Önce şunları sormak istiyorum:
Eğitim ve öğretime açıldığı tarihten bu yana; Türk basınında, sinemasında ve tiyatrosunda İmam-Hatip Okullarını insafsızca suçlayanlar ve bu okullarla ilgili uydurma haberler yapanlar ve yayanlar, gelişmeler karşısında mahcup oldular mı? Meşhur ve malum köşe yazarlarının, aydın geçinen devrimcilerin bu okullarla ilgili yalanları ve iftiraları ortaya çıkınca, zaman ve olaylar onları doğrulamayınca pişmanlık duyarak utandılar mı?
Kısa zamanda yurt çapında yenileri açılan İmam-Hatip Okullarıyla ilgili müspet gelişmeler ve sosyal gerçekler karşısında; biz haksızlık etmişiz ve yanılmışız diyerek olgunluk gösterdiler mi?
Onlar halâ mahcup olmadılar, utanmadılar ve olgunluk da göstermediler. Çünkü İmam-Hatip Okulları hakkında yazıp çizdiklerinin, söylediklerinin ve sahnelediklerinin maksatlı olduğunu peşin peşin biliyorlardı.
Neden mahcup olsunlar, neden utansınlar ve neden olgunluk göstersinler? Aksine yıllarca yürüttükleri suçlama ve karalama çalışmalarının neticesini almaya başladıkları için sevinçliler.
Önceleri medyada, devrimci sivil örgütlerde, sosyal demokrat ve liberal sermaye çevrelerinde başlatılan karalama ve yıpratma kampanyası, yavaş yavaş resmi kurumlara da tesir etmeye başladı. MEB de bu propagandanın etkisi altında kalarak ciddî şekilde İmam-Hatip Okullarının geleceğini düşünmeye başladı. Nihayet ilköğretimin sekiz yıla çıkartılması ve 28 Şubat kararlarının devreye sokulmasıyla Kur'an kursları da projeye dahil edilerek İmam-Hatip Okullarının ipini çektiler.
İmam-Hatip Okullarında talebenin azaldığını, hattâ bazı yerlerde hiç kalmadığını ve başvuran olmadığı için bazı okulların kapandığını görünce nihayet beklenen oldu diye hiç ses çıkartmadılar ve işi tabii seyrine bıraktılar. Hal bu ki görevleri; bu okullarda talebe neden azaldı diyerek çaresini düşünmek, nerede hata yaptık diyerek durumu düzeltmek için tedbir almak değil mi? Bunun için maaş almıyorlar mı, bu millet onları bu amaçla beslemiyor mu? Türk milletinin yüzde doksan dokuz onda dokuzu Müslüman. Bu milletin çocukları dinlerini nasıl, nereden ve kimden öğrenecekler? İlgili makamları işgal edenlerin görevleri, Müslüman Türk milletinin ihtiyaçlarını karşılamak ve isteklerini yerine getirmek değil mi? Bunlar maaşlarını verene hizmet etmiyorlar mı? Yoksa maaşı bir yerden alıp, başka bir yere mi çalışıyorlar?
Önce dünyanın hiçbir yerinde örneği görülmediği şekilde başörtüsünü bahane ettiler ve başörtülü kız öğrencileri okullara almamaya başladılar. Rahibe okullarındaki başörtüsüne kimse bir şey demiyordu, ama Diyanet İşleri Başkanlığı başörtüsünün dinin emri olduğunu söylüyor kimse dikkate almıyordu. Dinin emri öyle, ama bizim emrimizde böyle dercesine. Acaba bu açıklamayı papalık yapsaydı daha mı tesirli olurdu ve dikkate alınır mıydı?
Başörtüsü de netice vermeyince işi ilköğretimin sekiz yıla çıkarılmasına ve radikal 28 Şubat kararlarının uygulanmasına kadar götürdüler. Ondan sonra Türkiye'de İmam-Hatip Okullarının ne hale getirildiğini hep birlikte gördük.
Türkiye'de İmam-Hatip Okulları ilk defa 1951 yılında yedi büyük ilimizde açıldı. Milletin sevinçle karşıladığı ve alkışladığı tarihten bu yana 58 yıl geçti. Demek ki İmam-Hatip Okullarının açıldığı tarihten bu güne yarım asırdan fazla zaman geçmiş. İmam-Hatip Okullarının ilk mezunları görevlerini pürüzsüz ve şerefle tamamlayarak emekli bile oldular. Din eğitim ve öğretimine kapılarını açan bu yarım asır içerisinde, dinî alanda çok şey değişti ve manevî düşünce de müspet gelişmeler oldu.
Tarihe, Türkiye'de dinî eğitim ve öğretimin yeniden başlatıldığı zaman olarak geçecek olan bu yarım asır, çok şeyi yalanladı ve çok şeyi doğruladı.
İmam-Hatip Okullarının mezunlarının Türkiye'nin geleceğini karartacağını söyleyenlerin, onların modern çağa ayak uyduramayacaklarını iddia edenlerin, lâiklik ilkesinin ortadan kaldırılacağını... ileri sürenlerin tamamı yalanladı.
İmam-Hatip Okullarının memleketimiz için hayırlı olduğunu, ilmin gelişmesine ve ilim sahibi din görevlilerinin yetişmelerine vesile olacağını, tarafsız, objektif ve çağdaş dindar insanlar yetiştireceğini, dinî ve millî kültürümüzde yükselme sağlayacağını... söyleyenleri doğruladı.
İmam-Hatip Okulunun açılışından endişe edenler ve devrim kanunları da değiştirilecek diye korkanlar herhalde şu anda yetmiş yaşın üzerindedirler. Bu yaşa gelmiş ve gerçekler görülmüş ve karanlık noktalar -varsa- aydınlanmış olmasına rağmen, bu okullar hakkında hâlâ aynı şeyi düşünüyorlar, fırsat buldukça yazıp çiziyorlar.
Bu insanlar, İmam-Hatip Okullarının çağdaş ilme kapılarını kapatmış gerici yuvaları olduğunu iddia ediyorlardı. Bu düşünceye sahip olanlardan yaşayanları, durumun iddia edildiği şekilde gelişmediğinden herhalde üzgündürler. Eğer İmam-Hatip Okullarından mezun olanların içerisinden gerici ve yobazlar çıksaydı memnun olacaklardı ve biz bu durumu yıllarca önce söylemedik mi diyeceklerdi. Nasılda her şey bizim bahsettiğimiz gibi oldu ve yıllar sonra ortaya çıktı diyerek devrim davulu çaldırıp oynayacaklardı. Ne yazık ki öyle olmadı ve zaten verilen kültürle, mezunlarının öyle olması da mümkün değildi.
Çok şükür İmam-Hatip Okulu mezunları, bu okulları açanları ve kendilerine ümit bağlayanları mahcup etmediler. Bu eğitim kurumu, orta öğretimde örnekliğini hep korudu. Bu zamana kadar yurt çapında binlerce mezun verdi. Mezunları arasında modern hayata, demokratik sisteme ve çağdaş düşünceye ters düşecek kimse çıkmadı. Mezunları zaman zaman haksız yere suçlandı, zaman zaman hakları sınırlandı, zaman zaman hırpalandı, zaman zaman resmi kurumlardan çıkarıldı, ama soğukkanlılıkla ve ülke sevgisiyle hep sabrettiler. Sabreden derviş, muradına erermiş.