Şair, araştırmacı, hikaye yazarı İsmail Detseli yeni kitabı “Hatırla Ey Şehir”i Yazarlar Birliği bahçesinde dostları, yazarlar ve gazeteciler ile siyasetçilerin hazır bulunduğu törende tanıttı ve kitabını imzaladı.
Şairlik “Allah vergisi”dir. İsmail Detseli’ye de bu vergi Cenab-ı Allah tarafından verilmiş bir büyük ödüldür. Gazeteci arkadaşım Mehmet Gazel’in vefat tarihinde Musalla Mezarlığı’nda anmak için toplandık ve birkaç kişiyi beklerken İsmail Detseli hemen oracıkta dizlerinin üzerine oturdu ve eline bir kağıt bir kalem aldı ve yazmaya başladı. O anda Mehmet GAze ile ilgili duygu ve düşüncelerini kaleme aldı ve törende de kendisine yazmış olduğu şiiri okumasını istedim, çok güzel bir şiirle Mehmet Gazel’i anlattı. Mehmet Gazel’i tanıyordu İsmail Detseli, fakat şair Koray Ekener’i ve Gazeteci Orhan Samur’u hiç tanımıyordu. Yine Musalla Mezarlığı’nda bu iki arkadaşımızı anarken İsmail Detseli’nin birbirinden duygulu satırlarını okurken bizler de hüzünlendik. Arkadaşlara bizlerin konuşmaları İsmail Detseli’nin bu güzel şiirleri yanında sönük kaldı dediğimi çok iyi hatırlıyorum.
“Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur” derim ben hep. Gazetecilik eğitimi veren fakülteleri bitiren nice gençlerimiz var, fakat onlar gazeteci olarak doğmadıkları için de gazeteci olamıyorlar.
İsmail Detseli gazeteci olarak dünyaya gelmiş ve çok küçük yaşlarda büyüklerinin anlattıklarını “dinlemesini” bilmiş. Büyüklerinden “öğrenmesini” bilmiş. uzun kış gecelerinde hep büyüklerinden masallar, hikayeler, gelenek ve göreneklerimizi dinlemiş bir bir not etmiş benliğine. Sırası geldiğinde de beynindekilerini yazıya döküp güzel bir hikaye, güzel bir masal, güzel bir gelenek veya göreneklerimizi bizlere aktarmaktadır. Bazen kaynak sorarlar fakat kaynağını veremezsiniz. Siz annenizden, babanızdan dinlemişsiniz, onlar da annelerinden, babalarından dinlemişlerdir. Dedenizden dinlediğinizi o da dedesinden dinlemiştir. Bu sözlü edebiyatınızda bir gelenektir. Türkülerimiz de öyledir. Bir şair bir türkü yapmıştır. O türkü asırlar boyunca âşıkların sazından günümüze kadar gelmiştir. Destanlarımız da böyledir.
İsmail Detseli böyle bir ekolden gelmektedir. Gilistra’da dünyaya gelmiş. Köy odasında o gaz lambasının ışığında kış gecelerinde dinlediklerini şimdi kağıt üzerine geçirerek ebedileştirmekte İsmail Detseli.
“Hatırla Ey Şehir” böyle doğmuştur.
Siz gazel suyunu bilir misiniz? Siz tahinden yapılan çarşı helvasını bilir misiniz? Çarşı ekmeğinin kokusunu bilir misiniz? Türkülerimizin hikâyelerini bilir misiniz? Daha neler neler.
İsmail Detseli, Hatırla Ey Şehir ismini verdiği eserinde Meram’ın gazel suyunu ve hatırasını bir güzel anlatıyor. Şimdilerde güzel suyu mu kaldı demeyin. Köyden gelmişsiniz şehre, alış-veriş yaptıktan sonra çarşı helvası ile fırın ekmeğini yemenizin tadına doyum olmadığını ballandıra ballandıra İsmail Detseli anlatıyor. Aslında bugün bize ballandıra ballandıra gibi geliyor fakat o günlerde normal olan bir hadise.
Hatırla Ey Şehir’i Memleket Gazetesi basmış ve iyi ki de yayınlamış diyoruz. Yoksa gazete satırlarında kalan bu değerlerimiz evlerimize nasıl ulaşacaktı. Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, “Hatırla Ey Şehir” kitabına bir yazı kaleme almış. Saim Sakaoğlu halk edebiyatçısı olduğu için onun alanına girmiş olacak ki bu yazısını zevkle okuyabilirsiniz.
Hatırla Ey Şehir kitabına gelince: İsmail Detseli eserini dört bölümde toplamıştır. 1. bölümde toprağa bağlı hayatı incelemiş, anlatmış size toprağı “Sadık yarim kara toprak” demiş. 2. bölümde köyden şehre kaybolan kültürü işlemiş “eskiye bir bakalım yeniye bir ufuk açar mı” diye de sormuştur. 3. bölümde dilimiz ve türkülerimiz tanıdığımız ve her gün söylemeye çalıştığımız türkülerimizin hikâyelerini anlatmıştır. 4. bölümde ise köşe yazılarına yer vermiştir.
Söz uçar gider fakat yazı kalır. İsmail Detseli de sözlerin uçup gitmemesi yazılı olarak tarihe geçmesi için büyük bir emek harcamış göz nuru dökmüş, geçmişten geleceğe bir köprü olmaya çalışmıştır. İsmail Detseli’ye bu kitap yetmez gelegen olsun arkası gelsin der ve kitaplı günler dileriz.
Not: Konya Müze Müdürlüğünü ve Büyükşehir Belediyesi Koyunoğlu Müze Müdürlüğünü yapan Arkeolog Gürbüz Alp, 30 Temmuz 2010 günü İkindi Namazından sonra saat: 17,30’da Üçler Mezarlığı’ndaki kabri başında anılacaktır.
Şairlik “Allah vergisi”dir. İsmail Detseli’ye de bu vergi Cenab-ı Allah tarafından verilmiş bir büyük ödüldür. Gazeteci arkadaşım Mehmet Gazel’in vefat tarihinde Musalla Mezarlığı’nda anmak için toplandık ve birkaç kişiyi beklerken İsmail Detseli hemen oracıkta dizlerinin üzerine oturdu ve eline bir kağıt bir kalem aldı ve yazmaya başladı. O anda Mehmet GAze ile ilgili duygu ve düşüncelerini kaleme aldı ve törende de kendisine yazmış olduğu şiiri okumasını istedim, çok güzel bir şiirle Mehmet Gazel’i anlattı. Mehmet Gazel’i tanıyordu İsmail Detseli, fakat şair Koray Ekener’i ve Gazeteci Orhan Samur’u hiç tanımıyordu. Yine Musalla Mezarlığı’nda bu iki arkadaşımızı anarken İsmail Detseli’nin birbirinden duygulu satırlarını okurken bizler de hüzünlendik. Arkadaşlara bizlerin konuşmaları İsmail Detseli’nin bu güzel şiirleri yanında sönük kaldı dediğimi çok iyi hatırlıyorum.
“Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur” derim ben hep. Gazetecilik eğitimi veren fakülteleri bitiren nice gençlerimiz var, fakat onlar gazeteci olarak doğmadıkları için de gazeteci olamıyorlar.
İsmail Detseli gazeteci olarak dünyaya gelmiş ve çok küçük yaşlarda büyüklerinin anlattıklarını “dinlemesini” bilmiş. Büyüklerinden “öğrenmesini” bilmiş. uzun kış gecelerinde hep büyüklerinden masallar, hikayeler, gelenek ve göreneklerimizi dinlemiş bir bir not etmiş benliğine. Sırası geldiğinde de beynindekilerini yazıya döküp güzel bir hikaye, güzel bir masal, güzel bir gelenek veya göreneklerimizi bizlere aktarmaktadır. Bazen kaynak sorarlar fakat kaynağını veremezsiniz. Siz annenizden, babanızdan dinlemişsiniz, onlar da annelerinden, babalarından dinlemişlerdir. Dedenizden dinlediğinizi o da dedesinden dinlemiştir. Bu sözlü edebiyatınızda bir gelenektir. Türkülerimiz de öyledir. Bir şair bir türkü yapmıştır. O türkü asırlar boyunca âşıkların sazından günümüze kadar gelmiştir. Destanlarımız da böyledir.
İsmail Detseli böyle bir ekolden gelmektedir. Gilistra’da dünyaya gelmiş. Köy odasında o gaz lambasının ışığında kış gecelerinde dinlediklerini şimdi kağıt üzerine geçirerek ebedileştirmekte İsmail Detseli.
“Hatırla Ey Şehir” böyle doğmuştur.
Siz gazel suyunu bilir misiniz? Siz tahinden yapılan çarşı helvasını bilir misiniz? Çarşı ekmeğinin kokusunu bilir misiniz? Türkülerimizin hikâyelerini bilir misiniz? Daha neler neler.
İsmail Detseli, Hatırla Ey Şehir ismini verdiği eserinde Meram’ın gazel suyunu ve hatırasını bir güzel anlatıyor. Şimdilerde güzel suyu mu kaldı demeyin. Köyden gelmişsiniz şehre, alış-veriş yaptıktan sonra çarşı helvası ile fırın ekmeğini yemenizin tadına doyum olmadığını ballandıra ballandıra İsmail Detseli anlatıyor. Aslında bugün bize ballandıra ballandıra gibi geliyor fakat o günlerde normal olan bir hadise.
Hatırla Ey Şehir’i Memleket Gazetesi basmış ve iyi ki de yayınlamış diyoruz. Yoksa gazete satırlarında kalan bu değerlerimiz evlerimize nasıl ulaşacaktı. Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, “Hatırla Ey Şehir” kitabına bir yazı kaleme almış. Saim Sakaoğlu halk edebiyatçısı olduğu için onun alanına girmiş olacak ki bu yazısını zevkle okuyabilirsiniz.
Hatırla Ey Şehir kitabına gelince: İsmail Detseli eserini dört bölümde toplamıştır. 1. bölümde toprağa bağlı hayatı incelemiş, anlatmış size toprağı “Sadık yarim kara toprak” demiş. 2. bölümde köyden şehre kaybolan kültürü işlemiş “eskiye bir bakalım yeniye bir ufuk açar mı” diye de sormuştur. 3. bölümde dilimiz ve türkülerimiz tanıdığımız ve her gün söylemeye çalıştığımız türkülerimizin hikâyelerini anlatmıştır. 4. bölümde ise köşe yazılarına yer vermiştir.
Söz uçar gider fakat yazı kalır. İsmail Detseli de sözlerin uçup gitmemesi yazılı olarak tarihe geçmesi için büyük bir emek harcamış göz nuru dökmüş, geçmişten geleceğe bir köprü olmaya çalışmıştır. İsmail Detseli’ye bu kitap yetmez gelegen olsun arkası gelsin der ve kitaplı günler dileriz.
Not: Konya Müze Müdürlüğünü ve Büyükşehir Belediyesi Koyunoğlu Müze Müdürlüğünü yapan Arkeolog Gürbüz Alp, 30 Temmuz 2010 günü İkindi Namazından sonra saat: 17,30’da Üçler Mezarlığı’ndaki kabri başında anılacaktır.