, yıllar önce Konyaspor formasını giyen bir futbolcu da bilinçli olarak İstiklâl Marşımızı söylemediği gibi, seremoni sırasında elleri arkada umursamaz şekilde durmakta israr edişi resimli olarak defalarca medyaya yansıdığı hâlde ne yazık ki yöneticilerden hiçbir uyarı almamıştı. Oysa, asker bir millet olan Türklerin İstiklâl Marşı’nı söylerken ve dinlerken “Hazırol” vaziyetinde, elleri 2 yanına yapışık bulunması, meselâ otururken değil ayakta, bacaklarını 2 yana açarak değil, bitişik olarak durması gerekirdi.
Buraya kadar işaret ettiklerimiz, bu cennet vatanın bağımsızlık tapusu, duygularımızın dünyaya yansıması olan İstiklâl Marşımıza karşı fert olarak büyük saygı göstermemiz yakışır. Hâl böyle iken, bazı şehirlerde maçın başlaması için sabırsızlık tezahürü olarak kabul edilen ıslıklamanın da ötesine taşınan saygısızlığın son örneği tatil edilen Diyarbakır-Bursaspor Süper Lig maçından önce meydana geldi. Her zamanki gibi banttan İstiklâl Marşı çalınırken seyircilerin sâdece ıslık çalmakla kalmayıp, yuh çektikleri basına yansıdı. Başlama düdüğü ile birlikte sahaya yabancı madde yağdırıp, yan hakemin başına taş atarak müsabakanın 18. dakikada tatil edilmesine sebep olan bir kısım insanlar böylece şehirlerinin temsilcisi Diyarbakırspor’a ağır darbe indirmiş oldular. Diyarbakır’da yıllardan beri meydana gelen toplumsal olayların sosyal hayatı olumsuz etkilememesi, halkın dikkatinin başka yöne çekilmesi amacıyla, seyirci bulamayacağı bilindiği hâlde opera ve bale binası yaptırılmış, gece kulüpleri açılması yoluna gidilerek, birkaç genç kız ve erkeğin dans edişi ekranlara yansıtılarak, “Diyarbakır’da artık yaşantı değişti” havası verilmeye çalışılmış, yeşil kırmızılı futbol takımının lig’de kalmasına bel bağlanmıştı.
Maalesef alınan önlemlere rağmen Diyarbakır’da durum değişmediği gibi, deplâsman maçlarında terör örgütü yanlısı protestoya lâyık görülen futbol takımının geleceği de parlak değil. Üstüne üstlük İstiklâl Marşı’nın ıslıklanıp, “Yuh” seslerinin yükselmesi bu şehire duyulan sempatinin giderek azalmasına sebep oldu. Aklı selim kimselerin asla tasvip etmediklerine inandığımız bu tür bir davranıştan ne gibi bir fayda umulduğunu anlamak mümkün değil.
Michael Sauser, ilk dört ülkenin marşını başarıyla okuyunca, jüri yeterli görerek yarışmayı kazandığını, bu sebeple Türkiye’nin İstiklâl Marşı’nı okumasına gerek olmadığını bildirdi, ancak Michael Sauser “Hayır, mademki Türk ulusal marşını da seçtiğiniz için, onu da okumak istiyorum” cevabını vererek, jürinin kararına karşı çıktı. Bunun üzerine jüri ve program yapımcısı Thomas Gottschik, yarışmacının isteğini kabul etmek zorunda kaldı. Orkestra hazırlanıp, Sauser salona dönünce, “Türk ulusal marşı ayakta dinlenir, bunun için ayağa kalkmanızı rica ediyorum” dedi ve salonda olanlar şaşkınlık içinde Michael Sauser’in ricasını yerine getirdi. İsviçreli yarışmacı güzel bir aksan (Söyleme tarzı, şive) ile Türkiye ulusal marşını milyonlarca ZDF izleyicisinin karşısında muhteşem bir şekilde okudu. (Medyadan)
Yıllar önce de Hollandalı bir genç 10 kıt’adan oluşan İstiklâl Marşımızı ezbere okumuştu. Geçen hafta Cuma günü İstiklâl Marşının Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilişinin 89. yıldönümü nedeniyle yurdun çeşitli yerlerinde düzenlenen törenlerde günün anlamını belirten konuşmalar yapılarak, İstiklâl Marşı’nı güzel okuyanlar ödüllendirildi. Bu arada ilkokula bile gitmeyen, henüz 4 yaşında bir kız çocuğunun da ezber okuması duygulu anlar yaşanmasına yol açtı. Hatırlanacağı gibi, geçen yıl Ankara’daki bir törende de yine küçük bir kızın İstiklâl Marşı’nı ezbere okurken ortaya koyduğu heyecan sebebiyle dinleyenlerin gözlerini yaşartıp, âdeta tüylerini diken diken edişini hatırlayacaksınız. Oldum olası “Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzel al sancak” sözlerini duymaya başlasam tarifi güç duygular içinde olurum.
Yukarıda görüldüğü gibi, İsviçreli Michael Sauser’in ülkemizi ziyaret ettiği ve İstiklâl Marşımızın ayakta söylendiğini gördüğü, bu nedenle yarışma sırasında stüdyosundaki izleyicileri saygı ifadesi olarak ayağa kalkmaya davet ettiği anlaşılıyor. Şüphesiz ülkelerin ulusal marşları o ülkenin insanları için aynı ölçüde saygıya değer, mukaddes, mübarek ve duygu yüklüdür. Bu sebepledir ki, uluslar arası karşılaşmalardan önce ülkemizde futbol, basketbol ve voleybol oynayıp, atletizm yapan Brezilya, Şili, Uruguay, Fransız, Hollanda, Nijerya, Kolombiya, İspanyol, Alman, İsrail, Kore, Mısır, Kongo, Amerika, Arjantin, Rusya ve daha birçok ülkeye mensup sporcuların müsabakalardan önce İstiklâl Marşımız söylenirken, sağ ellerini kalplerinin üzerine koyarak saygı gösterdikleri, artık Türk vatandaşı olan Brezilyalı Mehmet Aurelio’nun millî maçlarda marşımızı söylemeye çalıştığı görülüyor. Buna karşılık bazı Türk sporcuların ne yazık ki İstiklâl Marşının sözlerini bile bilmedikleri farkediliyor. Öte yandan seyircilerin içinden az da olsa İstiklâl Marşı çalınıp, söylenirken kelimenin tam manâsıyla saygısız davranarak gürültü ve şamata çıkarıp, ıslık çalanların çıktığına şâhit oluyoruz. Hatırlanacağı gibi, yıllar önce Konyaspor formasını giyen bir futbolcu da bilinçli olarak İstiklâl Marşımızı söylemediği gibi, seremoni sırasında elleri arkada umursamaz şekilde durmakta israr edişi resimli olarak defalarca medyaya yansıdığı hâlde ne yazık ki yöneticilerden hiçbir uyarı almamıştı. Oysa, asker bir millet olan Türklerin İstiklâl Marşı’nı söylerken ve dinlerken “Hazırol” vaziyetinde, elleri 2 yanına yapışık bulunması, meselâ otururken değil ayakta, bacaklarını 2 yana açarak değil, bitişik olarak durması gerekirdi.
Buraya kadar işaret ettiklerimiz, bu cennet vatanın bağımsızlık tapusu, duygularımızın dünyaya yansıması olan İstiklâl Marşımıza karşı fert olarak büyük saygı göstermemiz yakışır. Hâl böyle iken, bazı şehirlerde maçın başlaması için sabırsızlık tezahürü olarak kabul edilen ıslıklamanın da ötesine taşınan saygısızlığın son örneği tatil edilen Diyarbakır-Bursaspor Süper Lig maçından önce meydana geldi. Her zamanki gibi banttan İstiklâl Marşı çalınırken seyircilerin sâdece ıslık çalmakla kalmayıp, yuh çektikleri basına yansıdı. Başlama düdüğü ile birlikte sahaya yabancı madde yağdırıp, yan hakemin başına taş atarak müsabakanın 18. dakikada tatil edilmesine sebep olan bir kısım insanlar böylece şehirlerinin temsilcisi Diyarbakırspor’a ağır darbe indirmiş oldular. Diyarbakır’da yıllardan beri meydana gelen toplumsal olayların sosyal hayatı olumsuz etkilememesi, halkın dikkatinin başka yöne çekilmesi amacıyla, seyirci bulamayacağı bilindiği hâlde opera ve bale binası yaptırılmış, gece kulüpleri açılması yoluna gidilerek, birkaç genç kız ve erkeğin dans edişi ekranlara yansıtılarak, “Diyarbakır’da artık yaşantı değişti” havası verilmeye çalışılmış, yeşil kırmızılı futbol takımının lig’de kalmasına bel bağlanmıştı.
Maalesef alınan önlemlere rağmen Diyarbakır’da durum değişmediği gibi, deplâsman maçlarında terör örgütü yanlısı protestoya lâyık görülen futbol takımının geleceği de parlak değil. Üstüne üstlük İstiklâl Marşı’nın ıslıklanıp, “Yuh” seslerinin yükselmesi bu şehire duyulan sempatinin giderek azalmasına sebep oldu. Aklı selim kimselerin asla tasvip etmediklerine inandığımız bu tür bir davranıştan ne gibi bir fayda umulduğunu anlamak mümkün değil.