İlk Tokat

.

Sıradan bir gündü, sabah kahvaltısını yaptık. Kuşların cıvıltıları evin içini ılık bir rüzgâr gibi dolduruyordu. Sarı sıcak, bahar yaz karışımı mayıs ayının ortasında öyle günlerden birini yaşıyorduk. Gün cumartesiydi okulda tatildi.
Dedem;
-Ben bahçeye gidiyorum;
-Oğul sende gel! Bahçedeki otları biraz ayıklayalım, hem bana yoldaş olursun, diyerekten seslendi.
-Tamam dedim.
 Beraber yola koyulduk. Bahçe, köye yakın, dere kenarında, söğüt ve kavak ağaçlarının gölgesinde bir bahçedir. Baharda derenin suyu hızlı akıyordu. Dedem derenin yanına gelince’’ bak genç insan kanı gibi hızlı akıyor. Agustus ayına gelince bu derenin suyu benim damarlarımdaki kan gibi yavaş akıyor diye mırıldandı.
Biz işe başlamadan önce;
- Yevmi yeni şimdi mi istiyorsun, giderken mi? Vereyim diyerek benim çalışma azmimi iştahlanırdı. -Şimdi diye… Birden ağzımdan bir ses çıktı.
 Dedem beş lirayı bana verdi.
-Bismillah diyerek işe başladı.
 Ben parayı alınca bahçenin içinde sevinçten iki kolumu açtım. Bir tayyarecilik oyunu oynamaya başladım. Dizlerime kadar yeşil otların içinde, nasıl oldu bilemeden ağaç dallarlının birine elim çırptığı gibi para dereye ve hızla akan suların üstünden akmaya başladı. Bizim yevmiye gitti. Ardından baka kaldım. Alacağım oyuncağın hayalini kurmama gerek kalmadı. Gözlerim dolar gibi oldu. Dedem şöyle bir baktı;
- Üzülme giderken yevmi yeni tekrar alırsın, diyerekten saçımı okşadı. Ben paramı alacağımdan emin oldum. Dedem bir kere söz verdimi, sözünden dönmezdi. Ben paramı cebimde biliyordum
 Ben kendimi biraz suçlu gibi hissetimse de otları ayıklamaya başladım. Dedem ‘’ sordum sarıçiçeğe annen baban varımıdır.’’ Diyerekten hem çalışır, hem söylenirdi. Gelen, geçen selam verip, kolay gelsin! Diyerekten yollarına devam ediyorlardı. Bizde;
- Sağ ol! Sağ olun… Diye karşılık verirdik. Bahçenin otlarını biraz ayıklayıp yorulunca, söğüt kavak ağaçlarının gölgesinde yeşil çimenlerin üzerine uzanıp, derenin çağıltısı ve kuş seslerinin cıvıltısı musiki gibi geliyordu bu seslerin arasında dinleniyorduk.
 Tokat yiyeceğim zamanı bekliyordum herhalde, öylede güzel çalışıyordum. Otu çektim çektim, ot kopmadı. Kesekle beraber geldi. Bende kesekten otu kurtaramadım, kaldırdım dereye attım.
 Hiç anlayamadım enseme bir tokat geldi. Nerden geldiğini bilemedim. Niye bu tokat diyemeden? Bana karşı; yumuşak huylu, sevgi dolu, şefkat ve merhamet kapısı dedem.
 -Sen ne yapıyorsun? Vatan toprağını dereye attın. Toprak bir avuç olsa da vatandır. Onun uğruna canlar verilmiş, kanlar dökülmüştür. Bu bahçe bizim ola bilir ama dereye attığın vatan toprağıdır. Bu toprak milletin toprağıdır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri