Türkiye İmam-Hatipliler Vakfı (TİMAV), ‘Türkiye’de İmam-Hatip Liseleri Gerçeği’ konulu panel düzenledi. Konya Ticaret Odası Konferans Salonu’nda düzenlenen panelde geçmişten günümüze imam hatiplilerin durumu konuşuldu. İmam hatiplilerin Türkiye’nin gerçeği olduğu vurgulanarak, hiçbir girişimin İmam-Hatiplilerin önünü kesemeyeceği belirtildi. Çok sayıda dinleyicinin hazır bulunduğu konferansa konuşmacı olarak, Konya İl Müftüsü Şükrü Özbuğday, Selçuk Üniversitesi (SÜ) İlahiyat Fakültesi Din Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Tavukçuoğlu, SÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdullah Topçuoğlu, Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Öcal katıldı. Panelin oturum başkanlığını ise SÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Önkal yaptı.
İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Önkal, toplumun İslam’a bağlı olmasına rağmen din eğitimine gereken değerin verilmediğini ifade ederek, bazı çevrelerin zorunlu din eğitimine dahi AB’yi bahane ederek karşı çıktığını söyledi. Okullarda seçmeli din dersinin konulması gerekliliğini dile getiren Önkal, şunları kaydetti: “Okullarda dinin bir kültür olarak verilmesi kadar, seçmeli din dersleri de verilmelidir. Kur’an-ı Anlamak, Peygamber Ahlakı gibi dersler seçmeli olarak müfredata konulmalıdır. İmam hatipler din dersini en iyi şekilde almak için mücadele etmiştir. Bu mücadele hiçbir zaman bitmeyecektir” dedi.
4 YILLIK SÜRE DİN EĞİTİMİ AÇISINDAN YETERLİ DEĞİL
Cumhuriyetten itibaren İmam-Hatip Liselerinin tarihçesini anlatan Yrd. Doç. Dr. Mustafa Öcal, İmam-Hatip Liselerinin 1924 yılında çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kurulduğunu hatırlatarak, 1927’de Şura-ı Devlet’in (Danıştay) çıkardığı kanun ile imamların devlet memurluğundan çıkarıldığını aktardı. Öcal, “İleriki yıllarda din baskı altına alındı. Kur’an basmak ve öğretmek yasaklandı. 1947 yılında CHP’nin 7.Kurultayında bu yasaklar hafifletilmeye başladı. 1950’den sonra ise yeni bir döneme girildi. İmam-Hatip Liseleri 1951-71 yılları arasında adeta altın çağını yaşadı. 1972-82 arasında gümüş dönemini, 1982-97 arasında bronz dönemini, 1997-2010 yılları arasında ise demir dönemini yaşamıştır. 28 Şubat dönemi bu okullar için olumsuz sonuçlara yol açmıştır. O yıllarda getirilen yasaklarla öğrenci sayısında azalmalar görülmüştür. Bugün de bu okullarda eğitim açısından bir çöküş var. Arapça ve Kur’an eğitimi zayıf. Bunu ilahiyata gelen öğrencilerde görüyoruz. Onun için İmam-Hatip okullarındaki eğitim geçmişte olduğu gibi ortaokullarda başlamalı. 4 yıllık bir süre din eğitimi açısından yeterli değildir” dedi.
TOPLUMUN DİNİ İHTİYACINI GİDERİYORLAR
‘Türkiye’de Dini Hizmetlerin Yürütülmesinde İmam-Hatiplerin Rolü’nü açıklayan Şükrü Özbuğday da dinin insanın varoluşundan itibaren bir ihtiyaç olduğunun altını çizdi. “İnsanın manevi ruhunu rahatlatması için dini duygularını tatmin etmesi gerekir” diyen Özbuğday, “Medreselerin kapatılması ile birlikte insanlar dini açıdan boşluğa düştü. Herkes sağa sola müracaat ederek Kur’an öğrenmeye ve dini ihtiyacını gidermeye çalışıyordu. Hacıveyiszade gibi hocalar da bu açığı kapatmaya çalışmışlardır. 1951’den sonra yasakların kaldırılmaya başlaması ile toplum rahatlamıştır. İmam-Hatip Liseleri’nin sayısının çoğalmasıyla bu okullara rağbet artmış ve toplum dini susuzluğunu gidermeye başlamıştır. Ancak 4 yıllık eğitim bu okullar için yeterli değildir. Buna bir çözüm bulunmalıdır” şeklinde ifade etti.
‘Sosyolojik Açıdan İmam-Hatip Liseleri Gerçeği’ni anlatan Prof. Dr. Abdullah Topçuoğlu, 1923-50 arasında toplumdan din olgusunun çıkartılmak istendiğini bildirdi. Türkiye’de laiklik ilkesinin yanlış anlaşıldığını ve milliyetçilik, cumhuriyetçilik gibi kavramların tanımlanmadığına dikkat çeken Topçuoğlu, şöyle konuştu: “80 yıldır devlet dini kendi kontrolüne almaya çalışmıştır. Tüm bunların arkasında siyaset vardır. Eğitim toplumun temel taşıdır. Türkiye’de ki eğitim ise yeni bir insan yaratma düşüncesi üzerine odaklanmıştır. Fakat tüm bunların yanında bir de din var, İmam-Hatip gerçeği var. İmam-Hatipler bir genel lisedir. Meslek lisesi olacak son kurum imam hatiplerdir. Bu bilimsel bir zorunluluktur. Bu okullar önündeki katsayının kalkması bilimsel bir zorunluluktur. Ergenlikten sonra her çocuğa dini eğitim verilmelidir. Çocuk 12-13 yaşlarında kültürel ve dini değerleri alır. İmam-Hatip okulları bu değerlerin verildiği kurumdur. Toplumda din anayasadır, tavırlar yasadır, davranışlar yönetmeliktir. Dolayısıyla dini değerlerle saldırmak toplumda çatışma yaratır. Onun için İmam-Hatipler toplumda en sağlıklı kurumlardır. İmam-Hatiplerin gelecek kuşaklara değerlerin aktarılması için bir roldür. Bunun için de gerekenler yapılmalıdır.”
ANAYASA’NIN 24. MADDESİ DEĞİŞMELİDİR
Prof. Dr. Mustafa Tavukçuoğlu da ‘Türkiye’de ve Avrupa’da Din eğitimi ve Öğretiminin Karşılaştırılması’nı anlattı. Avrupa’da din eğitiminin genel eğitim müfredatı içinde belirlendiğini bildiren Tavukçuoğlu, “Avrupa, kilise ile mücadelesinin sonunda dini bir sistem içine almıştır. Ordaki laiklik kavramı, kim hangi dindense o dinin dersini almasıdır. Bizdekiyle tamamen zıttır. Bir kişi hiçbir din dersini almak zorunda değilse mutlaka ahlak dersini alma zorunluluğu getirilmiştir. Din eğitimi genel eğitimden ayrılmamıştır. Bizde ise 4. sınıftan sonra Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi mecburi. Genel eğitimde dinle ilgili ne uygulama var ne düzenleme. Bu kadar uzun bir din eğitimi dersi dünyada yoktur. Avrupa’da kısaca din dersi olarak geçiyor. Bizde ibadet eğitimi alacak kişinin yaşı bile soruluyor. Din eğitiminin yaşı yoktur. Onun için Anayasa değişikliği hazırlığının yapıldığı şu günlerde din eğitimini kısıtlayan 24. madde de değiştirilmelidir” diye konuştu. Konuşmaların ardından Konya İmam-Hatip Liseleri arasında düzenlenen ‘İmam-Hatiplilik Bilinci’ konulu yarışmada dereceye 13 öğrenciye ödül verildi.
HASAN AYHAN