Küresel güçlerin temsil ettiği medeniyet, “İsevi ve Musevi medeniyeti”dir. İsevi ve Musevi medeniyeti; soğuk savaş sonrası, medeniyetler arası savaşı başlatmıştır. Bu medeniyet; İslam’ın ve Konfüçyüs’lüğün temsil ettiği “Doğu” medeniyetleri arasında bir çatışma çıkarmayı hedeflemiş, uzun bir süre medeniyetler arası çatışma denemeleri yapmıştır. Bunun riski ve maliyetini hesap eden bu medeniyetin öncüleri, “medeniyet içi” çatışmaya yönelmişlerdir.
Etnik, mezhep, ekonomik ya da bölgesel farklılıkları öne çıkardılar. Medeniyet içi çatışmanın ana dinamiklerini devreye soktular. Baskıcı rejimler altında yönetilen, ekonomik dengesizlikler içinde kıvranan ve hür türden haksızlığa muhatap kılınmış olan Arap halklarını, isyan pazarına sürmek çok kolay oldu.
İsevi ve Musevi medeniyeti; 11 Eylül saldırılarının senaryosunu kendisi yazdı. Kendi ajanına uygulattı. Ardından İslâm’ı düşman olarak seçti. Ardından Afganistan’ı işgal etti. Ancak başarılı olamadı.
Afganistan başarısızlığının ardından Irak işgal edildi. Irak fiilen üçe bölündü. Katledilen Müslüman halk, tecavüze uğrayan Müslüman kadınlar, İsevi ve Musevi medeniyetin eseri olarak kaldı. Sözde Irak hükümetine bağlı bir “Kürt Federasyonu” kuruldu. İsevi ve Musevi medeniyeti, Irak’ta Sünni-Şii olarak mezhep, Arap-Türkmen-Kürt olarak etnik karşıtlar dengesi üzerinde, her an birbirinin gırtlağına sarılmaya hazır bir ülke haline getirdi.
İsevi ve Musevi medeniyeti, Irak işgali sonrası bu ülkenin enerji kaynaklarına el koydu. Enerji yollarını denetim altına aldı. Bölgeyi çıkarlarına göre dizayn etti. İsrail’e karşı tehdit oluşturan Saddam rejimini devre dışı bıraktı. Irak’ta Musevi kökenli olan ve kendini gizleyen, “Barzani” maşasına hükümet kurdurdu.
Büyük Ortadoğu Projesi, Kuzey Afrika projesi ve bu projelere bağlı olarak uygulamaya konulan diğer küçük çaplı projeler, hep İsevi ve Musevi medeniyetin eseridir. NATO, İsevi ve Musevi medeniyetin kontrolünde ve emrindedir.
Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde cereyan eden Suriye’deki olaylar, Türkiye’nin Güneydoğu’sundaki olaylar, hep bu medeniyetin kontrolünde cereyan eden olaylardır.
Yine Kuzey Afrika Projesi çerçevesinde geliştirilen Tunus, Yemen, Bahreyn, Mısır ve Libya’da cereyan eden olaylar, bu medeniyetin kontrolündedir.
Aslında İsevi ve Musevi medeniyetin, dışardan müdahale etmeden, iç çelişkiler kullanılarak meydana getirdiği olaylar, bir “Arap Baharı” oluşturuverdi. Ancak Arap Baharı, bağımsız bir hareket haline bir türlü gelemedi. Nedeni de altyapının uygun olmaması, uzun yıllar diktatör rejimler altında inim inim inleyen Müslüman halkın, organize olamamasındandır.
İsevi ve Musevi Medeniyetinin uyguladığı proje çerçevesinde gelişen iç ayaklanmalar, Suriye’ye gelip, sınırımıza dayanmıştır. Suriye’den Türkiye’ye bir göç dalgasının başlaması, Büyük Ortadoğu Projesi’nin son aşamasıdır.
Türkiye için asıl tehlike çanları, Suriye’deki kaos sonrası çalmaya başlayacaktır. Çünkü Musevi kökenli “Barzani” ailesi kontrolünde kurulmaya çalışılan, “Bağımsız Birleşik Kürdistan”ın üçüncü ayağı olarak, Türkiye’yi daha çok zorlamaya başlayacaktır.
Türkiye acil olarak Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı proje geliştirmek zorundadır. İsevi ve Musevi medeniyetin projelerini bertaraf etmeden, bu coğrafyaya ve dünyaya huzur gelmez.
Etnik, mezhep, ekonomik ya da bölgesel farklılıkları öne çıkardılar. Medeniyet içi çatışmanın ana dinamiklerini devreye soktular. Baskıcı rejimler altında yönetilen, ekonomik dengesizlikler içinde kıvranan ve hür türden haksızlığa muhatap kılınmış olan Arap halklarını, isyan pazarına sürmek çok kolay oldu.
İsevi ve Musevi medeniyeti; 11 Eylül saldırılarının senaryosunu kendisi yazdı. Kendi ajanına uygulattı. Ardından İslâm’ı düşman olarak seçti. Ardından Afganistan’ı işgal etti. Ancak başarılı olamadı.
Afganistan başarısızlığının ardından Irak işgal edildi. Irak fiilen üçe bölündü. Katledilen Müslüman halk, tecavüze uğrayan Müslüman kadınlar, İsevi ve Musevi medeniyetin eseri olarak kaldı. Sözde Irak hükümetine bağlı bir “Kürt Federasyonu” kuruldu. İsevi ve Musevi medeniyeti, Irak’ta Sünni-Şii olarak mezhep, Arap-Türkmen-Kürt olarak etnik karşıtlar dengesi üzerinde, her an birbirinin gırtlağına sarılmaya hazır bir ülke haline getirdi.
İsevi ve Musevi medeniyeti, Irak işgali sonrası bu ülkenin enerji kaynaklarına el koydu. Enerji yollarını denetim altına aldı. Bölgeyi çıkarlarına göre dizayn etti. İsrail’e karşı tehdit oluşturan Saddam rejimini devre dışı bıraktı. Irak’ta Musevi kökenli olan ve kendini gizleyen, “Barzani” maşasına hükümet kurdurdu.
Büyük Ortadoğu Projesi, Kuzey Afrika projesi ve bu projelere bağlı olarak uygulamaya konulan diğer küçük çaplı projeler, hep İsevi ve Musevi medeniyetin eseridir. NATO, İsevi ve Musevi medeniyetin kontrolünde ve emrindedir.
Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde cereyan eden Suriye’deki olaylar, Türkiye’nin Güneydoğu’sundaki olaylar, hep bu medeniyetin kontrolünde cereyan eden olaylardır.
Yine Kuzey Afrika Projesi çerçevesinde geliştirilen Tunus, Yemen, Bahreyn, Mısır ve Libya’da cereyan eden olaylar, bu medeniyetin kontrolündedir.
Aslında İsevi ve Musevi medeniyetin, dışardan müdahale etmeden, iç çelişkiler kullanılarak meydana getirdiği olaylar, bir “Arap Baharı” oluşturuverdi. Ancak Arap Baharı, bağımsız bir hareket haline bir türlü gelemedi. Nedeni de altyapının uygun olmaması, uzun yıllar diktatör rejimler altında inim inim inleyen Müslüman halkın, organize olamamasındandır.
İsevi ve Musevi Medeniyetinin uyguladığı proje çerçevesinde gelişen iç ayaklanmalar, Suriye’ye gelip, sınırımıza dayanmıştır. Suriye’den Türkiye’ye bir göç dalgasının başlaması, Büyük Ortadoğu Projesi’nin son aşamasıdır.
Türkiye için asıl tehlike çanları, Suriye’deki kaos sonrası çalmaya başlayacaktır. Çünkü Musevi kökenli “Barzani” ailesi kontrolünde kurulmaya çalışılan, “Bağımsız Birleşik Kürdistan”ın üçüncü ayağı olarak, Türkiye’yi daha çok zorlamaya başlayacaktır.
Türkiye acil olarak Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı proje geliştirmek zorundadır. İsevi ve Musevi medeniyetin projelerini bertaraf etmeden, bu coğrafyaya ve dünyaya huzur gelmez.