İplikçi Camii ve Müze-i Hümâyun

.
İl Genel Meclisi’nde konuşan Saadet Partisi üyesi Abdullah Altuntaş, geçmişten bugüne miras kalan ecdat yâdigârı eserlerin gelecek nesillere kalabilmesi için yapılmakta olan bakım ve onarımlarının güzel bir gelişme olduğunu dile getirerek, kısa süre önce onarılan İplikçi Camii’nin durumunun içler acısı olduğunu kaydetmiş. Yağmur ve kar yağışı sebebiyle oluklardan taşan suların duvarlarda nem meydana getirdiğini, ıslaklığın iç yüzeyi de etkileyeceğini belirterek, “Tadilâtı yeni yapılan bir mekânda bu tür olumsuzluğu görmek bizleri gerçekten üzüyor” diyen Altuntaş, İplikçi Camii ve diğer vakıf eserlerinin kontrollerinin titizlikle yapılmasını isteyerek “Kontrolörler binayı bu haliyle nasıl kabul etmişler” diye devamla konunun gündeme alınarak, kısa zamanda müteahhitle temasa geçilerek, eksik veya yanlış uygulamaların düzeltilmesini talep etmiş.

Abdullah Altuntaş, gerekli hassasiyeti göstererek yaptığı uyarı ile iyi de etmiş! İl Genel Meclisi gibi resmiyet taşıyan toplantıda yapılan uyarının ciddiye alınacağını ve konunun takipçisi olacağını ümit ettiğim Abdullah Altuntaş’ın da işaret ettiği gibi, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün kontrolu altında yürütülen onarımlar kabul edilirken, baştan savma değil, çok daha titiz davranmak gerekiyor. Şâyet, baştan savma kontrol yapılmamış olsaydı, milâdî 1201’de Tebrizli Ebülfazl Abdülcebbar tarafından yaptırılan 808 yıllık uzun bir geçmişe sahip bu kıymetli Selçuklu eserinin cephe duvarında minareye yakın olan 2 oluğun çevresinde kanserden beter ıslaklık meydana gelmeyecekti. Henüz kış bitmediği ve yağışların devam edeceği dikkate alınarak, âcil önlem alınmadığı takdirde rutubetli bölgelerdeki kare tuğlaların pul pul dökülmeye başlaması kaçınılmaz olacak.

Bu sütunu takip edenler 26 Ocak’ta aynı konuya dikkat çeken bir yazı yayımladığımı hatırlayacaktır. O yazıda, ayakta kalabilen ecdat yâdigârı nâdide Selçuklu eserlerinden birisi olan İplikçi Camii’nde her yağışta meydana gelen yapıya zarar veren nemin sebebi tam olarak tesbit edilemediği için duvar yüzeyinde sık sık çatlaklar meydana geldiğini, bu yüzden tarihî eserin göz göre göre harap olmasına kimsenin gönlünün razı olamayacağını belirtmişim. Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün ilgili biriminde görevli olanlar da tehlikeyi önemsiyorlar mı? Merak ediyorum. Ancak, şehrimizdeki birçok eski eser gibi 1920’li yıllarda belediye tarafından dinamitle ancak yıkılabilen Şerafeddin Camii’nin ilk bânisi Şerefeddin Osman’ın aslına uygun olarak yapımına başlanan türbesinin de plastik bir örtü ile kışın etkisi ve yağışlara karşı korumaya alınmasına gerek görülmeyişi, İplikçi Camii’nin umursanmadığını açıkça ortaya koyuyor. 1951 yılında Taş Eserler Müzesi hâline getirilerek 10 yıl ibadete kapatılan İplikçi Camii’nin onarımı için harcanan paraya yazık değil mi?

Öte yandan, günümüzdeki adı Karma Ortaokul olan Mekteb-i Sultanî’nin güneybatı köşesinde yer alan tek katlı “Müze-i Hümâyun” binasının sıvalarının dökülüp, duvarlarının harap hâle geldiğini görmemek için kör olmak gerekiyor. Öğrenci olduğum 1950’li yılların başında bu bina müdürlük lojmanı olarak kullanılıyor ve Okul Müdürü İsmail Oğuz Çörüş ikâmet ediyordu. Müdür bey, ikindi vakti sepetli motosikletine atlar, Konya Lisesi’nde öğretmen olan eşini almaya giderdi. Akyokuş’un altındaki Keçili Deresi’nden gelen ve Hocacihanı takiben İhsaniye’den ve Numune Hastanesi’nin önünden geçen ırmak müdür lojmanının köşesinden Doğanlar mahallesi’ne doğru ayrılır, ana kolu ise okulun önünden devam ederek, İsmet Paşa Okulu’nun arkasından Köprübaşı Caddesi’ne, oradan da İşkalaman’a doğru akmaya devam ederdi. Biz okula yıllardır kapalı olan Taş Kapı’nın önündeki köprüden geçerek girerdik.

Konya’da valilik yapan Avlonyalı Mehmet Ferit Paşa’nın, 1901 yılında çevredeki müzelik eşyaları toplayıp, 1538 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan Konya Bedesteni’nde muhafaza altına aldırdığı, daha sonra bu eşyaların orta okulun köşesindeki binaya nakledilerek Konya’nın ilk müzesinin vücuda getirildiği görülüyor. 2 Eylül 1925 tarihinde İcra Vekilleri heyeti’nin (Bakanlar Kurulu) aldığı bir kararla bütün tekke ve dergâhlar gibi şehrimizdeki Mevlevî Dergâhı da kapatılmış, dergâh yeni bir düzenleme yapılarak 2 Mart 1927’de “Âsar-ı Atîka Müzesi” adıyla açılmış ve orta okuldaki eşyalar buraya nakledilerek, kayıt altına alınmıştır. Bugün ünü dünyanın dört bir yanına yayılan müzenin adı 1954 yılında “Mevlânâ Müzesi” olarak değiştirilirken, İplikçi Camii’nde teşhir edilen taş eserler de Sahip Ata külliyesi’nin bitişiğinde yaptırılan müzeye taşınmıştır.

İbrahim Hakkı Konyalı’nın; miladî 1332’de kürkçü Mes’ud zâde Hacı Ebubekir’in genişlettiğini, 1431’de Karamanoğlu İbrahim Beyin emirlerinden Turgut oğlu Ahmet beyin güçlendirdiğini, 1584 yılında da yandığı için tüccar Hacı Emrullah efendinin tamir ettirdiğini bildirdiği İplikçi Camii’nin ve ortookul bahçesindeki ilk müzenin yeniden ele alınarak onarılması temenni ediyor ve bekliyoruz. 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri