İş sağlığı ve güvenliği konusu ülkemiz için önemli bir sorun olarak durmaktadır. Avrupa ülkeleriyle kıyaslama yapıldığında en altlarda olmamız konunun ihmal edilmişliğini göstermektedir.
Buna rağmen konunun hasıraltına itilmesine şahit oluyoruz. Nitekim Antalya'da Düzenlenen 4. Prevantif Onkoloji Sempozyumu'nda Prof. Dr. İsmail Çelik, mesleksel kanserler İle İlgili olarak Türkiye'de yıllık 150.000 tane kanser vakası beklendiğini söylemiştir. Bunların %10'u mesleksel kanserdir yani, meslekte çalışan işçi uzun süre çalışmakta ve o meslek ortamının yarattığı kansere yakalanmaktadır. Ancak ülkemizde bildirilen mesleki kanser yoktur. İnsanların çalıştıkları yerler ve meslekleri kansere yakalanma riskini artırmaktadır. Burada Türkiye'de işyeri güvenliği, bireysel korunma, eldiven, maske gibi uygulamaların ne kadar yüksek olduğunu düşünürsek mesleksel kanserlerin sıfır olma şansı yoktur.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü 27 Kasım 2010 tarih ve 27768 sayılı Resmi Gazetede iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili üç yönetmelik yayınladı. Bunlar; 1-İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk Ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik, 2-İş Sağlığı Ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği, 3-İşyeri Hekimlerinin Görev, Yetki, Sorumluluk Ve Eğitimleri Hakkında Yönetmeliktir.
İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk Ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelikte dikkat çeken hususlar: İşverence iş güvenliği uzmanı olarak görevlendirilecekler, bu Yönetmeliğe göre geçerli iş güvenliği uzmanı belgesine sahip olmak zorundadır. Uzmanlar A, B ve C belgelerine sahip olabilecekler ve 50’den fazla işçi çalıştıran işletmelerin tehlikeli, az tehlikeli gibi sınıflarında iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde görevli olacaklardır. İş güvenliği uzmanı: İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde görevlendirilmek üzere Bakanlıkça belgelendirilmiş mühendis, mimar veya teknik elemanı, Teknik eleman ise: Teknik öğretmenler ile üniversitelerin fen veya fen-edebiyat fakültelerinin fizik veya kimya bölümleri veya iş sağlığı ve güvenliği programı mezunları olarak tanımlanmıştır. Buna göre iş sağlığı ve güvenliği teknik alana hapsedilmiştir. Bir işyerinde iş sağlığı ve güvenliği bakımından nelere dikkat edilmesi gerektiğini aslında orada çalışanlar daha iyi bilirler. Ancak bunların sistematik hale getirilmesi bir uzmanlık işidir. OHSAS veya TS 18001 eğitimlerinde proaktif tedbirlerin önemi vurgulanır. Bu da, riskleri en aza indirmek anlamına gelir. Risklerin en aza indirilmesi ise yönetim problemidir. Dolayısıyla bu konudaki uzmanlığın sadece teknik personele hasredilmesi, konunun sadece bir yüzünü ilgilendirmektedir. Halbuki burada biraz daha geniş tutulsaydı sorunun çözümü kolaylaşmak olacaktı. Unutulmasın ki, ülkemiz iş sağlığı ve güvenliği konusunda Avrupa’nın en gerisindedir. Bu da sadece teknik çalışmalarla çözülemez.
Yönetmeliğin 7. Maddesinde iş güvenliği uzmanlarının görevleri sayılmıştır. Burada da uzmanlığın sadece teknik elemanlara bırakılmasıyla ciddi çelişki mevcuttur. İş organizasyonu aynı zamanda işletmecilik konusudur. Hatta bu alanın ana konusudur. Ancak yeni yönetmelikte uzmanlık adeta bakanlığın teknik bürokratlarına emeklilikten sonraki hazır iş haline getirilmiş izlenimi vermektedir. Tabii ki, konunun teknik boyutu daha öndedir. Ama disiplinler arası boyutun ihmal edilmesi bu konudaki başarıyı azaltacaktır. Halbuki kriterlerin oluşturulup, bu konuda deneyimi olan tüm mesleklere açılması daha etkili olurdu. Bu şekilde dahi, zaman geçirmeden bu önemli problemin çözümlerinin aranması önemli bir görevdir.
Kanaatimizce iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarını kamu kurumları, küçük işletmeler ve ihracatçı işletmeler için ayrı ayrı kurgulanmalıdır. Kamu kurumları bu konuda üzerlerine düşenleri yapmalıdır. Bu çalışma, aynı zamanda kamunun reorganizasyonu için de önemlidir. Küçük işletmeler için meslek odaları ve yerel yönetimlerin desteği alınmalıdır. İhracatçı kuruluşlar için de teşvikler verilmelidir.
Buna rağmen konunun hasıraltına itilmesine şahit oluyoruz. Nitekim Antalya'da Düzenlenen 4. Prevantif Onkoloji Sempozyumu'nda Prof. Dr. İsmail Çelik, mesleksel kanserler İle İlgili olarak Türkiye'de yıllık 150.000 tane kanser vakası beklendiğini söylemiştir. Bunların %10'u mesleksel kanserdir yani, meslekte çalışan işçi uzun süre çalışmakta ve o meslek ortamının yarattığı kansere yakalanmaktadır. Ancak ülkemizde bildirilen mesleki kanser yoktur. İnsanların çalıştıkları yerler ve meslekleri kansere yakalanma riskini artırmaktadır. Burada Türkiye'de işyeri güvenliği, bireysel korunma, eldiven, maske gibi uygulamaların ne kadar yüksek olduğunu düşünürsek mesleksel kanserlerin sıfır olma şansı yoktur.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü 27 Kasım 2010 tarih ve 27768 sayılı Resmi Gazetede iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili üç yönetmelik yayınladı. Bunlar; 1-İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk Ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik, 2-İş Sağlığı Ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği, 3-İşyeri Hekimlerinin Görev, Yetki, Sorumluluk Ve Eğitimleri Hakkında Yönetmeliktir.
İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk Ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelikte dikkat çeken hususlar: İşverence iş güvenliği uzmanı olarak görevlendirilecekler, bu Yönetmeliğe göre geçerli iş güvenliği uzmanı belgesine sahip olmak zorundadır. Uzmanlar A, B ve C belgelerine sahip olabilecekler ve 50’den fazla işçi çalıştıran işletmelerin tehlikeli, az tehlikeli gibi sınıflarında iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde görevli olacaklardır. İş güvenliği uzmanı: İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde görevlendirilmek üzere Bakanlıkça belgelendirilmiş mühendis, mimar veya teknik elemanı, Teknik eleman ise: Teknik öğretmenler ile üniversitelerin fen veya fen-edebiyat fakültelerinin fizik veya kimya bölümleri veya iş sağlığı ve güvenliği programı mezunları olarak tanımlanmıştır. Buna göre iş sağlığı ve güvenliği teknik alana hapsedilmiştir. Bir işyerinde iş sağlığı ve güvenliği bakımından nelere dikkat edilmesi gerektiğini aslında orada çalışanlar daha iyi bilirler. Ancak bunların sistematik hale getirilmesi bir uzmanlık işidir. OHSAS veya TS 18001 eğitimlerinde proaktif tedbirlerin önemi vurgulanır. Bu da, riskleri en aza indirmek anlamına gelir. Risklerin en aza indirilmesi ise yönetim problemidir. Dolayısıyla bu konudaki uzmanlığın sadece teknik personele hasredilmesi, konunun sadece bir yüzünü ilgilendirmektedir. Halbuki burada biraz daha geniş tutulsaydı sorunun çözümü kolaylaşmak olacaktı. Unutulmasın ki, ülkemiz iş sağlığı ve güvenliği konusunda Avrupa’nın en gerisindedir. Bu da sadece teknik çalışmalarla çözülemez.
Yönetmeliğin 7. Maddesinde iş güvenliği uzmanlarının görevleri sayılmıştır. Burada da uzmanlığın sadece teknik elemanlara bırakılmasıyla ciddi çelişki mevcuttur. İş organizasyonu aynı zamanda işletmecilik konusudur. Hatta bu alanın ana konusudur. Ancak yeni yönetmelikte uzmanlık adeta bakanlığın teknik bürokratlarına emeklilikten sonraki hazır iş haline getirilmiş izlenimi vermektedir. Tabii ki, konunun teknik boyutu daha öndedir. Ama disiplinler arası boyutun ihmal edilmesi bu konudaki başarıyı azaltacaktır. Halbuki kriterlerin oluşturulup, bu konuda deneyimi olan tüm mesleklere açılması daha etkili olurdu. Bu şekilde dahi, zaman geçirmeden bu önemli problemin çözümlerinin aranması önemli bir görevdir.
Kanaatimizce iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarını kamu kurumları, küçük işletmeler ve ihracatçı işletmeler için ayrı ayrı kurgulanmalıdır. Kamu kurumları bu konuda üzerlerine düşenleri yapmalıdır. Bu çalışma, aynı zamanda kamunun reorganizasyonu için de önemlidir. Küçük işletmeler için meslek odaları ve yerel yönetimlerin desteği alınmalıdır. İhracatçı kuruluşlar için de teşvikler verilmelidir.