İşe başlama, maaş tayini, İngilizce ve Almanca Kursları

Ahmet Güldağ

Danimarka Şirketi Chiristiani & Nielsen şirketinde bir aylık tecrübeye başlamıştım.

Anlattığım gibi ilk iş Karaciğan çatı kiremidi teknik resmini çizdirmişlerdi.

Ertesi gün geldiğimde silo inşaatına ait projeleri ortaya serdiler.

Türkçe yazılı ifadelerdeki teknik anlamları tercüman vasıtasıyla sordular. Hepsinin ayrı ayrı cevabını vererek neyin ne için oluşumunu ve inşaatla ilgili teknik hususları da izah ettim.

Yaşlı ama çevik şantiye şefi Johnson hayret etmiş olacak ki.

Tercüman Fahrettin Bey vasıtasıyla “Hangi teknik üniversitesinde tahsil yaptınız?” diye sordu.

Teknik üniversitede okuyamadığımı. Ama okuduğum sanat okulunda beş yıl teknik resim öğrendik.

Ayrıca 1. derece inşaat kalfası kurs diploması almakla beraber, kendi kendime kitap ve dergi alarak proje yapmayı ilerlettim. Şimdi inşaata ait mimari proje çizmekte, belediyeye onaylattırmakta ruhsat almaktayım. Betonarmeyi de çalışarak öğrendim. İnşaatçılığın yabancısı değilim dedim.

Beni dışardaki, Türkiye’de bulamadığım bir termometre yanına götürüp…

“Bu termometre gece en düşük hava derecesine kadar iner ve orada durur diğer kısımda da en yüksek sıcaklığı kırmızıda durarak tespit eder.

Her sabah gelince ne kadar soğuk olduğunu öğle sonları ne kadar sıcak olduğunu tespit edip grafik haline getireceksin. İşçilerin giriş çıkış adetlerini verilen detayla yine grafik haline getireceksin. İnşaatın bir gün içinde ne kadar kazı yapıldığı vb. tespitle grafik haline getireceksin. İlerde daha ileri grafikler olacak bunları bize vereceksin.

Ayrıca çini mürekkep ve yazı takımları ile yazılar yazacaksın” diye vazifemi anlattılar.

***

O gün gerekenleri yaptım ve ertesi gün grafikleri gösterdim.  

Şantiyede ki tüm ecnebi mühendis ve diğer iş müdürleri ile beraber şantiye şefinin odasında toplandılar.

Toplantı sonu tercümanla beni çağırdılar.

Yaptığım işlemleri beğendiklerini izah ederek “bir aylık tecrübeye gerek görmediklerini işe alacaklarını ileterek kabul edip etmeyeceğimi” sordular. Kabul ettim.

Ettim ama maaşım ne olacaktı? İstediğim dört yüz lirayı mı yoksa daha aşağımı teklif edecekler diye heyecanla bekledim.

“Senin maaşını istediğin dört yüz lira değil. Altı yüz Türk Lirası olarak tespit ettik. Kabul eder misin?” demelerine heyecandan susmuşum. Tercüman beklentimi görünce “kabul etmiyor musun” diye ikaz edince kendime geldim.

“Teşekkür ederim. Kabul ediyorum” dememe…

“Sen, şantiye şefi yardımcısı Bank Peterson emrinde, beraber çalışacaksın” dediler.

Hepsi ile tokalaşarak hayırlı olsun temennisiyle bana ayrılan odaya gönderdiler.

1954 Eylül başı işe başlamıştım.

***

Sevinçli idim. İşçisine hakkını verme işlemine Türkiye’de alışkın değildik. Hatta daha az verelim düşüncesinde iş adamları bile vardı.

Bir iş adamı yanına girsem istediğim dört yüz lirayı çok bile görür üç yüz yapalım teklifini yapanlarımız eksik olmazdı. Hakikat bu!..

***  

Üç yıla yakın çalıştığım bu şirket sadece bana değil tüm çalıştırdıkları personel hatta işçilere…

Bizde o zamanlar Türkiye’de  adı bile anılmayan enflasyon artışı ne gezer!

 Bu şirket kendilerince aylık enflasyon artışı hesaplayıp maaşlarımıza elli altmış lira gibi farkı iki ayda bir vermekte idiler.

Hayretinize gitmedi mi? Konya kadar yeri olmayan Danimarka Krallığı’nda ki sistem.

***

Şirkette ikinci bir tercüman daha vardı. Daha çok işçilerin çalışma kısmında olurdu. İsmi Ertuğrul Gür.

Benden küçük genç yaşta Konya Lisesi mezunu ama İngilizce’yi o kadar ileri öğrenmiş ki İngiliz kadar konuşuyordu.

O zamanların ordu evi arkasında ki Küçük Sinema yerinde.  Subay personel ve ailelerine özel getirtilen İngilizce filmlerin Türkçe dublajını yapardı.

***

Benim cemiyet başkanı olduğumu öğrenince bir gün teklifte bulundu.

Ağabey millete bir yardımımız olsun derim.

Cemiyet olarak İngilizce öğrenme kursu açalım. Ben ücret falan istemiyorum.

Kendisine “Bu işlemi yaparım. Yalnız sonuna yani belki bir yıl devam edebilir misin? Soruma…

“Evet” cevabı alınca Sanat Enstitüsü Müdürü rahmetli Mustafa Karluk’tan akşamları için dershane istedim.

O zamanlar bu günün hiçbir dershanesi yoktu ve kimsenin aklına bile gelmiyordu.

Müdür beyde müsaade etti ve ben gazetelere gerekli haberleri vererek duyurdum.

Hayli kız, genç, bayan ve bay müracaat etti. Kayıtlarını yaptırıp başladık resimdeki gibi.

Ayrıca İngiliz elçiliğine durumu yazınca…

Haylice İngilizce öğrenme kitabı gönderdiler dağıttım kursiyerlere.

İşin garibi ben neye oturup öğrenmeye çalışmadım işim bitince gittim diye bu gün hayıflanırım.

***

Bir müracaat daha oldu.

Sağ ise kulakları çınlasın… Almanya’dan gelen Muammer Kalfa beyefendi bana gelerek…

“İngilizce kursu gibi bende size Almanca kursu vereyim” teklifinde bulundu…

Kaçırır mıyım gene okul müdüründen bir sınıf daha müsaadesi alarak bedelsiz Almanca kursuna başladık.  

Şimdileri hayli para kazananlara karşı biz fedakarca işlem yapıyor para düşünmüyorduk.

Gelecek yazıda hatırata devam ederiz inşallah…

***  

Sağlık ve esenlik içinde sevdiklerinizle yaşam dileğimle…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.