İnsanların istikameti, yaptıkları ve sözleri birbirine uyunca değer kazanır. Onun için okunacak kitapların yazarlarının halleri çok önemlidir. Ameli salih olmayan kişilerin yazdığı eserlerde insanlar üzerinde etki bırakmaz.
Peygamberimiz (sav) buyurdular ki ; “ Dininizi öğrenirken, sağlam insanlardan öğrenin “ diye emir buyurmuşlardır. İstikameti anlamak için, İslam tarihinde yaşanmış birçok olaylar vardır.
Hz. Ebu Bekir (ra) halife seçilince, ilk hutbesinde, kıyamete kadar gelecek bütün idarecilere örnek olmak üzere, bir istikamet ölçüsü verdi. Buyurdular ki; “ Ey insanlar, en hayırlınız olmadığım halde, sizin başınıza halife seçilmiş bulunuyorum. Şayet vazifemi hakkıyla yaparsam, bana yardım ediniz. Yanlış yaparsam, bana doğru yolu gösteriniz.” Devamla “ Ben, Allah (cc) ve Resulüne itaat ettikçe, siz de bana itaat ediniz. Eğer itaat etmezsem, sizin de bana itaatiniz lazım değildir.
Sahabi Misver B. Mahreme (ra) anlatıyor; “ Hz. Ömer (ra) hançerlendi, evinde üzerini örtmüşler baygın yatıyordu ve uyanmıyordu, sordum durumu nasıl, baygın yatıyor, sordum namaza çağırdınız mı?, eğer hayatta ise onu ancak namaz uyandırır. Namaza çağırın dedim. Namaz diye söylenince hemen ayıldı ve sordu namaz kılındı mı? Kılındı denince öyle mi vallahi namazı terk edenin, İslam’da nasibi yoktur dedi. Kalktı yarasından kanlar akarken namazını kıldı.
Mahmud Sami Ramazanoğlu (ra) üstadımız bir sohbetinde; “ Bir mümin, her halükarda kulluk istikametini korumalıdır. Şöyle bir benzetme yaptı: Mümin dağ gibi müstakim olmalıdır. Çünkü dağın 4 alameti vardır; Sıcaktan erimez, Soğuktan donmaz, Rüzgârdan devrilmez, Sel alıp götüremez.
İstikamet sahibi âlimlerimizden bazıları şöyle demiştir; “ Hiçbir amelime güvenmiyorum, ancak Allah (cc) düşmanlarına düşman olmama, Allah (cc) dostlarına dost olmaya güveniyorum.”
İmam Azam Ebu Hanife (ra) hz. leri buyurdular ki; “Eğer hakikatleri doğru bilmezsen, kime buğz edeceğini, kime muhabbet edeceğini bilemezsin. Onun için hakikatleri, doğru ve yanlışları iyi bilmek zaruridir.”
Yukarıda vermeye çalıştığımız örnekler, bize her şeyi anlatmaktadır.
Bir kısım insanlar, zaman değişti, şartlar değişti diyecekler. Bu sözler, şeytana avukatlık yapmaktır. Kitap ve Sünnet kıyamete kadar bakidir. Din ulemamız değişen şartlara göre, İslam’dan ayrılmadan neler yapacağımızı ciltler dolusu kitaplarında yazmışlardır. Bütün mesele, açıp okumak ve yaşamaktır.
Yukarıda verdiğimiz misallerde, ümmetin en faziletlileri böyle derlerse, bizlerin nasıl bir tevazu ve hiçlik halinde olmamız gerektiği anlaşılmaktadır.
İstikamet sahibi Şeyhü’l Kurra Abdurrahman Gürses hocamız ( Allah (cc) ona rahmet etsin ) İstanbul Beyazıt camiinde uzun yıllar imamlık yapmıştır. İstanbul’da talebeliğimizde, daha sonra Konya’mızda görmek ve duasını almak nasip oldu.) Dinleyen uzmanların ifadesine göre, Kuran-ı Kerim okurken adeta Rabbiyle konuşuyordu. Ben kendisini gördüğümde, Nazar ber-kadem ( gözü ayakucunda ) edep ve hayâ timsali, mübalağa etmiyorum, yüzü aynadan parlak. Bir hatırasını Halil Gönenç hoca şöyle anlattı; “ Hac da beraberdik. Bedir şehitlerinin olduğu yeri ziyaret ettik, bize siz gide durun ben geliyorum dedi. Gecikince döndüm baktım ki, secdeye kapanmış ağlıyordu. Sakalları ıslanmıştı. Hocam ne hal diye sordum, cevaben bana, burada yatan şehitlere çok borçluyuz dedi.
Günümüz dünyası ne kadar değişti. Anlatılır ki: “ Adamın biri, güzel şehrinden bir süre ayrılmış, yaşadığı şehir yeşillik, akarsuları, iyi insanları varmış. Bir süre sonra, memleketine dönmüş. Hayret sular akmaz, yeşillikler kurumuş, insanlar değişmiş. Merakla sormuş, ne oldu, cevap, o iyi insanlar, iyi atlara binip gittiler. Halimiz bu olaya ne kadar da çok benziyor.
Günümüz modern cahiliye dönemini yaşıyor. Bir çoklarımızda da ahiret endişesi yok gibidir.
Kaynak kitaplarımızda “ Bir insanın yüzüne bakınca, size Allah (cc) ve Resülünü (sav) hatırlatıyorsa o kişi Allah’ın (cc) sevgili kuludur.
Büyük ulemamız der ki; “ Sufilik, bir elmanın iki yarısı gibidir. Fıkıh, ibadet usul ve esaslarını izah ederken, ikinci kanat sufi tarafı da, bunları aşk ve muhabbetle yapmayı sağlar. Yani yaptığın ibadetlerden zevk ve huzur alırsın.
Büyük Sufilerimizden bir zat diyor ki; “ Siz Allah’ın (cc) huzurunda ısrarla bekleyin. Muhakkak bir gün huzura davet edileceğinize, ben kefilim.”
Dünyanın dert ve tasaları ne kadar çok olursa olsun, dünyada kalacağımız kadar, ebedi ahiret hayatı için de hazırlıklı olmaya mecburuz.
Allah (cc) hepimizi ahiret endişesi içinde, İslam’ı yaşayıp ahirette sevdikleriyle beraber olması, dua ne niyazıyla.
Ya Rabbi bize acı ve merhamet et. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.
Hoşça kalın. Allah'a Emanet olun.