Yazımın başlığı genel gibi görünse de kastım; Konya İmam-Hatip Okulu mezunları. İçimden geldi, kendime yabancı hissetmediğim arkadaşlarımla kısa bir hasbihalde bulunmak istedim. Yüz yüze hasbihal edebilme şansımız olmadığı için bu işi gazetemiz aracılığıyla yapmaya karar verdim. Bu hasbihalle hem bir kısım arkadaşlarımın hislerine tercüman olacağım, hem de içimi boşaltma ve rahatlama fırsatı bulacağım.
Biz, her sene Temmuz ayının ikinci pazartesi günü uygun bir yerde toplanırız. Önceleri Konya İmam-Hatip Okulunun ilk mezunları (49 kişi) toplanıyorduk. Sonra ikinci ve üçüncü devre mezunlarını da büyükleri olarak toplantılarımıza dâvet ettik. Toplantılarımız bir iki senede öyle devam etti. Toplantılara katılanları sayı olarak yeterli bulmamış olacağız ki dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci mezunları da ağabeyleri olarak rica ettik. Nihayet bu seneki toplantıyı 12 Temmuz Pazartesi günü yedi devre mezunların katılımıyla yaptık. Son toplantımıza kaç kişi katılsa beğenirsiniz. 60-70 arası bir rakam. Bu rakamları yazınca haklı olarak yedi devre mezunlarının kaş kişi olabileceğini merak ettiniz. Konya İmam-Hatip Okulu yedi senede tahminen 150’nin üzerinde mezun vermiş. Mezun sayısına göre toplantılara katılanların ne kadar az ve düşündürücü oldukları ortaya çıkıyor.
Bahsettiğim toplantıya katılanların hemen hemen tamamı bulundukları görevlerinden emekli olmuşlar. Toplantıya katılmak için özel ve resmi görev şartları yönünden de bir engel yok. Üniversite dâhil, çalışan kimse kalmamış. Yani üniversitelerdekiler de emekli olmuşlar. Mezunlarımız, hayatın çeşitli kademelerinden geçerek büyük tecrübe kazanmışlar ve bilgi sahibi olmuşlar. Bendeniz, ilk mezunlardanım. Bizim devreden 13 arkadaşımızı kaybetmişiz. Allah hepsine rahmet eylesin, hasretle anıyoruz.
Bu toplantılar, Allah ömür ve imkân verdiği sürece devam edecek. Önümüzdeki yıl yapacağımız toplantıya bakalım kaç kişi iştirak edebilecek. Bize hocalık yapan değerli insanlardan hayatta olanını ben bilmiyorum. Ve duymadım da. Olduğunu da zannetmiyorum. Konya İmam-Hatip Okulu açılalı yarım asrı geçmiş. Bir taraftan ömürlerini tamamlayıp Ahirete intikal eden mezunlar ve hocalar. Diğer taraftan onların bıraktıkları boşlukları doldurmaya, emaneti taşımaya çalışan yetenekli hocalar ve yeterli sayıda mezunlar. Demek ki bu su akmaya ve rüzgâr esmeye başlamış. Şimdilik sakin görünüyor, ama kükreyeceği, çağlayarak ve coşarak akacağı günlerde elbette olacaktır.
Bu toplantılara, aynı devrelerden mezun olup ta diğer mesleklere kayanlar ve sonradan edindikleri mesleklerde yükselenler, hattâ meşhur olanlar her nedense gelmiyorlar. Gelmiyorlar diyorum, ama az da olsa gelenler var, onlara müteşekkiriz. Gelmezlerse gelmesinler diyemiyoruz, çünkü öyle bir hak ve yetkimiz yok. Sanki İmam-Hatip Okulunu yalnızca bulundukları mesleği elde etmek için kullanmışlar gibi. İçlerinden bir tanesi: “Haber vermiyorsunuz ki katılalım.” dese ve bizi ikaz etse ellerinden öpeceğim.
Belki de hakkım olmayarak onları suçluyorum. Aslında esas meslekte kalan ve başka bir işleri de olmayan mezunlar katılmıyorlar ki, onlar katılsınlar. Üniversite hocası olan değerli mezunlarımızdan Prof. Dr. Hayretten Karaman, Prof. Dr. Mustafa Uzunpostalcı, Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu,Yard. Doç. DR. İsrahim Altunel ve Yard. Doç. Dr. Durmuş Özbek. Yüksek İslâm Enstitüsü Müdürlüğünden Emekli Durmuş Sert ve Emekli Akademisyen Kâmil Yaylalı katılıyorlar. Mustafa Ateş ilerlemiş yaşına rağmen İzmir’den geliyor. Mehmet Doğru İstanbul’dan geliyor. A.Kadir Hacıismailoğlu Ankara’dan geliyor. Ali Cengiz Antalya’dan geliyor.
Bu hocalarımız, bizim toplantılarımıza katılanlardan ibaret değil ki ve sayıları da o kadar az değil ki. Konya, İstanbul, İzmir ve Bursa ilâhiyat fakültelerinde hocalık yapan birçoğu emekli olmuş arkadaşlarımız var. Onlar neye katılmıyorlar acaba diye kendime sorup duruyorum. Galiba yanlış nefse soruyorum, demek ki onlara sormak yazım.
İlmî şöhreti Türkiye Sınırları dışına çıkmış, İmam-Hatip Neslinin geleceği ve iyi yetiştirilmesi için çeşitli sıkıntılara göğüs germiş ve birçok eseri yasancı dillere tercüme edilmiş Hayrettin Karamana devre arkadaşları soruyorlar: ”Hocam, her toplantımıza katılacak mısınız?” “Allah, emanetini almadığı sürece katılacağım.” diyor. Hem de İstanbul’dan, Biz biliyoruz ki Sayın Karamanın hiç boş vakti yok. Hayrettin Karamanın önündeki zaman ilmi toplantılarla, yurt içi ve yurt dışı ilmi görüşmelerle, yayın programları ile doludur. Ben inanıyorum ki Hayrettin Karaman’ın, belli olan yıllık programındaki en önemli kırmızı nokta mezun arkadaşlarıyla yapacağı pikniktir.
Şimdi Konya İmam-Hatip Okulundan mezun olan arkadaşlarıma sesleniyorum: Bir Hayrettin Karaman da siz olamaz mısınız? Yalnız yılda bir defa yapılan buluşma toplantılarına değil de, okulumuzla ve mezunlarıyla ilgili bütün toplantılara katılsanız ne olur? Biz de bu ilgi ve heyecan olsaydı acaba İmam-Hatip Okulları bu duruma düşer miydi?
Bahsettiğim toplantıya katılanların hemen hemen tamamı bulundukları görevlerinden emekli olmuşlar. Toplantıya katılmak için özel ve resmi görev şartları yönünden de bir engel yok. Üniversite dâhil, çalışan kimse kalmamış. Yani üniversitelerdekiler de emekli olmuşlar. Mezunlarımız, hayatın çeşitli kademelerinden geçerek büyük tecrübe kazanmışlar ve bilgi sahibi olmuşlar. Bendeniz, ilk mezunlardanım. Bizim devreden 13 arkadaşımızı kaybetmişiz. Allah hepsine rahmet eylesin, hasretle anıyoruz.
Bu toplantılar, Allah ömür ve imkân verdiği sürece devam edecek. Önümüzdeki yıl yapacağımız toplantıya bakalım kaç kişi iştirak edebilecek. Bize hocalık yapan değerli insanlardan hayatta olanını ben bilmiyorum. Ve duymadım da. Olduğunu da zannetmiyorum. Konya İmam-Hatip Okulu açılalı yarım asrı geçmiş. Bir taraftan ömürlerini tamamlayıp Ahirete intikal eden mezunlar ve hocalar. Diğer taraftan onların bıraktıkları boşlukları doldurmaya, emaneti taşımaya çalışan yetenekli hocalar ve yeterli sayıda mezunlar. Demek ki bu su akmaya ve rüzgâr esmeye başlamış. Şimdilik sakin görünüyor, ama kükreyeceği, çağlayarak ve coşarak akacağı günlerde elbette olacaktır.
Bu toplantılara, aynı devrelerden mezun olup ta diğer mesleklere kayanlar ve sonradan edindikleri mesleklerde yükselenler, hattâ meşhur olanlar her nedense gelmiyorlar. Gelmiyorlar diyorum, ama az da olsa gelenler var, onlara müteşekkiriz. Gelmezlerse gelmesinler diyemiyoruz, çünkü öyle bir hak ve yetkimiz yok. Sanki İmam-Hatip Okulunu yalnızca bulundukları mesleği elde etmek için kullanmışlar gibi. İçlerinden bir tanesi: “Haber vermiyorsunuz ki katılalım.” dese ve bizi ikaz etse ellerinden öpeceğim.
Belki de hakkım olmayarak onları suçluyorum. Aslında esas meslekte kalan ve başka bir işleri de olmayan mezunlar katılmıyorlar ki, onlar katılsınlar. Üniversite hocası olan değerli mezunlarımızdan Prof. Dr. Hayretten Karaman, Prof. Dr. Mustafa Uzunpostalcı, Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu,Yard. Doç. DR. İsrahim Altunel ve Yard. Doç. Dr. Durmuş Özbek. Yüksek İslâm Enstitüsü Müdürlüğünden Emekli Durmuş Sert ve Emekli Akademisyen Kâmil Yaylalı katılıyorlar. Mustafa Ateş ilerlemiş yaşına rağmen İzmir’den geliyor. Mehmet Doğru İstanbul’dan geliyor. A.Kadir Hacıismailoğlu Ankara’dan geliyor. Ali Cengiz Antalya’dan geliyor.
Bu hocalarımız, bizim toplantılarımıza katılanlardan ibaret değil ki ve sayıları da o kadar az değil ki. Konya, İstanbul, İzmir ve Bursa ilâhiyat fakültelerinde hocalık yapan birçoğu emekli olmuş arkadaşlarımız var. Onlar neye katılmıyorlar acaba diye kendime sorup duruyorum. Galiba yanlış nefse soruyorum, demek ki onlara sormak yazım.
İlmî şöhreti Türkiye Sınırları dışına çıkmış, İmam-Hatip Neslinin geleceği ve iyi yetiştirilmesi için çeşitli sıkıntılara göğüs germiş ve birçok eseri yasancı dillere tercüme edilmiş Hayrettin Karamana devre arkadaşları soruyorlar: ”Hocam, her toplantımıza katılacak mısınız?” “Allah, emanetini almadığı sürece katılacağım.” diyor. Hem de İstanbul’dan, Biz biliyoruz ki Sayın Karamanın hiç boş vakti yok. Hayrettin Karamanın önündeki zaman ilmi toplantılarla, yurt içi ve yurt dışı ilmi görüşmelerle, yayın programları ile doludur. Ben inanıyorum ki Hayrettin Karaman’ın, belli olan yıllık programındaki en önemli kırmızı nokta mezun arkadaşlarıyla yapacağı pikniktir.
Şimdi Konya İmam-Hatip Okulundan mezun olan arkadaşlarıma sesleniyorum: Bir Hayrettin Karaman da siz olamaz mısınız? Yalnız yılda bir defa yapılan buluşma toplantılarına değil de, okulumuzla ve mezunlarıyla ilgili bütün toplantılara katılsanız ne olur? Biz de bu ilgi ve heyecan olsaydı acaba İmam-Hatip Okulları bu duruma düşer miydi?