İslam Ülkelerine Alan Açmak

İslam Ülkelerine Alan Açmak

İnsanlar gibi devletlerinde bir “yapılacaklar listesi” için çalıştığı gerçeği zaman zaman görmezden gelinse de, hem insan için hem de devletler için bir hedefe ulaşıldığında yeni bir hedefin başlangıcında olunması veya sürekli bir adım sonrasında yeni bir adıma başlanma aşamasında olunması beklenir.

İnsanlar ve devletler bir görevi tamamladıklarında başka bir gelişmeye başlamak üzereyken oluşuveren yeni bir gelişme ile o ana kadar planlamadıkları bir gelişme ile önlerinde bir fırsat oluştuğunu yani yeni tabirle alan açıldığında planladıklarından önce yeni durumu gözeterek gelişmeye geçiverirler.

Bir sonraki düzey öncesinde maddi veya manevi menfaat elde etmek fırsatı olarak görülen alan açılması gerçekleştiğimde insanlarda da devletlerde de bir güçlenme, gelişme ve enerji yükselmesi görülür.

Hep bir sonraki gelişme, hep bir sonraki düzeye yükselme amacıyla yapılan alan açma çalışmaları fayda getirdiği gibi öngörülemeyen zararlara da sebep olabilmektedir.

Devletlerarası ilişkilerde alan açma çalışmalarında yaşadığımız en kötü durum, ABD nin Irak’ı işgali sırasında Özal hükümetinin Baba Bush’a olan sınırsız desteği sonrasında “bir koyup üç alacağız” denilen dönemde yaşadığımız sıkıntılarla görülmüştü.

Daha yakın zamanda ise yine ABD nin Suriye’de PKK/KCK lılara yaptığı alan açma çalışmaları sırasında benzer sıkıntılar yaşamıştık.

Şimdi kimin kime alan açma çalışmaları konusunda kafaların net olmadığı bir dönem daha yaşıyoruz.

Bir tarafta Türkiye’nin 50 yıldır başına bela edilen terör belasından kurtulacağım diye giriştiği “Terörsüz Türkiye” kanunu tartışılırken siyaseten iktidara yeni bir alan açıldığı iddiası gündeme getiriyor.

Diğer tarafta ise adı “Mekke Anlaşması” olan bir birliktelikle Batı ve Çin Merkezli Küresel Düzen arasındaki gerilimin arasından sıyrılarak Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan öncülüğünde İslam Dünyasına alan açılarak yeni bir tarihî fırsat oluşturulduğu iddiası gündemde tutulmaya çalışılıyor.

Bir de bu anlaşma için “Bu yeni bir medeniyet hamlesidir” dediniz mi, bu alan açma hikâyesinin söylenenlerden çok daha büyük bir projeye hatta ütopya haline geliverdiğini görürsünüz.

Şimdilerde çok sık söylenen bir söz var.

Doğusuyla batısıyla bütün bir dünya kapitalizmin ortaya çıkan çıkmazları sonrasında yeni bir güç mücadelesinin içine girmiş durumdadır.

Bir tarafta yüzyıldan daha uzun bir süredir sürdürdüğü üstünlüğü mevcut durum sonrasında korumaya çalışan Batı’nın erozyona uğrayan maddi ve manevi prestijini tekrardan oluşturmaya çalışan siyonist ABD nin devlet ve güvenlik aklı.

Ortada İngiltere’nin dünya siyasi liderliğini kaybettiği günden bu yana ABD ile Rusya ve Çin arasına sıkışmış ve enerji açığı nedeniyle her geçen yıl daha da sıkıntısı büyüyen Avrupa ülkelerinin Almanya’nın ekonomik ve üretim kapasitesi liderliğini kabul etmemeleri nedeniyle büyüyen sıkıntıları..

Diğer tarafta ise Rusya’nın Afganistan İşgalinden sonra parçalanması ile ortaya çıkan Çin merkezli ve Hindistan destekli ucuz işçilik ile ortaya çıkan ekonomik gücün oluşturduğu düzen içinde yer almayı seçerek ABD ve diğer batı ülkelerine tabir caiz ise sırt çevirerek büyük çıkarlarını devam ettirmek isteyen ulus ötesi küresel sermaye bulunuyor.

İran-Irak Savaşı'nda beridir Türkiye'nin Ortadoğu ve İslam ülkelerine yönelik dış politika çizgisini ulusal çıkarlarını baz alarak belirlediği iddia edilirse de savaşan ülkelerle sınır komşusu olmasından dolayı güvenlik unsurunun her şeyden daha önemli olarak ön plana çıktığı görülmüştür.

İslam İşbirliği teşkilatı, Barış Komitesi ve neredeyse yokluğa terk edilen D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde barış ve ekonomik ya da siyasi birliktelik adına yapılan çalışmaların hiçbir sonuç vermemesine rağmen şimdilerde aniden “Mekke Anlaşması” imzalanması ekonomik ve siyasi gerçeklerle uyuşmamaktadır.

FARKINDA MIYIZ?

Bir taraftan ABD nin orta doğudaki geleceğini garanti altına almak adına giriştiği İran saldırısı sonrasında ilan edilen ateşkesi takiben yapılacağı söylenen anlaşmanın bir türlü hayata geçirilememesi problem olmaya devam ederken diğer taraftan da “Abraham Antlaşmaları” dayatması söz konusu iken, aniden “Mekke Anlaşması” imzalanması pek çok kişide soru işaretleri oluşturmuştur.

Ekonomilerinden siyasilerine kadar tamamen ABD kontrolünde olan Pakistan ve Suudi Arabistan’ın ABD ye rağmen böyle bir anlaşmayı Türkiye ile birlikte hayata geçirmeleri, İspanyadan Ortadoğu’ya kadar Avrupa ülkelerinin, Ortadoğu’dan Hint Okyanusu’na kadar da Asya coğrafyasının, istikrarsızlığına çözüm olmayacağı kesindir.

Yeter ki Müslüman ülkelere ekstra yükümlülükler, işgal ve yıkım getirmesin.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri